İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Moğolistan Türkleri Duhalar

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Moğolistan’ın kuzeyinde, Güney Sibirya’da ıssızlığın ortasında bir avuç Türk yaşamaktadır. Türkiye’nin iki katı büyüklüğündeki Moğolistan’da sayıları sadece bin dolayında. Duha (ya da Dukha) Türkleri olarak tanımlanan bu insanlar, dünyada nüfusun en seyrek olduğu yerlerden birinde geyik sürüleriyle izole bir hayat sürdürüyorlar.
Uçaklar, arazi araçları, atlar ya da yürüyerek dünyanın en ücra bölgelerinden birinde yaşayan Duha Türklerine zorlu bir yolculuktan sonra ulaşılıyor. Kışın hava sıcaklığının eksi 50 dereceye kadar düştüğü topraklarda bir avuç kalan Duha Türklerine ulaşmak için karla kaplı ormanlardan, çorak steplerden ve buz tutmuş göllerden geçmek gerekiyor.
Duhalar, Moğolistan’ın en soğuk ve en dağlık bölgesi olan kuzeyde, Rusya sınırına yakın “tayga” adı verilen ormanlık alanda yaşıyorlar. “Zorlu yaşam şartları ve yolculukların” kendileri için olağan yaşam şartı olduğu Duhalar, Moğolistan’da Kazak, Tuva ve Hoton boylarıyla birlikte Türk dilini ve kültürünü yaşatıyorlar.
Ren geyiği sürüleri besledikleri için Moğolların “Tsaatan” yani geyik çobanı dediği Türk Duhaların sayısının Moğolistan’da giderek azalmakta olduğu biliniyor. Duhaları görebilmek için Türkiye’ye 8 bin kilometre uzaktaki taygaya ulaşmak, bunun için de Asya’nın büyük göllerinden Hövsgöl’ün kuzeyindeki Tsaganur ilçesinin kuzeyine gitmek gerek.
Güney Sibirya sınırlarına yapılacak zorlu yolculuk için önce başkent Ulanbator’dan uçakla Mörön’e, oradan da kara yoluyla Tsaganur’e doğru yola çıkılıyor. Mörön’den çıkınca yolun sadece ilk 1 saatlik kısmı asfalt. Yol boyunca at, koyun, keçi, yak sürülerine rastlanıyor. Asfalt yol bittikten sonra mevsim kışsa heyecanlı ve kimileri için korkutucu, güneyinden kuzeyine 160 kilometre uzunluğundaki Hövsgöl kısmı başlıyor.
Kış aylarında genellikle göl buz tutuyor. Araçlar bu sayede yaklaşık 1 metre kalınlığındaki buz tabakasının üzerinde gidebiliyor. Bu yolculuk da 2 saat sürüyor. Göl üzerinde gidilmesiyle Tsaganur yolu birkaç saat kısalıyor. Yazın ise gölün batısından yine orman ve düzlüklerden geçerek Tsaganur’a gidiliyor.
Buz üzerinde gitmek hem heyecan verici hem ürkütücü. Bu konuda tecrübeli sürücülerin araç kullanması ve buzun kırılarak araçların suya gömülmesi ihtimaline karşı emniyet kemerinin takılmaması tavsiye ediliyor. Buranın yerlileri her sene birkaç aracın yer yer 160 metre derinliğe varan göle gömüldüğünü söylüyor. Yine de göl üzerinde lastik izlerinin oluşturduğu yollarda ilerleyen az sayıda araca rastlamak mümkün.
Buz üzerindeki çatlaklar hayranlık verici güzellikte. Güneş ışıklarının vurmasıyla büyüleyici görüntüler ortaya çıkıyor. Donmuş gölde buza sıkışmış gemiler bu coğrafyaya aşina olmayanları şaşırtıyor. Bu gemiler yaz aylarında Hövsgöl üzerinde Rusya sınırına kadar taşımacılıkta kullanılıyor. Kışın ise etraflarını saran buzun mahkûmu olarak havanın ısınmasını bekliyor.
Göl üzerindeki yolculuk bittikten sonra en zor kısım başlıyor. Ormanın içinde, bazen yine buz tutmuş bir nehir yatağında, kimi zaman da düzlüklerde saatler süren bir yolculuk yapmak gerekiyor. Neredeyse yolun olmadığı bölgelerde önceki araçların izleri takip ediliyor. Engebeli arazilerde çoğunlukla saatte 10-20 kilometre hızla ilerleniyor.
Tsaganur’da nüfusun çoğunluğunu Moğollar oluşturuyor. 263 aileden oluşan 700 kadar Duha Türkü’nün bir kısmı da bu ilçede yaşıyor.
Ulaşmanın daha uzun sürdüğü uzaktaki bir başka taygada da Duha Türkleri bulunuyor. Her iki taygada toplam 60 hane var. Tsaganur’a nispeten yakın olan taygada 10 aile yaşıyor. Ailelerin gençlerinin büyük bölümü okumak ya da çalışmak için ilçeye ya da şehirlere gitmiş.
Eskiden yün kumaşlar ve hayvan postlarıyla muhkemleştirdikleri çadırlarda yaşayan Duhalar, artık ahşapla yapılmış evlere geçmişler. Yazları yine çadırlara geçiyorlar. Kış soğuğundan korunmak için yeterli olmayan evlerin içi izolasyon amacıyla çadır bezi, muşamba, halı gibi malzemelerle kaplı. Tek göz evin ortasındaki soba tek ısı kaynakları. Yemek yapmak için kullandıkları sobada buharda pişirdikleri mantılar misafirlerine sundukları başlıca ikramlardan. Geyik sütünden yapılmış çay ve peynir gibi ürünler de Duhaların temel gıdaları arasında.
Duha Türkleri için geyik, hayat demek. Ren geyiği sürüleri besleyen Duha Türkleri, bu hayvanlar sayesinde hayatta kaldıklarını düşünüyorlar. Geyiklerin eti, sütü, postu, yünü, boynuzu, kısacası her zerresi Duhaların temel gıda ve geçim kaynağı.
Duha Türklerinin konuştuğu Türkçe ise Türkiye’de veya Orta Asya coğrafyasında konuşulan Türkçe ile benzerlikler gösteriyor. Duhalar Türkiye’den giden biri ile anlaşmakta zorluk çekse bile birçok ortak kelime sayesinde bir iletişim yolu bulunabiliyor.
Duha Türkleri Şamanizme inanıyor. Taygada yaşayanlar, güneşin, ayın veya önemli doğa olaylarının durumuna göre ya da ciddi hastalıklar gibi zorluklar halinde ayinler düzenliyor. Bu ayinlerde ruhlarla temasa geçerek zorluklardan kurtulmak için kötü ruhları kendi yöntemleriyle kovduklarına inanıyorlar.
Moğolistan’da kadim Türk kültürünü devam ettiren Duhaların kökeniyle ilgili Çin kaynaklarında geçen “tu-po”, yani “dubo” adına dikkat çekildiği, dolayısıyla da Tuva Türkleriyle ilişkilendirildikleri görülüyor. Bazı Türk araştırmacılar da Dede Korkut Hikayelerinde geçen “Duha Koca Oğlu Deli Dumrul” adındaki Duha adı ile bu kadim kavim arasında bir ilişki olabileceğini belirtiyorlar.
1921’den önce Duhalar, Moğolistan İmparatorluğu hakimiyetinde Tanno Uryanhai hududu içinde dağlarda yaşayan “Soyonlar” olarak resmi kayıtlarda geçiyordu. Tanno Uryanhai hududu, 1917 yılında kurulan Sovyet Cumhuriyeti dış politikası sonucu 1921’de Moğolistan İmparatorluğu’ndan koptu. Aynı yıl Tuva Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan etmesiyle Sovyetler Birliği ve Moğolistan Halk Cumhuriyeti arasındaki sınır çizgisi, bir tartışma konusu oldu ve 1952 senesine kadar devam etti. Sınır çizgisi hakkında taraflar anlaşmaya varınca sınır bölgesinde yaşayan 53 ailenin vatandaşlık sorunu gündeme geldi ancak 1955’te bu 53 aileden oluşan Duhalar, kendi iradeleri ile Moğolistan vatandaşlığına geçtiler.
Moğolistan sosyalist yönetim sırasında Duha Türklerini yerleşik hayata teşvik etti ancak 1980’lerin ortalarından itibaren Duhaların geleneksel yaşam tarzı, örf ve adetlerini korumak amacıyla eski karardan vazgeçildi. Duhalara ücretsiz kışlık kıyafetler, yaşlılara gıda yardımı, geyik çobanının maaşının diğer hayvancılık sektöründen fazla tutulması ve her aileye maaş bağlanması gibi sosyal yardımlar başladı ancak sosyalist rejimin çökmesi ve ekonomik sıkıntılarla Duhalar ihmal edildi. 2000’lerin başından itibaren ekonomik büyüme ve Moğolistan’da turizmin gelişmesiyle Duha Türkleri için yeni imkanlar ortaya çıktı fakat bu imkanlar Duhaların yaşam biçimini değiştiriyor ama kültürlerinin zamanla yok olma ihtimali yükseliyor.
Moğolistan’a 30 güne kadar olan ziyaretlerde vizeye ihtiyaç yok. THY, haftada üç kez uçuyor. Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te teknik bir duruş yapılıyor. Türkiye’den yılda üç bin yolcu Moğolistan’a gidiyor. Bunların büyük çoğunluğunu Türkiye’de eğitim gören öğrenciler oluşturuyor. Özellikle haziran, temmuz, ağustos ve eylül ayları turizm amaçlı kullanılıyor.

duhalar

Yazarın Diğer Yazıları