1975 yılında, başkentte yaşayan hemşehrilerimle birlikte, Ankara’da Afyonkarahisar ve İlçeleri Derneği’ni kurdum. Dernek olarak yaptığımız önemli etkinliklerin başında Ali Çetinkaya’yı anma toplantılarımız gelirdi. Zira o toplantılarda, siyasi, bürokratik, ekonomi ve toplumsal hayatta, seçkin yerleri olan zevat gelir ve Ali Beyin ruhu şad edilirdi.
Gerek Ankara’daki düzenlemelerimizde, gerekse Afyonkarahisar’da düzenlenen anma toplantılarında çok defa birlikte bulunduğum Rıza Çerçel’in anlattığı gerçekleri not ederdim. Şimdi o notlarıma bir kez daha göz atıyor ve Kocatepe’nin değerli okurları ile paylaşıyorum.
Ali Çetinkaya’nın rahle-i tedrisinden geçmiş olan;
RIZA ÇERÇEL DERDİ Kİ;
…Ali Bey, Ankara’daki Afyonlu talebeleri zaman zaman toplar, sorunları ile meşgul olurdu. Tatlı ve mülayim sesiyle öğütler verirdi. Afyonlu talebelerden birisi büyük bir başarı sağlayınca; “Görüyor musunuz, benim hemşehrim ne kadar başarılı” diye övünürdü.
…Ali Bey, Devlet adamlığının ideal bir örneğiydi. 1936 yılının bir yaz günü, Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakan İnönü ve Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya, Türk Hava Yolları’nın Ankara Güvercinlik’teki hava meydanına geldiler. Atatürk sık sık bu meydana gelerek çalışmaları yerinde görürdü. O tarihte meydanda, birkaç oda ve birkaç masadan başka bir şey yoktu. Ali Bey Atatürk ve İnönü’ye çalışmalar hakkında bilgiler veriyordu. Ancak Ali Bey konuşmalarını İnönü’ye hitaben yapıyor, İnönü de Atatürk’e naklediyordu. Bu bir millî terbiye gereğiydi. Zira Ali Bey, doğrudan Başbakana bağlıydı. Biz genç memurlar, Atatürk’ün imzasını hatıra olarak almak amacıyla şeref defterini Büyük Öndere uzattık. Atatürk, K harfini yazdı ve yanına bir de nokta koyduktan sonra defteri bize iade etti ve dedi ki;
“Burada bana vaad ettiklerinizi gerçekleştirdikten sonra, defterinizdeki imzayı tamamlayacağım.”
Atatürk gittikten sonra Ali Bey bizi azarlayarak;
“Gördünüz mü? Acele ettiniz!…”
Böylelikle biz neyi, ne zaman yapmamızın gerektiğini öğrenmiş olduk.
…Ali Bey, Başbakanın ve Cumhurbaşkanının yanına çıkarken ceketinin üç düğmesini iliklerdi. Refik Saydam ve Celal Bayar gibi samimi arkadaşları Başbakan olduktan sonra da samimiyeti istismar etmez; makama druyduğu saygı gereği, yine düğmeleri iliklemeyi ihmal etmezdi.
…Bir gün Ali Beye, “Afyon’da bir hava alanı yapalım” dedik. “Çocuklar ben Afyon’luyum. Türkiye’de henüz üç-dört hava alanı varken, Afyon’a meydan yaparsak, ne demezler?..” .Bizim ısrarımız üzerine; “Öyleyse Afyon’a hava alanı yapılması gerektiğine dair bir rapor getirirseniz, yaptırırız” dedi.Biz hemen Silahlı Kuvvetler Komutanlığı ile temas kurduk ve Ordumuzun da böyle bir ihtiyacı olduğunu tevsik ederek, müracaat ettik. Bunun üzerine Ali Bey; “işte şimdi oldu, hemen temel atılsın” dedi.
…Ali Bey Ulaştırma Bakanı…Bir gün Başbakan Refik Saydam Ali Çetinkaya’ya; “Ali Bey demir yolları ile ilgili çalışmaları birlikte yürütelim” diyor. Bu sözden alınan Ali Bey, Başbakana; “desenize Ali Bey, kalk git artık!” Hemen Bakanlıktaki odasına giderek özel kalem müdürünü çağırarak, istifa dilekçesini yazdırıyor.
…Bir gün Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak imzasıyla bir yazı aldık. Yazıyı inceledik; ancak Fevzi Paşa’nın arzusu hilafına görüş beyan ederek, Ali Çetinkaya’ya gittik. Meğer Fevzi Çakmak, Bakanlıklara yazdığı yazıları, bir yanı kırmızı, öteki yanı mavi olan kalın renkli bir kalemle imzalarmış. Eğer kırmızı kalemle imzalarsa isteğinin mutlaka yerine getirilmesi ister; mavi kalemle imzalarsı olsa da olur, olmasa da demek istermiş. Biz bunu bilmediğimiz için, elimizdeki yazının kırmızı kalemle imzalanmış olmasına rağmen, olumsuz bir değerlendirmede bulunmuştuk…Ali Bey bizim mütalaamızı okumadan önce imzaya baktı, sonra mütalaamızı okudu ve Fevzi Paşa’nın arzusunun derhal yerine getirilmesini emretti ve bana; “Sen git, Genel Müdürün gelsin” dedi.
…Ali Bey namusuna, şerefine ve istiklaline son derece düşkün bir insandı. Bu nedenle, tek evlâdı olan kızına İstiklâl adını vermişti.
…Ali Bey Almanya’ya bir seyahatte bulunacaktı. Ziyaret programında Hitler ile görüşme konulmadığı için, bu ülkeye gitmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine Almanlar programda değişiklik yaparak, Hitler’le görüşmeyi de koydular ve bu ziyaret gerçekleşti.
…Ankara Gar binası yapılırken, inşaatın müteahhidi çok güvendiği bir insan olmasına rağmen, her sabah erkenden gider, kontrol ederdi. Beton dükülürken debaşında bulunur, dozajını denetlerdi.
…Tayinleri yaptığımız zaman, şahısların fotoğraflarına bakar; bazen “kim bu adam?” der; gözünün tutmadığı kişi olursa, “bunu oraya tayin etmeyin” derdi. Biz “o adam şöyledir, böyledir” diye ikna etmeye çalışırdık ama, kabul ettiremezdik. Sonradan onun istemediği şahsın olumsuz hareketleri görülür ve Ali Bey daima haklı çıkardı. Altıncı hissi çok kuvvetliydi.
…Hukuk müşavirlerinin metalâalarını okur, bazen bu mütalâaların altına “ukalalık” diye yazarak; aklından geçenleri söyleyiverirdi,
————————————————————————————————-
ŞİİRSEL AĞIT
Bütün gözler bulutlu, gönüller yastan kara
Ali Bey gömülüyor doğduğu topraklara
Her yer alnı gibi ak taze karla örtülü
Gökler temiz ruhuna örttü bu temiz tülü
Ana gibi kucaklar toprak O’nu sararken
Ne alnında bir kara, ne ruhunda bir diken
Kaç yiğit böyle girer topraktan içeriye
Kaç kahraman sayılır hiç bakmadan geriye
Güle güle yükselir günahsızlar katına
Ölmez adı yazılı fazilet anıtına
Ne mutlu O, Milletin bağrına gömülecek
Böyle gömülmek için böyle yaşamak gerek
Rahmet Sana Ali Bey Makedonya dağından
Rahmet Sana Ali Bey Derne’nin toprağından
Rahmet Sana Ali Bey ilk kurşunun sesinden
Rahmet dileriz Sana Tanrının nefesinden
Allah Rahmet eylesin Ali Bey rahat uyu
Kıskanırız faniler böyle güzel uykuyu,
Muharrem GÜNDÜZ
ÇETİNKAYA İÇİN
Düşünürken zâtını yükselmişim semaya
Birleşti ruhlarımız şükür, Ulu Mevlâya
Bir fazilet timsali tanıyoruz seni biz
Merkânın Cennet olsun ey Ali Çetinkaya
Cemal Oğuz ÖCAL