İrfan Ünver Nasrattınoğlu

M.Rıza Çerçel Kültür Merkezi Müdürü HAKAN ERGUN VE ESERLERİ

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Merhum İbrahim Küçükkurt, Kocatepe Üniversitemizin eski Rektörlerinden Prof.Dr.Şan Özalp’in danışmanı idi ve Üniversitemizin gelişimine önemli ve büyük katkılarda bulunmuştu. Örneğin, Üniversite ile ilgili bazı mekânlara, onun önerdiği kişilerin isimleri verilmişti. Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ)’nin kent merkezindeki Kültür Merkezi’ne, “M.Rıza Çerçel Kültür Ve Sanat Merkezi” adının verilmiş olması, Merhum Küçükkurt’un sayesinde gerçekleşmiştir. Ki Merhum Çerçel, Afyonkarahisar tarihi için son derece önemli bir saptamadır.

İşte bu çok önemli Merkezin Müdürlüğü görevini (vekaleten de olsa) yürütmekte olan Hakan Ergun, görevini son derece dikkatli ve başarılı bir biçimde sürdürmektedir.

Hakan Ergun 1980 yılında Kütahya’ da doğdu. 2005 yılında Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümünden, 2009 yılında aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Seramik Ana Sanat Dalından ‘’Afyonkarahisar Bölgesi Andezitlerinin Seramik Çamur ve Sır Bünyelerinde Değerlendirilmesi’’ konulu tezi ve sergisi ile mezun oldu. 

Ergun Ulusal ve Uluslararası birçok sempozyum, kongre, çalıştay ve sergilerde yer aldı. Ayrıca sanatsal etkinliklerin düzenleme, yürütme kurullarında görev yaptı. Kamu kurumlarında ve özel işletmelerde eserleri ve tasarımları vardır. Yurtiçi ve yurt dışında jürili ve yarışmalı da olmak üzere 100’ün üzerinde sergiye katılan, 4 kişisel sergi açan ve 9 ödül alan Ergun; halen Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi M. Rıza  Çerçel Kültür ve Sanat Merkezi koordinatörü olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Bilindiği gibi, geçmişten günümüze teknolojinin gelişimiyle birlikte yaşam biçimlerini de etkileyen bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bu değişim, sanatın üretim ve ifade biçimlerini de doğrudan etkilemektedir. Bu değişim ve dönüşümden etkilenenlerden biri olan Hakan Ergun, ekonomik, çevresel ve kültürel etkenlerin şekillendirdiği malzeme arayışları içerisinde, yaşadığı toprakların izlerini taşıyan Afyonkarahisar andezitini eserlerinde sanatsal bir ifade aracı olarak kullanmaktadır.  Volkanik bir kayaç olan andezit, andezit katkısıyla elde edilen çamur ve sırların ateşle evrilmesi ile birbirine zıt ama aynı ölçüde benzeşik olan bu malzemelerin oluşumunu tamamlaması ve kavramsal bir dil oluşmasına çalışır. Yaşadığı kırılmaları, aidiyet arayışlarını ve kültürel belleğini yansıtan düşünsel bir sanatsal ifade alanına dönüşmüştür.Kadim medeniyetlerden taşınan izler; mekân, sınır, var olma, bağımlılık ve baskılanma gibi kavramlarla birleşerek çok katmanlı bir anlatı ile geçmiş ile bugün arasında bağ kurarak izleyiciye aktarmayı amaçlamıştır.

***

Hakan Ergun’un sanatıyla ilgili en gerçekçi ve güzel yorumu, Dr.Erdal Ünsal yapmıştır. Ben o yazının bir bölümünü buraya almayı uygun görüyor ve sunuyorum:

YERELLEŞEREK VE GELENEKSELLEŞEREK

ÇAĞDAŞLIĞI İÇSELLEŞTİRMEK: HAKAN ERGUN

Sanatta ifade ya da anlatımcılık ya da anlamlaştırma, sanatçı ve malzeme arasındaki ilişkinin yoğunluğuyla ilgilidir. Malzemeyle iletişimin yoğunluğunu ya da birlikteliğini belirleyen sanatçının çalıştığı malzemenin yaşamındaki yerine de bağlıdır.

Bir seramik sanatçısı olarak, Hakan Ergun’un ilk dönem seramikleri, toprağın çamura  dönüşmüş halinin plastik olanakları üzerinden yürürken, sezdirmez biçimde  geleceğe ilişkin ortaya çıkacak yapıtların izlerini de üzerinde taşımaktadır. Bu yapıtlarda, yüzey üzerinde kapladığı  yer anlaımında yoğun olmayan ama kullanılan renksel ilişkilerin koyu-açık özelliklerinin baskın olması nedeniyle  oldukça belirgin geleneksel dokunuşlar dikkat çekmektedir. Bu geleneksel biçimler, ağırlıklı olarak kuşlardır.  Bu kuş teması sanatçının yapıtlarında, hem Orta Asya hem de Selçuklu biçim diliyle karşımıza çıkar.  Sadece biçim dili değil, yapıtların yüzey kasarımı da geleneksel nitelikler taşımaktadır. Bordürler, bordürü kesen simetrik yapılar gibi yüzey tasarımları, gelenekten yararlanacağının ipuçlarını, emir olmasak da bize sunmaktadır.

Hakan Ergun seramik serüvenini sürdürürken/ileriye taşırken kendi geleneksel geçmişini de vaz geçemeyerek beraberinde taşımaktadır. Bunu örtük biçimde değil, geleneksel biçim birikimini, simge ve sembolleri açıkça kullanarak yapmaktadır. Gelenekten yararlanma tavrının açık bir biçimde göründüğü yapıtlarda, başka bir malzemenin araya girmeye ve ortaya çıkmaya başladığını görmekteyiz. Burada, ileride sanatçının biçim olanaklarını güçlendirecek başka bir malzeme andezit kayacı yapıtlarında yerini almaktadır. Andezik daha çok iç kesimlerde, İç Ege ve İç Anadolu bölgelerinde Yoğunlaşan volkanik bir kayaç türü olmasının yanı sıra aynı zamanda sanatçının doğup büyüdüğü ve halen sanatçının bulunduğu coğrafyanın kayacıdır. Bu anlamda da andezit, bulunduğu coğrafyananı belleğini ve izlerini taşır. Aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın oluşumuna tanıklak etmiş ve bugün de bu tanıklak devam etmektedir. Sanatçının yapıtlarında andezit, aidiyet duygusunun ve kimlik olgusunun yapıtlarında ki bir gösterimi ve somutlanması biçimine dönüşmektedir.

Bu farklı malzeme kullanımı sanatçı açısından yapıta zenginlik ve çeşitlilik katmasına kraşın,  aynı zamanda farklı malzeme kaynaklı yapısal sorunları beraberinde getirebilecek bir sürecin de göze alınmasını, hem bireysel hem de deneysel bir tavran da sanatçı tarafığndan benimsenmesini gerektirmektedir. Söz konusu kayaç, Hakan Ergun’un bundan sonraki yapıtlarında  üstteki seramik yapıyı taşır durumda yer almaktadır/görünmektedir. Üstte yer alan seramik yapı, kendini taşıyan kayaç gibi parçadan bütüne giderek, kendini tamamlayan fiziksel bütünlüğüyle biçimsel olarak kayaca öytünmektedir. Kayaç ve seramiğin bu özellikleri nedeniyle

birbiriyle uyumlu bir bütünlük ortaya koymaları beklenmektedir. Ama bu bütünlüğü sağlamış görünmemektedirler. Her ikisi de bir sıcaklık altında streslenmiş olmalarına karşın, fiziksel ve oluşumsal nedenlerle birbiriyle çelişmektedirler. Hakan Ergun’un yapıtlarını güçlendiren bu çelişkidir.

Bir kimlik ve bu nedenle de yerellik gösterimi olan andezite karşılık, seramik yapa, sanatçının ilk işlerinden bugüne kullandığı renkler ve biçim duyarlığı göz önüne alındığında, gelenek ve bu güne ilişkin verileri alımlayıncıya sunmaktadır. Hakan Ergun’un yapıtları geçmiş-bugün arasındaki ilişkiye kendini de katarak plastik ve görsel anlamda bunları irdeleyen, evrensel bir sanat dili yaratmada bunların olmazlığı üzerine kurgulanmış yapıtlardır. Evrensel sanat ve evrensel sanat dilinin zenginliği ve duyarlılığı, her sanatçının taşıdığı yerel ve geleneksel renk ve biçim dilişye, sanatçının bu güne dair sanat söylemleriyle harmanlanmış sanat yapıtlarıyla oluşturulmaktadır.

***

Hakan Ergun’un, bana da lütfedip hediye ettiği albüm-kitaptaki eser görsellerinin içeriğinin bir anlamda tahlil ve değerlendirilmesi olan bu bilimsel yazıya benim de ekleyeceğim bir şey elbette olamaz. Zira benim de gözlemim odur ki Hakan Ergun eserleriyle kendini kanıtlamış olan gerçek ve değerli bir sanat eridir…

Benim ona diyeceğim de Şudur: Genç arkadaşım, tam gazla yola devam…

İyi ki Afyonkarahisar’da, Kocatepe Üniversitesi, öğretim kadrosundasın…

İyi ki, Rıza Çerçel gibi, Afyonkarahisar’ın müstesna şahsiyetlerinden birisinin adını taşımakta olan bir Kültür Merkezi’ni yönetiyorsun…

 

 

 

 

Açıklama: C:\Users\İrfan Ünver\Desktop\Hakan Ergun.jpeg

Hakan Ergun’la Kültür Merkezinin önünde

Yazarın Diğer Yazıları