İrfan Ünver Nasrattınoğlu

MAKEDONYA -2-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

O H R İ
İstanbul’dan hareket eden otobüsümüz, 06 Temmuz 1977 sabahı, saat 05.00’te Bulgaristan-Makedonya hududuna ulaştı. Burada fazla beklemedik ve 13 Km. uzaktaki Kriva Palanka kasabasına vardık. Artık Makedonya topraklarındaydık; Stracin, Kumanova ve nihayet Üsküp. Birçok ünlü Türk büyüğünün doğum yeri. Bir büyük depremin yerle bir ettiği, tarihi bir belde.
Çok kalmıyoruz Üsküp’te. Bir miktar Alman markını, Yugoslav dinarı ile değiştirip, 44 dinar karşılığında aldığımız biletlerle yine otobüsle Ohri’ye hareket ediyoruz. O tarihte, daha Yugoslavya dağılmamıştı ve Makedonya, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ne bağlı, özerk bir cumhuriyet idi.
Üsküp’teki Makedonya Folklor Enstitüsü’nün konuğu olarak Ohri’ye gidiyorduk. Kalkandelen, Gostivar, Kırçova, İsvor, Botun üzerinden Ohri’ye ulaşıp, doğruca Palas Oteli’ne varmıştık. Odalarımıza yerleşip, hemen yemek salonuna inerek sofraya oturmuştuk.
Yemekte bizim masaya hizmet eden Garson Ramadan’la hemen dost oluyoruz. Bir ara Necip Alpan’ın yanına gelerek, “Efendi, çorbanız üşümesin!” deyince gülüşüyoruz. Oysa yerel ağızla, “çorbanız soğumasın” demek istediğini anlamıştık.
Pelister maden suyu ile ilk kez o masada tanıştım. Bu çok güzel maden suyu, sonraki yıllarda, sürekli arayıp, içtiğim bir su olarak belleğimde yer etti.
O akşam, Uluslar arası Balkan Folklor Festivali başladı. İhsan Hınçer başkanlığındaki Türk Halk Oyunları Topluluğu da muhteşem bir gösteri yaptı.
***
Resmi verilere göre nüfusun Makedonya’da halkın % 69.3’ünü Makedonlar, % 17’sini Arnavutlar, % 6’sını Türkler, % 7.1’ini de öteki etnik unsurlar oluşturmaktadır. Başkent Üsküp’ten sonraki önemli kentler Kalkandelen, Gostivar, Debre, Struga, Ohri, Rense, Manastır, Pirlepe, Kumanova, İştip ve Usturumca’dır. Ohri salt Makedonya’nın değil, bütün Yugoslavya’nın en önemli turizm merkezidir. Kente adını veren Ohri Gölü’nün üçte birlik kısmı Arnavutluk sınırları içerisindedir. Denizden 698 Metre yükseklikte bulunan gölün en derin yeri 268 metre olup, toplam alanı 348 metrekaredir. Gölde balıkçılık yapılmakla birlikte, hidroloji ve biyoloji araştırmaları için bir de istasyon vardır.
Gölün her yerinden suya girmek mümkündür. Bu nedenle Makedonya halkı, denizi aramamaktadır. Zira Ohri Gölü çevresinde güneş, kumsal ve su bulunmaktadır. Bir başka deyişle Tanrı Ohri ve çevresine bütün güzellikleri ihsan etmiştir. Burası, Anadolu’nun sahil kentlerini anımsatmaktadır. İnsanlar burada gönüllerince yaşamakta, eğlenmekte, çalışmakta ve yaşamlarını sürdürmektedirler.
Ülkede isteyen camiye, isteyen kiliseye giderek ibadetini yapabilmektedir. Herkes dilediği giysilerle gezip dolaşabilmekte; dileyen imam sarığıyla, dileyen papaz cübbesiyle sokaklarda yürüyebilmektedir. Dileyen Arnavut keçe külahını, dileyen Arap fesini, dileyen namaz takkesini başına geçirip sokağa çıkabilmektedir. Herkesin evi de var, arabası da, yeteri kadar parası da! Ama elbette, çalışılabildiği oranda. Yani çok çalışıp çok kazanan da var, az çalışıp boğaz tokluğuna geçimini sağlayan da…Ama görünen o ki, çoğunluğun yaşamları için gerekli olan tüm araç ve gereçleri mevcuttur.
Ohri’deki turizm hareketlerinden söz ederken, pansiyonculuğa da değinmek gerek. Zira otobüs duraklarında bekleyen kadınlar, erkekler, dinlenmek için gelenlere pansiyonlarından söz etmekte; otel fiyatlarını yüksek görenler bu pansiyonlara yönelmektedir. Böylelikle pansiyonculuk önemli bir iş kolu haline gelmiştir. Öte yandan turistik eşya satışları da bir hayli çoktur.
Osmanlı-Türk tarihinin izlerini koruyan Ohri Kalesi, Ohri’nin görülesi yerlerindendir. Göle egemen Kale’nin eteklerindeki evler, Osmanlı mimarisinin tipik örnekleri olup, restore edilerek korundukları için, Kale çevresi, açık hava müzesi görünümüne bürünmüştür.
Gölün sahillerinde kiralık ya da şahsi sandallarla gezinti yapanlar görülmektedir. Görülen bir başka şey ise, kumsallarda, vücutlarının tüm güzelliklerini cömertçe sergileyen, sereserpe uzanmış kızlardır.
Göl kıyısındaki park içerisinde halk kurtuluş savaşçılarının büstleri bulunuyor. Bunu Makedonya’nın her yerinde görmek mümkündür.
Palas Oteli, Ohri’nin güzel otellerindendir. Odalarının rahatlığı bir yana, geniş salonları, geceleri Ohrili gençlerin toplanıp eğlendikleri bir gece kulübü bulunmaktadır.
Uluslararası Balkan Folklor Sempozyumu
Beşinci Uluslar arası Balkan Folkloru Sempozyumuna katılan bilim adamları ve folklorcuların tümü Palas Oteli’nde konuk edilmişlerdi. Keza iki seksiyon halinde yapılan sempozyum çalışmaları da otelin iki ayrı salonunda gerçekleştirilmişti. Sempozyumda benimle birlikte Türkiye’den gelen Necip Alpan, Nail Tan, Kamil Toygar ve Muhan Bali bildiri sunmuşlar; beş kişilik delegasyonumuz, olumlu izlenimler bırakmıştı. Bu nedenle kimi yabancı bilim adamları hakkımızda iltifatkâr sözler sarfetmişlerdi.
***
Ohri’de Türk kökenli insanlarla tanışmış, dostluklar oluşturmuştuk. Bunların bazıları ile ben uzun yıllar çok yakın ilişkiler kurdum. Kimilerinin evlerine konuk oldum; kimilerini Ankara’da, evimde ağırladım.
Bir gün Arif Ago, Esad Bayram’la birlikte gelip, Necip Alpan’la beni arabasıyla, Ohri turuna çıkardı. Ohri Gölü’nün çevresi otellerle, motellerle ve dinlenme evleriyle doluydu. İşçi sendikalarının işçileri için, çeşitli kuruluşların kendi personelleri için ve ayrıca çocuklar için yazlık evler, siteler, villalar vardı. Buralarda herkes, yılda on beş gün tatil yapabilme olanağını buluyordu. Hotel Gorica göl çevresindeki en görkemli turistik oteldi. Bu otelin balkonunda oturup, gölün güzelliklerini seyrederek bir şeyler içtik.
Arif Ago, Birlik Gazetesi’nin Baş ve Sorumlu Yazarı (Genel Yayın Yönetmeni) idi. O akşam, gazete yazarlarından Vefki Hasan ile Cemal Süleyman da geldiler ve bir hayli sohbet ettik. O arada Hayrettin Gaş da yanımıza gelerek, bol bol erotik fıkralar anlattı!…
Necip Alpan’la ben, Ohri’den sonra bir dizi seyahatlerde bulunacağımız için, iki gün daha kaldık. O arada Hayrettin Gaş, Priştine Televizyonu için bizimle röportajlar yaptı.
Sevim Piliçkova
İşte bu ilk Ohri-Sempozyum seferimizde bizim delegasyonumuza Folklor Enstitüsü uzmanı, (daha sonra yıllarca o enstitünün müdürlüğünü yapan) Sevim Piliçkova rehberlik etmiştir.
Sevim Piliçkova konuşmalarımız esnasında sık sık eniştesinden ve kız kardeşinden söz ediyordu. Eniştesinin Arif Ago olduğunu anlayınca, beni onunla görüştürmesini rica ettim. Daha Makedonya’ya gelmeden Birlik Gazetesi’ni takip ettiğim için, bu gazetenin genel yayın yönetmeni olan Ago’yu ismen de olsa tanıyordum. Nitekim, Sevim’in aracılığıyla tanıştığım Ago’yla hemen kaynaştık ve ayrılıncaya kadar Ohri’de beraber olduk. Ago (ve Sevim) Ohri’de doğmuşlardı ve burada da evleri vardı. Ago Üsküp’e telefon ederek, Birlik kadrosundan Vefki Hasan, Cemal Süleyman, Ali Kubur ve Sadık’ı çağırdı. Bu gazeteci dostlarımız, özellikle bizim delegasyon üyeleriyle röportajlar yaptılar. Ali Kubur’un benimle yaptığı söyleşi gazetenin 14 Temmuz 1977 tarihli nüshasında yayımlandı.
Sevim hanımla dostluğumuz, onun enstitüden emekliye ayrılışına kadar devam etti.

Yazarın Diğer Yazıları