Manastır Ve Atatürk Sempozyumu
Manastır’a yaptığım seyahatlerin en önemlisi, burada düzenlenen “Manastır ve Atatürk Sempozyumu”na şitirak etmek üzere gitmiş olmamdır. Gazi Üniversitesi ile Manastır Üniversitesi’nin birlikmte düzenledikleri bu sempozyuma beni Manastır Üniversitesi davet etmişti. Manastır’da benim, Mithat Cemal gibi önemli bir dostum vardı ve o tarihte Mithat’a, T.C.’nin Manastır Fahri Konsolosluğu ünvanı verilmişti.
Epinal oteline yerleştikten sonra, Camileri, havuzu, Askeri İdadi’yi ve Eleni’nin evini gözlerimle ziyaret ettim!… Ben otarihte Merkezi Ankara’da bulunan ve benim bizzat kurduğum Türk-Makedon Dostluk Derneği’nin Başkanı idim. Akşama doğru Makedon-Türk Derneği Başkanı Sotir Glavinçe ile bir görüşme yaptım; daha sonraki bir gün de yine Sotir ve onun sağ kolu olan Rüştü Müfti ile dernekler arası işbirliği konularını görüştük.
Manastır’da görüşmekten büyük mutluluk duyduğum iki insanla, birkaç kez görüşebilme onurunu yaşadım. Bunlar (artık bugün hayatta olmayan) Nizamettin M. Asım ve İsmail İsmail’di.
Manastır’a, eskiden “Konsoloslar Kenti” denilirmiş. Yirminci yüzyılın başlarında burada 120 bin kişi yaşıyormuş.
“Manastır ve Atatürk Sempozyumu”nun açılış töreni, Yüce Önderimizin okuduğu Askeri İdadi’de yapıldı. T.C.Üsküp büyükelçimiz Fazlı Keşmir ile Makedonya Hükümetini temsilen iki bakan vardı. Bunlardan Bilim Bakanı Aslan Selmani, Makedonya Cumhurbaşkanı adına konuştu.
Sempozyumda konuşan Dr.Sevim Piliçkova, ilginç bilgiler verirken, mealen şunları söyledi: “Atatürk’ü anmak ibadettir!…Ama önemli olan onu anlamaktır. O insan sevgisiyle dolu biriydi. O nedenle insanlar onu çok sevdiler… Olağanüstü bir şahsiyettir… Atatürk Manastır’da dört yıl kaldı. O’nun çocukluk ve ilk gençlik yıllarıyla ilgili Makedonya halkları pek çok anekdotlar anlatırlar. Bunlarla ilgili pek çok yazılı ve sözlü kaynaklar derledik. Milton Manaki’nin yazdıkları, çektiği belgesel film; Manastırlı İ.İsmail. N.Asım ve M.Cemal’in anlattıkları önemli kaynaklardır…”
Mithat Cemal’in şu veciz sözünü de kaydetmek isterim: “Bütün ailem Türkiye’ye göç etti. Ben, Manastır’ın ve Ata’nın hatıralarının bekçisiyim.”
***
Makedonya Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan Manastır (şimdiki adıyla Bitola), Türk tarihi için son derece önemli bir şehirdir. Büyük Osmanlı İmparatorluğu’nun eyalet Merkezi olup, son padişahlardan Sultan Reşad tarafından ziyaret edilmiştir.
Manastır, yirminci yüzyılın en büyük dâhisi Mustafa Kemal Atatürk’e de, Atatürk olma bilincini kazandırmıştır. Büyük Önder, Askeri İdadi tahsilini bu şehirde yapmıştır. Bugün hâlâ, bütün Manastırlılar, Atatürk ile ilgili öykülerle gurur duymaktadırlar.
Benim kurduğum Türk-Makedon Dostluk Derneği ile Manastır’daki Makedon-Türk Dostluk Dernekleri girişimiyle Ankara Gazi Üniversitesi (AGÜ)’yle Manastır’daki Kliment Ohridski (MKO) Üniversitesi “Kardeş Üniversite” oldular. İki Üniversitenin rektörleri, karşılıklı olarak biribirlerini ziyaret ettiler ve aralarında bir işbirliği protokolu imzaladılar.
Benden sonraki Dernek Başkanı iş adamı Memduh Şen tarafından, Askeri İdadi binasının içerisinde, Atatürk Müzesi olarak tahsis edilen salonun restorasyonu yapıldı ve yeni müzenin açılışı, Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ile, Makedonya Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov’un iştirakleriyle törenle açıldı. Önceleri küçük bir oda içinde bulunan müzenin geniş bir salona nakledilmesini de bu iki dernek sağladı.
İki günde, sekiz oturum halinde çalışma yapılan sempozyumda ben de “Atatürk ve Türk Kooperatifçilik hareketi” konusunda bildiri sundum.
Otelde Yangın
Üsküp’te VIP Oteldeyim. Gece yarısından sonra Saat 03.00…burnumdan genzime dolan duman-yanık kokusu ile uyandım. Hemen odanın elektriğini yakıp prizleri kontrol ettim. O anda odamın içerisi dumanla doluydu. Hemen balkon kapısını açtım. Aceleyle pijamamın üzerine bir ceket giyip, dışarıya fırladım. O anda, elektrikler kesildi. Koridorda dumandan boğulacaktım. Otelde kalan Türkiye grubundan bir bayan, çığlık çığlığa bağırıyordu; “Arkadaşlar yangın vaaaar! Otel yanıyor, çabuk dışarıya çıkın!…” Odam üçüncü kattaydı; dışarıya çıkabilmek için, merdivenlerden aşağıya inmem gerekiyordu. Birkaç basamak inince, nefes alamaz hale gelip, tekrar yukarıya koştum. Koridorlarda koşuşturmalar, bağırıp çığırmalar ve karanlıkta biribiriyle çarpışan insanlar vardı. Karanlıkta, odamı bulamadım; zira hiç olmazsa balkona çıkar nefes alırım, diye düşünüyordum. Bulunduğum katın koridorunda, el yordamıyla küçük bir pencerenin tokmağını bulup açınca, içeriye giren havayla, biraz rahatladım ve o pencereden kafamı dışarıya çıkardım. O sırada arazöz gelmiş, yangını söndürmeye çalışıyordu. Bir süre sonra yangın söndürülmüştü ama, dumandan nefes alabilmek hâlâ mümkün olmuyordu. Bina boşalmıştı ama, üçüncü katta, benimle birlikte birkaç kişi, hâlâ, açık pencereden hava almaya çalışıyordu. Sonra arozözün merdivenini, bizim bulunduğumuz pencereye uzattılar. Bir kişi bu merdivenden aşağıya inmeyi başardı. Ne var ki, benim önümdeki bir kadın, panik halinde, ne geriye, ne de ileriye gidebiliyordu. Dolu olan oteldeki panik büyüktü. Tabii ben de paniğe kapılmadım değil! Zira elektrikler kesilmiş, her yer karanlığa büründüğü gibi, kesif duman, nefes almayı neredeyse durduracak hale getirmişti! Üç olasılıkla karşı karşıyaydım; ya yanacaktım, ya dumandan zehirlenerek boğulacaktım ya da kurtulacaktım!…O sırada, başındaki kask üzerindeki lamba yanan bir itfaiye görevlisi geldi. Çat pat Türkçe de bilen görevlinin kolundan tutarak; “Boğuluyorum, beni aşağıya indir” dedim. Durumumu anlamıştı ve “Gel peşimden” dedi. Birlikte üç kat aşağıya inip, sokağa çıktık. Bir polisle, üzerinde beyaz gömlek bulunan bir sağlık görevlisi kollarıma girerek, beni ambulansa götürdüler ve hemen bir oksijen tüpüne bağladılar. Benim gibi, birkaç kişi daha aynı durumdaydı. O arada bir şişe de süt getirdiler. Bir doktor gelip muayene etti ve hastaneye gitmek isteyip istemediğimi sordu. “Hayır” dedim…Yaklaşık, iki saat kadar ambulansın içinde kaldım. Sabah saat 06.00 sularında, can kardeşim Remzi Canova’yı aradım. Hemen geldi. O sırada, teker teker odalara girmek için izin vermişlerdi. Odamdan eşyalarımı, valizimi falan toparlayıp, Remzi’nin evine gittim.
Kurtuldum kurtulmasına ama; saatlerce akıbetimin ne olacağını bilemeden çırpınarak bekledikten sonra!… Ve ben uzun süre bu olayın etkisinden kurtulamadım!… Günlerce, simsiyah kurum tükürdüm!…
Remzi’nin evinde, simsiyah olan üzerimdeki giysileri çıkardım; bir banyo yaptım ve Remzi’nin hazırladığı kahvaltıyı da yaptıktan sonra; Remzi’yle birlikte Hava Alanına geldik.
***
Doğudan batıya, kuzeyden güneye Makedonya’da gitmediğim yer yok… Makedonya’daki tüm dostlarımın isimlerini yazmaya kalksam, sayfaları doldurur!…
En iyisi burada noktalamak gerekir. Ama ilk yazıdaki siteme neden olan konu içimde bir ukte olarak kalacaktır. Çünkü benim en çok bildiğim ve en çok tanındığım bir ülkede doğduğum kent ile ilgili bir düzenleme yapıldı ve bana bir şey sormaya tenezzül edilmedi!…
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04