İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Lazlar

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Lazların ayrı bir etnik topluluk olduğunu, bu insanların ayrı bir dil ve kültüre sahip olduklarını bilmeyen insanlarımız, Karadeniz Bölgesindeki insanlarımızın tamamına Laz - Lazoğlu deyip geçtikleri bilinen gerçektir. Yani her Karadenizli insan, Laz değildir…Öyleyse Laz kimdir? 

Lazlar hakkında bilgi edinmek isteyenlerin ilk başvurabilecekleri kaynaklar, bazı ansiklopedilerin ilgili maddeleri ve bazı kitapların Lazlardan da bahseden bölümleridir. Gerek ansiklopediler ve gerekse kaynak olarak ansiklopedileri alan kitapların Lazlar hakkında bize vermeye çalıştıkları bilgiler aydınlatıcı olmaktan çok uzaktır. Daha doğrusu, bu bilgiler eksik, yanlış ve bazen de yanıltıcıdır. Günümüzde Türkiye’de Lazlar hakkında ciddi, bilimsel çalışmalar yapılmamış olması; araştırma ihtiyacının belirmemiş olması, ansiklopedilere, sözlüklere ve kitaplara yansıyan eksik ve yanlış bilgilerin zaman içerisinde meşruiyet kazanmasına, doğru olarak kabul görmesine ve aktarılmasına neden olmuştur.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle, Sovyetler Birliği’yle bağlantılı ve onun lehineymiş gibi görülerek sakıncalı bulunan her türlü kavram ve oluşumun artık Türkiye’de yavaş yavaş tartışılır hale gelmesiyle birlikte, Lazlar hem kendilerini sorgulamaya başladılar, hem de kendileriyle ilgili birtakım bilimsel çalışmaların yapılmaya başlamasına yol açtılar.

Dünya dengelerinin dayattığı toplumların yeniden yapılanma süreci, Karadeniz Bölgesi’nin antik Kolhida Uygarlığı’nın günümüzdeki temsilcilerinden olan Lazları da etkiledi. Geleneksel Kukla, Karagöz, Meddah, Ortaoyunu ve fıkraların, ağzı kalabalık, karşısındakine konuşma fırsatı vermeyen, aklı kıt bir rol üstlendirdiği “Laz” kimdir? Evet Türkiye’de yaşayan etnik gruplardan biri tasnifine sokularak değerlendirilmeye çalışılan “Laz” kimdir?

Lazların en eski tarihleri, Kolhida kültür ve yönetim alanıyla yakından ilişkilidir. “Kolhida” adından ilk kez, MÖ 8. yüzyıla ait “Urartu Yazıtları’nda” bahsedilmiştir. MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Rodoslu Apollonius, “Argo” adlı eserinde Kolhida ve Kolhidalılar hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Kolhida’yı Apollonius’un eserinde ön plana çıkartan Kolhida’nın sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginlikleriydi. Kolhida’nın zamanının önemli bir bölgesi olduğunu gösteren diğer bir kanıt da, Homeros’un Odyssesia adlı eserinde Kral Aietes’in ülkesi olarak anılmasıdır.

Günümüzde Gürcüstan’ın batısında yapılan arkeolojik kazılar, gün ışığına çıkartılan en eski antik kent ve diğer yerleşim birimleri ve diğer bulgular Kolhida’nın maddi zenginliklerini ve kültürünü gözler önüne sermektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar, Kolhida’nın da içinde bulunduğu bölgenin “Eski Taş Devri’nden beri” insanların yaşam alanı olduğunu göstermiştir. Ünlü tarihçi Amasyalı Strabon ve Bizanslı Suidas Kolhida’nın zengin altın rezervlerine dikkat çekmektedir.

Kolhida kültür alanının sınırları batıdaki Psov Nehri, kuzeyde Kafkas Sıradağları, doğuda Suram etekleri ve güneyde de Karadeniz’i izleyerek Trabzon’a kadar uzanmaktaydı. Tarafsız tarihçiler, Kolhida Kültürünü Laz, Gürcü ve Abhaz halklarının süreç içinde yarattıkları “ortak bir kültür” olarak tanımlamaktadırlar. MÖ 6. yüzyılda kurulan “Kolhida Devleti” ise, Karadeniz kıyısındaki “Gagra” civarında “Çoruh” ağzına kadar olan bölgeyi kapsamaktaydı.

Bugün Türkiye’nin Rize ve Artvin illerine bağlı Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa ilçeleriyle Gürcüstan’a bağlı Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum’da oturan, Müslüman olan ve kendilerini “Laz” olarak tanımlayan ve Gürcüler tarafından “Çani” olarak tanımlanan bu insanlar ve onların Hıristiyan olan akrabaları Megreller, bugün olduğu gibi “Helenistik Çağ’da” da Sohumi’den başlamak üzere Trabzon’un doğu sahillerine kadar olan bölgede yaşıyorlardı…

Latinlerin 1204’te İstanbul’u işgal etmeleriyle Bizans İmparatorluğu zaafa uğradı. Bu gelişmeler, Gürcü Kraliçesi Tamara’nın, Krallığının sınırlarını Trabzon’u da içine alacak şekilde genişletmesine yardımcı oldu. Trabzon Krallığı’nın başına Kraliçe Tamara’nın yakın akrabası Prens David Kommenon geçirildi. Trabzon yöresine de Lazlar yerleştirildi ve Trabzon Krallığı’nda önemli görevler üstlendiler.

Lazların Bizanslılarla mücadelesi, 1453’te Osmanlıların Bizans İmparatorluğu’na son vermeleriyle bitti. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Krallığı’nı 1461’de ele geçirmesiyle de Lazlar Osmanlı yönetimine girmiş oldular. Lazların süreç içinde Müslümanlığı kabul etmeleriyle de Osmanlı tebası olmaları pekiştirildi. 

Osmanlı yönetimi, Güney-doğu Karadeniz bölgesini onbir idari bölgeye ayırdı. Her bölgeyi bir Laz Derebeyi yönetiyordu. Trabzon vakayinameleri Lazlardan ayrı ayrı söz etmektedir. Kâtip Çelebi Lazların “itaatsiz” olduklarından bahseder.

1851’de Acara bölgesi, Yukarı Gurya ile birlikte yeni kurulmuş olan “Lazistan Sancağı’na” bağlandı ve Batum sancak merkezi oldu. Ancak Batum’un 1878’de Rusların eline geçmesiyle sancağın merkezi Rize oldu. Şemsettin Sami, bu yeni sancak alanının sahil boyunca uzunluğunun 120 km. ve genişliğinin 25-30 km. arasında olduğunu, Lazistan Sancağı’nın Rize, Atina ( bugünkü Pazar) ve Hopa isimleriyle üç kazaya, 6 nahiyeye bölündüğünü ve 364 köyü içerdiğini Kâmüs-ül Alâm adlı eserinde belirtmektedir.

1914’te İstanbul’da kurulan “Laz Talebe Cemiyeti” ve yine İstanbul’da 1919’da kurulan “Laz Tekâmül-ü Milliye Cemiyeti” bu yüzyılın başlarında Lazların kültürel özgürlük bağlamında da olsa çalışmalar yaptıklarını göstermektedir.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte yönetime hakim olan “tek ulus”, “tek dil” anlayışı çerçevesinde “Lazistan Sancağı” lâğvedildi. Eskiden “Lazistan Sancağı” içinde yeralan Pazar, Ardeşen, Fındıklı ilçeleri Rize iline; Arhavi ve Hopa ilçeleri Artvin iline bağlandı. Bu yöredeki tarihsel yerleşim birimlerinin adları değiştirildi.

Lazlar, Güney-doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşıyorlar. Ayrıca Rusların Kafkasya’da hakimiyet kurmalarından sonra; 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra; 16 Mart 1921 tarihli Türk-Rus anlaşmasından sonra da Türkiye sınırları dışında kalan, başka yerlere de göç ettiler. Bu yerleşim bölgelerinden bazıları şunlardır:

BOLU: Akçakoca (Merkez); Düzce (Konuralp), Ballar, Kabalak (Lazhamidiye), Osmanca, Suncuk (Lazsuncuk), Şekerpınar (Lazşekerpınar), Yayla (Lazşerefiye), Yazlık (Lazyazlık),

BURSA: Gemlik (Merkez); Katırlı,

İSTANBUL: Beykoz (Merkez); Dereseki, Kaynarca Mah.; Üsküdar (Merkez); Reşadiye; Yalova (Merkez); Akköy, Kadıköy, Kurtköy, Safran (Paşaköy), Üvezpınar, Delipazar, Kaplıca; Çınarcık, Ortaburun,

KOCAELİ (Merkez): Çubukluosmaniye, Suadiye (Çepni); Derbent, Maşukiye, Kestanelik; Karamürsel (Merkez): Altınova, Çamçukur, Güzelyalı (Ereğli/Güzelkıyı), Osmaniye (Uzundere), Safiye (Çiftlik), Suludere, Yalakdere, Senaiye (Başkiraz),

SAKARYA (Merkez): Çaybaşı, Yeniköy (Lazçaybaşı), Değirmendere, Karataş; Akyazı (Merkez): Hasanbey, Kazancı, Dokurcun, Kayabaşı, Karapürçek, Hocaköy; Geyve: Doğançay, Maksudiye; Hendek (Merkez): Kocadöngel (Kocatöngel); Sapanca (Merkez): Akçay, Balkaya, Dibektaş, Erdemli (Ulviye/İstanbuldere), Fevziye, Hacımercan, İkramiye, Kurtköy, Memnuniye, Şükriye, Selamiye,

ZONGULDAK: Bartın, Amasra, Çakrazova.

Türkiye’de bilimsel ve sağlıklı veriler bulunmadığından Ülkemizde ne kadar Laz bulunduğu, anadili ve ikinci dili Lazca olan insanların gerçek sayılarını verebilmek mümkün değildir. 

Gürcüstan’a bağlı Acara Özerk Cumhuriyeti’ndeki Lazlar ile Abhazya Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Lazlar (1926 sayımlarına göre; Abhazya’da 1.875 kişi), Sovyet yönetiminin ilk yıllarında oldukça özgürdüler. Nüfus sayımlarına, 1926 yılına kadar, kendi etnik kimlikleriyle kaydedildiler. Laz okulları açıldı. Laz çocukları kendi anadillerinde de eğitim görmeye başladılar. Lazca 1920’li yıllarda yazılı bir dil haline geldi, Latin Alfabesine dayalı bir alfabe kullanıma konuldu. Ders kitaplarının yanı sıra, kültür hayatıyla ilgili kitaplar yayımlanmaya başladı. Lazca Tiyatro eserleri sergilendi, gazete ve kitaplar çıkartıldı. 1939’dan başlamak üzere nüfus kayıtlarına “Gürcü” olarak kaydedildiler. 1937-1938 meşhur Stalinist tutuklama ve sindirme döneminde Lazların  halk önderleri baskılara uğradı, kimileri sürgün edildi, kimileri öldürüldü! Kimileri başka yerlere sürgün edildiler.

35 harften oluşan Laz Alfabesi 1984 yılından beri Türkiye Lazları tarafından derleme ve yayın çalışmalarında yoğun olarak kullanılmaktadır.

Lazlar

Lazların yaşadıkları Batum’dan bir görünüm

Hristiyan Lazlar’ın Müslümanlıkla tanışmaları Osmanlı İmparatorluğu’nun yöreyi etki alanına almasından sonra 1461 yılından başlamak üzere olmuştur. Lazların zorla Müslümanlaştırıldıkları şeklinde birtakım iddialar varsa da, bu iddialar Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge dengelerine özen gösteren yaklaşımıyla çelişmektedir. Esasen ecdadımız, hiçbir millete, zorla İslamiyeti dayatmamıştır.

1523 yılında Rize’ye bağlı yerlerde nüfusun yüzde 92’sinin Hıristiyan, yüzde 8’inin Müslüman; Pazar ilçesine bağlı yerlerde yüzde 84’ünün Hıristiyan, yüzde 16’sının Müslüman; Arhavi kazasına bağlı yerlerde yüzde 89.5 Hıristiyan, yüzde 10.5 Müslüman olduğu belgelerle sabittir. Sarp sınır kapısının 1988’de açılmasıyla, bölünen Laz aileler sınır ötesindeki Laz, Megrel ve Gürcülerin Türkiye Lazlarıyla kucaklaşmışlardır.

Lazların maddi ve manevi kültürlerinin Batı Gürcüstan yöresiyle yakından bağlantıları vardır. 

Lazlar iyi birer yapı ustası olarak da bilinirler. Yarı kâğir tipte yapmış oldukları evler mimari açısından önemli bir yer tutar. Günümüzde bile, dağ köylerinde, “Noderi” denilen, “İmece” komşular arasındaki yardımlaşmanın en güzel örneklerindendir.

Atmaca ile avlanma, Lazlar arasında tutkunluk derecesinde yaygındır. Balıkçılık da yapan Lazlar, çok yakın zamanlara kadar kayıklarını kendileri inşâ ediyorlardı.

Aile büyüğü yaşlı kadın “Dadi” diye adlandırılır ve bilgeliğine saygı duyulur. Yabancıların bulunduğu ortamlarda bile kadınlar konuşmalara katılabilir ve görüşlerini açıklayabilirler.

İslâmlık öncesi bazı inanışlar hâlâ varlığını sürdürmektedir. Lazlar arasında en çok korkulan ve “Toli” diye adlandırılan nazardır. “Toli”ye karşı her vadide ayrı ayrı korunma büyüleri uygulanır. Bu büyü ve muskalar evlerin damlarına asılmaktadır. Lazların büyük bir çoğunluğu, çürüme ayı olan temmuzda bağırarak denize atlayan “Germakoçi” denen orman insanının varlığına inanır.

Lazların maddi ve manevi kültürlerine ilişkin veriler, alan çalışması yapacak yerli ve yabancı bilim adamlarının ilgisini oldukça çekecek zenginliktedir.

Yazarın Diğer Yazıları