İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Nasreddin Hoca İle Çin'de -2-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Önce de belirttiğim gibi, Nasreddin Hoca, Çin’de “Efendi” adıyla anılmakta ve yaşatılmaktadır. Kuşkusuz Türkiye’de olduğu gibi, Çin’de de yeni fıkralar oluşturulmakta ve bunlar yayımlanmaktadır.

Ben Çin’de yaşatılan Efendi fıkraları ile ilgili derlememi, Ramazan münasebetiyle yayımlamak istiyorum.

ÇİN – UYGUR EFENDİ FIKRALARI

1.

Gezici tüccar bir dostu Efendi’ye:

-Eğer, yabancı ülkeleri görmek istersen, bizimle sefere çık, dedi.

Hoca bu teklife çok sevindi ve komşusunun atını alıp, kervana dahil oldu.

Akşam olunca kervan bir yerde mola verdi. Sabah erken kalkan Hoca, atların otladığı yere gidip baktığında, komşusundan ödünç aldığı atın hangisi olduğunu bilemedi. Canı çok sıkılan Hocanın aklına bir muziplik geldi. Tüfeğini doldurup, omzuna aldı ve bağırda:

-Atların arasına, yabancı bir at karıştı, şimdi onu saptayıp, vuracağım!

Bunu duyan tacirler, telaşla atlarına bindiler. Ortada sadece bir at kalmıştı, ki o da Hoca’nın komşudan aldığı attı!...

 

2.

Dostlarından biri Efendi’yi ziyarete gelmişti. O sırada Efendi evde yoktu. Buna kızan dostu sokak kapısına, “eşek” yazıp gitti.

Bir süre sonra Efendi o dostu ile karşılaştı;

-Geçenlerde bize gelmişsin, ne yazık ki evde değildim.

-Benim geldiğimi nereden bildin?

-Bilmez olur muyum? Yahu sen kapıya adını yazmışsın!...

 

3.

Efendi yolda birine rastladı. Adam onu görünce hemen söze girdi:

-Babam, bin kişilik düğünün aşını pişiren bir kazan almıştı!

Efendi buna karşılık;

-Bizim de öyle büyük bir kevgirimiz vardı ki, bir ucu burada, bir ucu ise kentin öteki başındaydı!

-O boyda kevgir mi olur, Efendi?

-Niye olmasın? Uygurlar boşuna dememişler; “kazana göre kevgir olur” diye!...

 

4.

Su kenarında dinlenirken Efendi’nin ayakkabıları suya düştü. Akıntıya kapılan ayakkabılar uzaklaşıp giderken Efendi, birkaç kez hamle yaptı ise de başaramadı. Bunun üzerine ayakkabıların ardından söylenen Efendi;

-Sana bu bile azdır; kaç kez sana ayağımı sıkıp durma demiştim!...

 

5. 

Efendi bir gün karısına yüreğini açtı:

-Ne iyi ki, şansıma senin gibi güzel, başı önünde bir kadın düştü. İyi ki Allah seni yarattı, yoksa ben kiminle evlenirdim?

Karısı, Efendi’ye karşı bir soru yöneltti:

-Ya Allah, benim gibi iki kadın yaratsaydı, sen hangisiyle evlenirdin?

Efendi hemen cevabı yapıştırır:

-İkinizi de alırdım!...

 

6.

Efendi, her gün çarşıdan et alır, evine götürürdü. Ama karısı hiçbir gün et yemeği yapmazdı. Efendi sorduğunda karısı hep şu bahaneyi öne sürerdi:

-İt, eti alıp kaçtı!

Hoca ne gibi önlemler alacağını düşünürken, bir gün pazardan bir balta alıp eve getirdi ve sandığın içine koyup, üzerine de bir kilit astı. Karısı merakla sordu:

-Baltayı niye böylesine titizlikle saklıyorsun?

Efendi yanıtladı:

-Nasıl, yani niye? Etin kıymeti bir tenge’dir. Onu da her gün it kaçırır. Bu baltaya ise beş tenge verdim. Yani baltayı da itin önüne koyayım da, alıp kaçsın mı?

 

7.

Efendi çok acıkmıştı. Tam o sırada birisi ona sordu:

-Efendi, sence hangi musiki aletinin sesi kulağa daha hoş gelir? Dutarın, tamburun yoksa başka bir çalgının mı?

Efendi yanıtladı:

-Şimdi benim için en hoş musiki sesi, kazandan lağman çıkaran kepçenin çıngırtısıdır!

 

8.

Efendi, pazarda dolaşırken, eski kılıçlar satan bir molla gördü. Merakla yaklaşıp sordu:

-Kılıcın fiyatı ne kadar?

-Üçbin tengeye.

-Böyle köhnemiş, ensiz bir kılıç, üçbin tenge eder mi? Diyen Efendi, daha da meraklandı:

-Bu öyle böyle bir kılıç değil, kutsal bir kılıçtır. Bir zamanlar Peygamberin damadı Ali’nin silahı idi. Bu kılıcı düşmana sallayınca, uzayıp beş metre olur.

Efendi:

-Yine de pahalı, diyerek yürüdü.

Ertesi gün, evdeki eski bir maşayı alıp pazara gitti!

-Maşa alan yok mu? Maşa alan yok mu? Ucuza satarım. Üçbin tengeye, diye bağırmaya başladı.

Bir gün önce gördüğü molla yanına yaklaşıp;

-Çok pahalı. Bu köhne maşanın neyine üçbin tenge verecekler? Dedi.

Efendi yanıtladı:

-Bu adi bir maşa değil, sihirlidir. Avrat bunu kocasına vuracağı zaman, maşa tam on arşın uzar!

9.

Efendinin bir dostu, yakın bir kente kadı olarak tayin edilmişti. Bir süre sonra Efendi, bu dostunu ziyarete gitti. Bu münasebetle verdiği ziyafetti dostu, sofrayı donattı; o arada Efendi’yi de soru yağmuruna tuttu.

-Efendi, nasıl evimi beğendin mi? Her şey yolunda mı?

-Allah’ın yardımı ile her şey yolundadır.

-Oğlum kendini nasıl hissediyor?

-Çok iyi.

-Köpeğim nasıldır?

-Keyfi yerindedir. Eve kimseyi sokmuyor.

-Peki atım nasıldır?

-Günü günden daha iyidir. Herkes kıskanır ki, senin böyle bir atın vardır.

Bu soru ve cevaplar, Efendi’yi sıkmıştı! Sofradaki yemekler ağzının suyunu akıtıyordu. Ev sahibi Kadının ise çenesi düşmüştü.

-Köpeğim zayıflamıyor, değil mi?

Burada Efendinin sabrı taştı! Artık ev sahibine bir ders vermenin zamanı gelmişti..

-Benim geldiğim gün, köpeğin geberdi!

Kadı heyecanlanmıştı:

-Nasıl geberdi? Yani neden geberdi?

-Senin atının kemiği boğazında kalmıştı!

Kadı iyice meraklanmıştı:

-Atımın kemiği mi? Peki atıma ne oldu?

-Karının cenazesini mezara defnederken ayağı kırılmıştı!

-Aman Allah! Sen ne diyorsun? Demek ki karım da öldü? Peki ona ne oldu?

-Dertten öldü! Oğul acısına dayanamadı!

-Ne diyorsun? Oğluma ne oldu? Yoksa o da mı öldü?

-Elbette öldü. Eviniz uçunca, divanın altında kalmıştı!

-Demek ki benim şimdi hiçbir şeyim kalmadı, öyle mi? Evim yıkıldı, karım ve oğlum öldü, atım yok, itim geberdi, öyle mi?

Kadı elleriyle yüzünü kapatıp hüngür, hüngür ağlayadursun, Efendi sofradaki yemekleri önüne çekip, iştahla yemeye başladı!...

10.

Caminin imamı, cemaate her zaman derdi ki;

- Hiçbir zaman kadınlara inanmayın, onların dediklerini yapmayın!

Bu sözleri işiten Efendi, imama yaklaşıp sordu:

- Ne zamandan beridir düşünürüm; karımın fikirlerine itibar edeyim mi, etmeyeyim mi?

İmam onun sözünü keserek konuştu:

- Hiçbir zaman itibar etme!

Efendi dayanamadı;

- Mesela iki koyunumuz var. Birisi zayıftır, öteki ise besili ve iri. Ben karıma diyorum ki, besili olanı kendimize saklayalım, zayıfı camiye verelim. Ama karım tutturdu, besili olanı camiye verelim, zayıfı kendimize saklayalım diyor.

İmam kurnazca konuştu:

- Bazen kadınların sözlerine de kulak asmak gerekir!...

(PAZARTESİ SON FIKRALAR)

Açıklama: Çinli Nasreddin Hoca

Yazarın Diğer Yazıları