İrfan Ünver Nasrattınoğlu

MAKEDONYA -6-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KALKANDELEN
Harabati Baba adlı bir Bektaşi, vaktiyle burada bir tekke kurmuş. Muhteşem külliye içerisinde bir cami, semahane, medrese vb. gibi yapılar var. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili olan külliye, adeta bir kaleyi andırıyor. Yugoslavya’da komünist sistemin egemen olmasından sonra Harabati Baba Tekkesi’nin bir kısmında içkili bir lokanta yapmışlar! Bir yanda tekke, semahane ve mezarlık; hemen yanıbaşında meyhane!… Ama artık bağımsız bir devlet olan Makedonya, demokratik sistem içerisinde herkesin dinine de milliyetine de saygılı olan bir ülke olma durumundadır. Ne var ki, burada Hristiyanlık ön planda tutulmakta; islamiyete ise azınlık muamelesi uygulanmaktadır.
Makedonya parlamentosu, aldığı bir kararla, dini mekânların, mensup oldukları cemaatlere teslim edilmesini öngörmüştür. Buna göre, Harabati Baba külliyesi, artık Makedonya’lı, Bektaşiler’in yönetiminde ve gözetimindedir.
Beni ilk kez gazeteci dostlarım Vefki ile Cemal Kalkandelen’e götürdüler. Üsküp’e 30 Km.mesafede bulunan ve adı Tetovo olarak değiştirelen Kalkandelen, Cemal Süleyman’ın doğduğu ve tüm akrabalarının yaşadıkları kent.
Kente varır varmaz, bir bozacıya girip birer bardak içtik. Sonra kent merkezini dolaştık. Korzo yapan gençleri gördük. Türkler’in yoğun yaşadıkları kentte, Türkçe yazılı tabelaların çokluğu dikkatimi çekti. O sırada kentte 50 binden biraz fazla insan yaşıyordu. Türkler’in dışında Müslüman Arnavutlar ve çok az sayıda Makedon bulunuyordu.
Kent merkezindeki “Alaca Cami”, mimarisi ve sanatsal öneminden çok, duvarlarının çok renkli boyalarla süslenmiş oluşu dikkati çekiyordu. Camiin geniş avlusunda suyu kurumuş olan tarihî bir çeşme vardı. Ama yeni bir çeşmeden de su içebilmek mümkündü. Avluda, aşhane olarak yapılmış bir yapının metruk hali, canımı çıktı. Camiin önünden ince bir ırmak akıp gidiyordu…
Harabati Baba Tekkesi
Kalkandelen’deki en önemli mekân, kuşkusuz Harabati Baba Tekkesi’dir. Zira tarih içerisinde çok önemli işlevleri olan Tekke’nin vaktiyle mükemmel bir yapılanma içerisinde olduğunu hemen anlaşılıyor. Tekke kentin en havadar yerine inşa edilişiyle ilgili şu menkıbe anlatılıyor: “Tekke yapılmadan önce, beğenilen, arzu edilen yerlere, yeni kesilen havanların etleri asılarak beklenmiş. Bu etlerden en son çürüyen yer, bugünkü Tekke’nin bulunduğu yer olduğu için, Tekke inşaatı buraya yapılmış.”
Vaktiyle Tekke’nin bir bilim ve kültür yuvası olduğuna kuşku yok. Zira burada bir medrese ve buna bağlı yapılarla, ibadethane yer almaktadır. Benim bu ilk ziyaretim sırasında, Tekke’nin bir kısmı “Hotel-Teçe” adıyla bir konaklama yerine dönüştürülmüş ve ne yazık ki, bir kısmında oluşturulan restoran da meyhane halini almıştı!. Komünist sistem, dinsel inançları ayaklar altına almış; milyonlarca insanın yürekten bağlı olduğu bir inanç sistemi hiçe sayılmıştı!…O restoranda, artık düğünler yapılıyor, yiyip içiliyor, eğlenceler düzenleniyordu!…
Semahane’yi onarmışlardı. Ama, o yapının ne olduğunu belirten tek satırlık da olsa bir yazı yoktu. Müze olarak kullanılan bir yapıda ise, etnografik-folklorik malzemeler sergileniyordu. Biz orada iken müze kapalıydı. Bahçedeki mezarlar bakımsızlıktan, harap hale gelmişti ve hangi mezarın, kime ait olduğuna ilişkin herhangi bir kayıt yoktu.
Çevirmenler Toplantısı
Struga kentinde düzenlenen uluslararası şiir festivaline katılan şair, yazar, çevirmen ve gazetecilerden bir grup, Çevirmenler Örgütü tarafından Kalkandelen’e davet ediliyorlardı. O örgüt beni de davet etti ve düzenlenen panelde bir bildiri sundum!
Kalkandelen’e, Nusret Dişo’nun Zastava’sı ile gittim. Kültür Evi’ndeki toplantı başlamadan önce Şükrü Ramo beni, Kalkandelen Belediye Başkanı Lubomir Traykovski ile tanıştırdı. Beni, “âlimdir, büyük folklorcudur” falan diye tanıtınca, “estağfirullah” dedim. Bunun üzerine Şükrü Ramo bana aynen şöyle söyledi: “…bunu Manastır’lılar söyledi. Geçen yıl gelenlerin içinde en iyi bildirinin seninki olduğunu söylediler. Senden herkes memnun. Listenin başında adın var, ne gibi kültür faaliyeti olursa, seni çağıracaklar…”
Popova Şapka
Çevirmenler o geceyi, Kalkandelen’e egemen Şar Dağının doruklarındaki Popova Şapka denilen yerdeki bir otelde geçirdiler. Ben Türkçe de konuşan Makedon dostumuz Aleksander Neyman ile aynı odayı paylaştım. Neyman Gostivarlı olup, Türkler’le bir arada büyümüş. O gece sabaha kadar günlüğüne bir şeyler yazdı.
Otelde geç saatlere kadar yenilip içildi ve eğlenildi. O arada Şükrü Ramo ile Fahri Kaya’nın, Necati Zekeriya ile konuşmadıklarını saptadım. Bu üç Türk arasında bir şeyler geçmişti ve araları kapatılması güç bir biçimde açılmıştı!…
Ertesi sabah, Şar Dağı, sisten görünmüyordu. Öğleden sonra da müthiş bir yağmur başladı. Bunun üzerine, kimi kişilerle birlikte ben de, orada kalmayıp, Üsküp’e hareket ettim.
Arnavut Folklor Festivalleri
Makedonya Cumhuriyeti’nde Makedonlar’la birlikte, Arnavutlar, Türkler, Çingeneler yaşamaktadır. İki milyonluk ülkede Makedonlar, nüfusun yarısını oluştururlarken, öteki yarı ise Müslüman’dır. Arnavutlar, Türkler ve Çingeneler’in bir kısmı Müslüman’dır. Bu ülkede bir de Ulahlar vardır, ama bunların sayıları çok azdır. Buna rağmen hem Ulahlar’ın, hem de öteki bütün halkların ana dillerinde televizyon ve radyo; ayrıca bu dillerde kitap, dergi, gazete yayınları yapılmaktadır.
Ülkenin hakim zümresi olan Makedonlar yıl boyunca önemli festivaller, kültür şölenleri ve bilimsel toplantılar yapmaktadır. Bunun yanı sıra Arnavutlar’la Türkler’in de aynı doğrultudaki düzenlemeleri vardır. Türkler’in, Doğu Makedonya’daki Valandova kentine bağlı Çalıklı köyünde düzenlemekte oldukları Hıdrellez Festivali’nden daha sonra söz edeceğim. Arnavutlar Struga’da “Kenge Jeho” adlı folklor şöleni ile Kalkandelen (Tetovo) kentinde de geniş kapsamlı bir festival düzenlemektedir.
Kalkandelen’deki “Şar Haykırıyor” adlı festivale beni de çağırdılar ve eşimle birlikte gittik. Burası kadim bir Türk kentidir. Buradaki kimi Türk-İslâm abideleri, bugün de ayaktadır. Harabati Baba Tekkesi ve Külliyesi ile Alaca Cami bunların en önemli ikisidir.
Kalkandelen, Şar Dağı eteğinde kurulu güzel bir kenttir. Halkın çoğunluğunu Arnavutlar oluşturmaktadır. Arnavutlar, Makedonya’nın bağımsızlığını elde etmelerinden sonra “Sharri Kendon” yani Şar Haykırıyor adıyla gerçekten görkemli bir festival yaptılar.Makedonya’nın hemen her köyünde bir veya birkaç Arnavut folklor topluluğu bulunmaktadır. Derneklere bağlı olarak kurulan bu topluluklar, örgütlenerek bir de Arnavut Folklor Dernekleri Birliği kurmuşlar.
Panel
Halk oyunları şöleninin tamamlanmasından sonra bir de değerlendirme paneli yapıldı. Panelde bana da söz verdiler. Yaptığım konuşmada, gerçekleştirilen düzenlemenin son derece yararlı olduğunu belirttim. Türk ve Arnavut folkloru arasındaki benzerlikleri işaret ettim. Uzun konuşmamda şu sözlere de yer verdim: “Türküleri dinlerken, kendi türkülerimi dinlercesine duygulandım; sazlar benim sazlarım, melodiler benim melodilerimdi. Oyunlarda Ege’nin zeybeklerini, Orta Anadolu’nun halaylarını ve Türk insanının yaşama sevincini gördüm. Kostüm zenginliği sizler kadar beni de heyecanlandırdı. Sergilenen örf ve âdetler ise, aynen benim gelenek ve göreneklerimi yansıtıyordu…” Sözlerimin sonunda da dedim ki: “Tüm bunlar gösteriyor ki, Türkler’le Arnavutlar, tarihin derinliklerinde bir yerlerden kardeştirler…
Halk Giysileri Festivali
Struga’da “Kenge Jeho’96” adı verilen festival bitmiş, ardından, Halk Giysileri Festivali başlamıştı. Eşimle birlikte belediye başkanı ile yardımcısının yanında protokolda bize yer verilmişti. Makedonya’nın her yanından getirilen giysiler sergilenmiş ve düzenlenen defileyle de tanıtılmıştı. Doğal olarak bir değerlendirme yapılmış, birinciliği Resne, ikinciliği Manastır, üçüncülüğü ise Labunişta-Torbeş giysisi almıştı.
Giysilerin değerlendirilmesinden sonra, birkaç amatör topluluk gösteri yapmıştı; Finalde ise, Makedonya’nın profesyonel halk dansları topluluğu olan “Tanec”, görkemli bir gösteriyle programı kapatmıştı.

Yazarın Diğer Yazıları