1995 yılında, B.M. UNESCO teşkilatının, “Manas Destanı” nı, dünyanın her yanında anılması gereken büyük insanlar listesine almış olması, Türk Milleti için son derece yararlı olmuştur. Çünkü Manas Destanı, sadece Kırgız Türkleri için değil, Türk Dünyası, hatta tüm Orta Asya tarihi bakımından, büyük önem arzetmektedir. Çünkü bu Destan, aynı zamanda, büyük bir Türk Ansiklopedisidir. Zira bu Destanda anlatılan olaylar, bütün bir Türk tarihine ışık tutacak mahiyettedir.
Bilindiği gibi Manas Destanı ile ilgili ilk bilgiler 15. Yüzyılda edinilmiştir. Seyfettin İbn Danbulla’ın kaleme aldığı Destan ile ilgili kapsamlı çalışmalar, Rus-Alman bilgin Wilhelm Radloff (1837-1918) tarafından yapılmıştır. Kazak Çokan Velihanov’un 19. Yüzyılın sonlarında yapmış olduğu çalışmalar da önemlidir. Kırgızlar’ın yetiştirdiği Manasçı Sagınbay Orazbekoğlu’nun 1922-1926 yılları arasında derlemiş olduğu 180000 dizelik Manas Destanı, daha sonra yapılan derlemelerle 600000 dizeyi bulmuştur. UNESCO’nun da tespit ve ilân ettiği gibi, Manas Destanı, dünyadaki bütün destanlardan uzundur ve daha uzunu yoktur. Bu büyük destanın bir başka özelliği de, 30’dan fazla varyantının bulunuşudur. 1952 yılında yapılan derlemelerden sonra, eldeki dizelerin toplamı 1 milyon 23 bini bulmuştur.
Öte yandan Manas’ın devamı olan “Semetey Destanı” nın 15, “Seytek Destanı” nın 17 varyantı mevcuttur. Manas, Semetey ve Seytek Destanlarının eldeki tüm varyantlarını bir kişi okumaya kalksa, ancak 3 ayda tamamlayabilecektir.
Manas, Kırgız Türkleri’nin, hatta yeryüzündeki bütün Türkler’in destanı ve gerçek anlamda ansiklopedisidir. Ama bir gerçek daha vardır ki; Manas’ta sadece Türk ve İslâm kavramları değil, Şamanizm ve Totemizm konusunda da ağırlıklı bilgiler vardır ve bu bakımdan da esaslı bir incelemenin yapılması lâzımdır.
Ben, Azerbaycan’dan başlayarak, Orta Asya’nın her yanını, özellikle Türkistan’ın doğusu ile batısını adım adım dolaştım. Hemen belirtmeliyim ki, Türkistan coğrafi bir ad olarak, Türk Milleti için daima var olacaktır. Bugün bu coğrafya üzerinde birkaç bağımsız devletin bulunuşu, bu tarihi gerçeği değiştirmeyecektir. Dolayısıyla hiçbir milletin, bizim Türkistan adını telaffuz etmemizden rahatsızlık duymaması gerekir.
Gezilerde Tespitlerim
Çin Halk Cumhuriyeti işgalindeki Doğu Türkistan (Sincan Uygur Özerk bölgesi)’da yaşayan Kırgızlar’dan, Yusuf Mamay adlı Manasçı ile, Urumçi’deki evinde saatlerce görüşüp, kendi sesinden, başta Manas Destanı olmak üzere, çeşitli Türk Destanları ile ilgili derlemeler yaptım.
Batı Türkistan’daki Kırgızistan Cumhuriyeti’ne yaptığım iki ayrı gezide, bilim adamlarıyla ve özellikle Manasçılar’la görüştüm ve derlemeler yaptım.
Kimi ülkelerde “Manas” yer adlarına rastladım. Örneğin, Dost Romanya’nın İbrail-Bükreş karayolu üzerinde “Manasya”, yani Manas yeri anlamını içeren bir köyün varlığını tespit ederek, köyün içine kadar girdim. Halen Romenler’in yaşamakta olduğu bu köydeki soruşturmamda, “vaktiyle burada Manas adlı bir adam yaşamış!…” dediler. Ama bilinen gerçek odur ki, o topraklarda Kuman-Kıpçak Türkleri ve Tatarlar yaşamışlardır. Bugün bağımsız bir devlet olan Ermenistan’da da “Manas” adlı bir yerleşim biriminin olduğu bilinmektedir. Tarih içerisinde, çok sayıda Türk topluluklarının yaşadıkları bu topraklarda da Manas adının yaşamakta olması doğaldır.
Yusuf Mamay’la Görüşmelerim
Doğu Türkistan’da yaşayan en ünlü Manasçı olan Yusuf Mamay, 1918 yılında Kızılsu Bölgesinde dünyaya geldi. Doğu Türkistan, Sincan Uygur Özerk Bölgesi adıyla, Kızıl Çin içerisinde, özerk bir devlet olduğu gibi, Kızılsu da bu devlet içinde, Kırgız Özerk Bölgesi statüsündedir. Zira Doğu Türkistan’daki Kırgızlar, yoğun olarak bu özerk bölgede yaşıyorlar.
Yusuf Mamay’la görüşmelerimi, Doğu Türkistan’ın yetiştirdiği değerli bilim adamlarından Abdüşşükur Turdi ile, çağdaş Uygur şiirinin ustalarından Tayipcan Eliyop sağladılar. Yusuf Mamay’la daha ilk görüşmemde, onun çok dolu bir adam olduğunu anladım. Manas, Semetey ve Seytek’i ezbere bildiği gibi, Köroğlu, Seyit Battal Gazi vb. gibi Türk destanlarını da biliyordu. Nitekim ondan derlenen Köroğlu Destanı, Çin’de kitap bütünlüğünde yayımlandı. Ben de anlattığı Seyyit Battal Gazi Destanından bir bölümü kaydettim. Daha sonraki günlerde onunla biraraya gelmemi engellediler. Esasen o kadar görüşebilme imkânını da adlarını andığım iki değerli Uygur dostum sağlamışlardı.
Yusuf Mamay’ın dediğine göre; kendisinden yıllardır, sözlü halk edebiyatı ürünleri derlenmişti. Manas ile ilgili derlemeler, dört büyük cilt içinde ve kitap bütünlüğünde yayımlanmıştı. Ama Mamay anlattıkça anlatıyordu ve sonraki yıllarda yapılan derlemelerle cilt sayısı artmıştı. Halkbilim uzmanları için çok önemli bir kaynak kişi olan Yusuf Mamay’dan yapılan derlemeler, onun ölümüne kadar devam etmiş; destanlardan başka, değişik konulardaki halk kültürü ile ilgili malzemeler de kitap bütünlüğünde basılmıştı.
Çin Halk Cumhuriyeti’nde, Mao döneminde “Kültür Devrimi” yapıyoruz denilerek, eskiye ait ne varsa yakılıp, imha edilmişti. Kuşkusuz bundan Doğu Türkistan da nasibini almış, yazılı kaynakların tamamı yok edilmişti!… Mao’nun ölümünden sonra işbaşına gelen Dörtlü Çete de, onun politikasını sürdürmüştü. Fakat Deng Şio Ping (Cüce Deng), yapılan yanlışı görmüş ve halk kültürü çalışmalarını başlatmıştı. Ne var ki yazılı kaynaklar yok edilmiş; elde sadece belleği güçlü olan kişilerin ortaya koydukları bilgiler kalmıştı. İşte bu aşamada Kızılsu yaylalarından bulunup getirilen Yusuf Mamay’a dört elle sarılınmıştı.
Esasen her Kırgız, Manas Destanı’nın büyük bir kısmını ezbere biliyordu. Nitekim Manasçılar’ın etrafında kümelenerek, destanı zevkle dinliyorlar; zaman zaman da onların yanlışlarını yakalayıp, düzeltiyorlardı!…
Kırgızistan’da
Kırgız Yazarlar Birliği’nin konuğu olarak, Kırgızistan’a yaptığım ilk gezide ev sahibim, ünlü yazar Cengiz Aytmatov’du. Onun bana rehber olarak görevlendirdiği Mirzayan Kölömüşev ise, Yazarlar Birliği bünyesindeki Manas Şubesi’nin başkanıydı. Ben Manas’ın, Kırgız Türkü için her şey olduğunu orada öğrenmiştim. Zira daha sonraki tespitlerimde de gördüm ki, özellikle bilimsel nitelikli tüm kurum ve kuruluşların bünyesinde bir Manas Şubesi vardı.
Kırgız Yazarlar Birliği Manas Şubesi’nde, Manas Destanı hakkındaki tüm yayınlar mevcuttu. Büyük Destanın Kırgızca, Rusca, Özbekce çevirileri cilt cilt raflarda duruyordu. Dairbek Kazakbayev ve Özkan Danikayev, Manas Şubesi’nde çalışıyorlardı.
Kırgızistan İlimler Akademisi
Başkent Bişkek’in adı, Furunze’ye dönüştürülmüştü. Furunze, Kızılordu’nun, Moldova kökenli bir general-komutandı. Kırgız Türkleri’ni Ruslar’ın esareti altına sokan adamın adı, başkente verilmişti!. Ancak, hava alanının adı Manas’tı ve ona dokunulmamıştı. Bir de başkentin yakınlarında Manas adlı küçük bir yerleşim birimi vardı. Sovyetler Birliği’nin dağılıp, Kırgızistan’ın bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte, Kırgızistan başkentinin adı da aslına dönmüş, Bişkek olmuştu.
Başkent Bişkek’teki Kırgız Bilimler Akademisi’nin Dil ve Edebiyat Enstütüsü, özellikle konuk olduğum, bilim kuruluşlarından biriydi. Enstitü başkanı Abdülgani Eskibayev ve arkadaşları, çevremi sarmış ve beni soru yağmuruna tutmuşlardı. Enstitü’nün Folklor Bölümü Başkanı Prof.Dr.Raise Hıdırbekova idi. Bu hanımefendi, bizim Kültür Bakanlığı’nın Milli Folklor Araştırma Dairesi’nin 1981 yılında Bursa’da düzenlediği II.Uluslararası Türk Folklor Kongresi’ne “Manas” konulu bir bildiriyle katılmıştı. Enstitü’nün Manas Bölümü başkanlığını Samar Musayev yapıyordu. Samar’ın Prof.Dr.Dursun Yıldırım’a, dolayısıyla Türkiye’ye sitemi vardı! “…defalarca buraya gelip gitti, kendisini konuk ettik, kitaplar, makaleler istedi, gönderdik; biz onu Türkiye’deki tek Manas uzmanı olarak biliriz, ama bugüne kadar Manas Destanı ile ilgili hiçbir neşriyatta bulunmadı!…” derken Yıldırım’a sitem ediyordu.. Geçen uzun yıllar içerisinde Prof.Yıldırım, herhalde, Kırgızlar’a verdiği sözü fazlasıyla yerine getirmiş olmalıdır?…Ama itiraf etmeliyim ki, o tarihe kadar Türkiye’de Manas’la ilgili ciddi bir çalışma yapılmamıştı. Kuşkusuz sonraki yıllarda epeyce yayın yapılmıştır. Bu konuda en değerli çalışmaları Prof.Dr.Naciye Yıldız yaptı. Hatta doktora tezi de Manas üzerineydi ve bu çalışmasıyla, 1966 yılında Türkocağı tarafından ödüllendirilmişti. TÜRKSOY’un, Manas’ın 1000. Yıldönümünde yaptığı yayın da kayda değer bir çalışmaydı.
Ben eski SSCB coğrafyasında yaptığım gezilerde, Türk dili, kültürü, folkloru, edebiyatı, sanatı ile ilgili çok sayıda kitabı ülkemize getirdim. Bu kitapların büyük çoğunluğunu Kültür Bakanlığı’nın Folklor İhtisas Kitaplığına verdim. Bunlar arasında Manas, Seytek ve Semetey Destanları da vardı. O tarihte, baktım ki kimsenin önemli bir şey yaptığı yok; başkanlığını yaptığım Halk Kültürü (Folklor) Araştırmaları Kurumu bünyesinde, bir “Manas Araştırma Merkezi” kurdum. O tarihte Yönetim Kurulumuzun Genel Sekreterliği görevini yürüten Hayrettin İvgin’i de bu Merkezin başkanı yaptık.
Sonraları, Kırgızistan’da ve Türkiye’de Manas üzerine yayınlar yoğunlaştı. Hatta Raisa Hıdırbekova yönetiminde, Kırgızistan İlimler Akademisi tarafından, Manas Ansiklopedisi hazırlanıp, yayımlandı.
Manasçılar
Kırgızistan’da, bizim “aşık dediğimiz halk sanatçısının genel adı “Akın”dır. “Bahşı” kelimesini ise “Şaman” için kullanıyorlar. Akın’a “ırcı” veya “cırcı da diyorlar. Akın kelimesinin “ahund”dan türetilmiş olduğuna inanıyor ve akın’ın ahund kadar önemli kişi olduğunu söylüyorlar. Nitekim, akınlar’ın, toplum içindeki sosyal önemleri de oldukça yüksektir. Bilindiği gibi, tarih içerisinde, âşıkların da büyük önemi ve değerleri vardır. Bu nedenledir ki, örneğin Osmanlı padişahı IV.Sultan Murad, Bağdad seferine giderken yanına, zamanın ünlü âşıklarını da almıştır. Ünlü ozanımız Karacaoğlan bunlardan biridir. Zira âşıklar sazlarıyla ve sözleriyle, seferde askere moral veren, seçkin halk sanatçılarıdır.
Kırgız Akın’ın elindeki çalgının adı “komuz” (kopuz)’dur. Çalgısını çalarken yaptığı iş ise “ırlamak”tır. Bunların içerisinde irticalen söyleyenler olduğu gibi, kendisine veya başkasına ait olan deyişler de vardır. İrticalen söyleyen bir akına Kırgızlar “töküyor” diyorlar.
Kırgız Bilimler Akademisi Dil ve Edebiyat Enstitüsü Folklor Şubesi, XIII.yüzyıldan bu yana üretilen ve derlenebilen akın/cırcı deyişlerini kitap bütünlüğünde yayımladı. Konuyla ilgili olarak, Ebulgazi’nin Şecere-i Türk adlı eserinde de geniş bilgi bulunmaktadır. Geçmişteki en ünlü Kırgız akınlarının Soltobay, Hasangaygı, Kalıgul, Aslanbek, Balık, Naymanbay, Kalmırşa, Toktogul vb. oldukları uzmanlarca söylenmektedir.
Kırgız akın geleneğinde de, bizde olduğu gibi, usta-çırak ilişkisi vardır. Yine bizde olduğu gibi Kırgız akınları da bugün düğünlerde, şenliklerde çalıp çığırmaktadır. Her ne kadar, yazılı edebiyatın, akın edebiyatını baltaladığı söyleniyor ise de bugün Estebes, Tuganbay Abdiyip, Tamirbek Hüseyinbayev, Aşır Ali Aytaliyev vb. gibigüçlü akınlar vardır. Üstelik bunlar, başkentteki Filarmoni teşkilâtı bünyesinde istihdam edilmekte ve devletten maaş almaktadır.
Genel olarak akınlar arasında mütalâa edilmelerine rağmen, Kırgızistan’da geleneksel sanatı farklı biçimde icra eden, bir de “destancılar” bulunmaktadır. Bunlar akınlara nazaran daha popüler kişilerdir. Destancılar da kendi içlerinde “manasçı” ve comukçu-aytucu” adlarıyla ikiye ayrılmaktadır.
Manasçılar sadece Manas Destanı ile ilgilidirler. Comukçu veya aytucu adıyla tanımlananlar ise, Manas Destanının dışında kalan, öteki bütün destanları biliyor ve okuyorlar. Örneğin Kırgız comukçular, Köroğlu Kollarını ezbere biliyor ve şölenlerde okuyorlar. Okudukları öteki destanlardan bazıları ise şunlardır: Kurmanbek, Canış-Bayış, Er Töştük, Olcavay, Kişimcan, Er Göküm, Er Targın, Er Tavıldı, Kocacaş, Kırk Kız vb…
Bir Film: Manasçı
Kırgızistan gezilerimizden birisinde, o zaman Kırgız Sinemacılar Birliği’nin Başkanı olan Rejisör Tölömüş Okayev’i de ziyaret ederek, kendisiyle çeşitli konularda ve doğal olarak Manas hakkında konuşmuştum. Sonraları Bağımsız Kırgızistan Cumhuriyeti’nin ilk Ankara Büyükelçisi olarak ülkemize gelen bu değerli insan bana “Manasçı” adlı bir filmden söz etmiş ve yanımıza filmin rejisörü Sayakbay Karalayev’i de alarak, Birliğin küçük salonuna geçerek, filmi birlikte seyretmiştik. 1965 yılında çekilen film, o tarihte hayatta olan Manasçı Bolat Şemsiyev’in hayatını anlatıyordu. Manas’ın değerini ve önemini iyi anlamak için, bu belgesel filmi mutlaka seyretmek gerekiyordu.
Manas’ın Damlaları
Kırgızistan gezilerimde, çok sayıda sanat, edebiyat ve kültür adamlarıyla tanışıp, görüşmeler yaptım. Bunlardan birisi ünlü şâir-yazar Nasridin Baytemirov’du. Bizim merhum Mehmet Çakırtaş’ı andıran kişiliği ve şâirliği olan Beytemirov, bir akşam beni evine davet etti. O tarihte 80 yaşında olan bu görkemli şâirin, muhterem eşlerinin hazırlamış olduğu sofrayı anlatmak, ayrı bir makale, hatta bildiri konusu olabilir. Ben burada Baytemirov’un, Manas ile ilgili sözlerini ana başlıklar halinde, özetle vereceğim.
*Kırgız şâirleri, Manas’ın damlalarıdır. Şâir yok, ancak damlalar var!
*Manas Kırgız’ın kanında vardır.
*Manas bizim Kur’an’ımızdır; döne döne okuruz; biz Manas’ı, çocuk doğar doğmaz beşiğinin altına koyarız.
*Çocuğa Manas adını vermeyiz, çünkü Manas kutsaldır.
*1974 yılında Ukrayna Yazarlar Birliği’nin daveti üzerine Cengiz Aytmatov’la birlikte Kiev’e gittik. Cengiz bana “Eke (ağabey) konuşmayı sen yap” dedi. O gün sesim çok kısıktı ve konuşacak halim yoktu. Kürsüye çıkınca sesimin kısıklığı falan kalmadı ve ben bülbül gibi şakıdım. Kürsüden inip yerime oturunca Cengiz sordu; “Eke, nasıl oldu bu iş?” Ona dedim ki; “Ben Manas’a sığınıp kürsüye çıktım!…”
*Yusuf Has Hacib’in büyük eseri Kutadgu Bilig, Manas Destanı’ndan ilham alınarak yazılmıştır.
*Kırgız’daki ailevi gelenekler Manas’tan kaynaklanır.
*Kırgız edebiyatının ciğeri, avazı, her şeyi Manas’tır.
Sonuç olarak
Manas Destanı, Kırgız Türkü için çok önemlidir; çünkü bugün yeryüzünde, bağımsız bir Kırgızistan var ise ve bu cumhuriyet içerisinde yaşayan Kırgız Türkleri mevcut ise bunun başlıca nedeni, Manas Destanı’dır. Bu Destan, Kırgızlar’ın ulusal bilinçlerinin yaşatılmasında büyük rol oynamıştır. Esasen, yüzyıllarca esaret altında yaşamış olan Türk topluluklarının, bu güne kadar Türklüklerini kaybetmemiş olmalarının başlıca nedeni, ulusal kültürlerine bağlı oluşlarıdır. Ulusal kültür denilince de akla, destanlar, halk hikayeleri, efsaneler gelmektedir. Ulusal değerlerine sımsıkı sarılan Orta Asya Türkleri, bugün özlenen noktaya gelmişler, kendi devletlerini kurmuşlardır. Elbette ki folklor, geriye dönmek, eskiyi yaşatmak demek değildir. Aksine folklor, geçmişten alınan hız ile, ileriye bakmak, geçmiş kültürden yararlanarak, çağdaş sanatı, edebiyatı, bütünüyle kültürü oluşturmak demektir.
Kısacası Manas, Kırgız Türkü’nün her şeyidir…Bu dün de böyle olmuştur, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04