Nasreddin Hocamız, Dünyanın bütün ülkelerinde bilinir. Çin’de olduğu gibi, kimi ülkelerde “Efendi” biçiminde bir isimle anılır, kimi ülkelerde de Hocamıza değişik isimler verilir.Yıllar önce, Türkiye İş Bankası yayınları arasında çıkan “Nasreddin Hoca’nın Dünyası” adlı kitabımda bu hususta ayrıntılı bilgiler vermiştim.
Şimdi Çin’de yaptığım derlemelerde saptamış olduğum Efendi fıkralarından bir demet daha sunacağım…
***
10.
Efendinin bağına gece yarısı üç hırsız girmişti. Hoca hırsızların sesini işitince karısına seslendi:
-Ey, hanım, kalk da feneri yak; bakalım bağımıza kim girdi?
Hırsızlar, bağ sahibinin üzerlerine geldiğini görünce, kaçıp gizlenmek istediler ama, geç kalmışlardı. Arkada kalan hırsız, bir ağacın gövdesine saklanırken, ikincisi, çürümüş yaprak yığınının ardına gizlendi. Üçüncüsü ise yolun ortasına serildi kaldı!
Efendi, ağacın ardına saklanan hırsıza yaklaşıp sordu.
-Bağımda ne işin var?
Hırsız cevap vermedi. Efendi sorusunu tekrarladı, ama hırsızın dili tutulmuş, tir-tir titriyordu. Efendi üçüncü kez, onun kim olduğunu, bağa neden girdiğini sordu. Sonunda hırsız konuştu:
-Ben ağaç kurduyum!
Efendi güldü.
-İlk defa, böyle bir ağaç kurdu görüyorum!
-Bu yıl çok yağmur yağdığı için, böyle büyümüşüm, dedi hırsız!
Efendi başını kaldırdı, çürük yaprak yığınının ardına çömelmiş olan ikinci hırsıza yaklaştı.
-Sen kimsin? Bağımda ne işin var?
Hırsız cevap vermedi. Hoca sorusunu yineledi ise de yine cevap alamadı. Soru üçüncü kez sertçe yinelenince hırsız, ilk hırsızdan daha komik bir yanıt verdi:
-Ben mantarım!
Efendi karısına seslendi:
-Hanım, çabuk buraya gel, bak ne kadar büyük bir mantar buldum!
-Ben, çürüğün çok bol olduğu bir yerde bittiğim için, bu kadar büyümüşüm!
Efendi, ikinci hırsıza doğru tükürerek, üçüncü hırsıza yöneldi. Aynı şekilde ve tam üç kez aynı soruları sordu. Aldığı cevap Efendiyi öylesine güldürdü ki, attığı kahkahalardan fener söndü!
-Ben ölüyüm, dedi üçüncü hırsız. Hoca:
-Ölüler konuşur mu? Deyince hırsız şöyle yanıtladı:
-Ölü olduklarını unutunca, bazen konuşurlar!
Fenerin ışığı sönünce, üç hırsız da arkalarına bakmadan kaçtılar!Efendi de karısıyla birlikte eve girerken şöyle dedi:
-Gel gidelim. Demek ki burada hırsız filân yok.
11.
Bir ağacın altında sohbet eden gençler, Efendi’nin geldiğini görünce, onunla biraz dalga geçmek, eğlenmek isterler.
-Hocayı tahrik ederek, ağaca tırmanmasını sağlayalım, o ağaca çıkınca da aşağıda bırakacağı şeyleri saklayalım.
Efendi, gençlerin yanına gelince selam verdi ve hatırlarını sordu;
-Burada ne yapıyorsunuz? Dedi.
Gençlerden birisi:
-Ağacın tepesinde bir sülün var. Hiç birimiz, çıkıp onu yakalayamadık. Bunu sen yapabilirsen bize iyilik etmiş olursun.
Efendi razı oldu, giysilerini soyunup, koltuğunun altına aldı ve ağaca tırmanmağa başladı. Gençlerden biri seslendi:
-Giysilerini aşağıda bırak, sana engel olacaklar.
-Siz ne diyorsunuz? Belki ağacın tepesinden öteki tarafa yol vardır. Eve yalınayak gitmeyeceğim ki!...
12.
Düzenbaz bir tacir, içinde kap-kacak bulunan bir sandığı hamallara göstererek;
-Bu sandığı evime kadar kim taşırsa, üç nasihatte bulunacağım, dedi. Bu teklife hamallar dudak büküp geçtiler. Sözlere kulak veren Nasreddin Efendi, teklifi kabul etti ve sandığı omzuna alıp yürürken tacire;
-Sandığı götüreceğim, fakat yolculuğun zevkli geçmesi için nasihatlarını teker teker söyle, dedi.
-Peki dinle. Eğer sana, yaya yürümek, at sırtında gitmekten daha iyidir, derlerse inanma.
Efendi sandığı öteki omzuna aldı.
-Gerçekten çok doğru bir nasihat, dedi. Yolun yarısına vardıklarında, ikinci nasihatı sordu.
-Deseler ki, aç kalmak, tok olmaktan daha iyidir, sakın ola ki, inanma!
Efendi bu nasihattan da memnun kalmıştı.
-Ömrümde böylesine doğru ve güzel bir nasihat duymamıştım.
Tacirin evine yaklaştıklarında Efendi konuştu.
-Şimdi de son nasihatı dinlemek isterdim.
Tacir kıs-kıs gülerek:
-Dinle, dedi; yeryüzünde senden daha ahmak bir adam olduğunu söylerlerse, sakın inanma.
Efendi, bu kez de saflıkla davranıp:
-Ne güzel sözlerdir, bunlar; derken iki avucunu biribirine vurup, taciri alkışlarken omzundaki, cam eşya dolu sandık da yere düştü. Tacir heyecanla, düşen sandığa bakarken Efendi şöyle dedi:
-Eğer sana bu sandıkta bir tek sağlam fincan-bardak kaldı, derlerse, sakın inanma!...
13.
Yaşlı bir adam Hoca’ya, şakayla karışık;
-Ne yazık ki anan ölmüş; sağ olaydı ben onunla evlenirdim, sen de benim oğlum olurdun, der.
Hoca:
-Şimdi de geç değil!
-Nasıl yani?
-Sen kızını bana verirsin, ben de senin oğlun olurum.
14.
Efendi, pazarda uzun süre kaldığı için evine gitmekte gecikir ve o geceyi bir dostunun evinde geçirmeye karar verir. Dostunun evine vardığında, ev sahipleri akşam yemeklerini yemiş ve yatmaya hazırlanmaktadır. Hocayı iyi karşılayıp, yatacağı odayı gösterirler. O da kendisine gösterilen odaya girer, yatağa uzanır, ama uyumak ne mümkün? Zira karnı açtır ve bir şeyler yemek ister. Nihayet dayanamayıp, ev sahibinin odasına giderek, kapıyı tıklatır.
Ev sahibi sorar:
-Hoca hayrola, ne var?
-Başımın altındaki yastık alçaktır, bir iki tane ekmek ver de yastığın altına koyayım, yoksa yatamıyorum!...
15.
Efendi bir gün pazardan bir karga satın almış. Karga kucağında, evine giderken yolda karşılaştığı bir dostu sormuş:
-Efendi ne yapacaksın, o kargayı, bari bir şahin alsaydın?
-Karganın yoz yıl yaşadığını söylerler; doğru olup olmadığını öğrenmek için bir deneyeceğim!...
16.
Padişah bir gün ferman yayınlamış:
-Karısından korkmayan erkekler ak bayrağın altında, korkanlar ise gök bayrağın altında toplansınlar!
Bütün erkekler gök bayrağın altına koşarlarken efendi ak bayrağın altına dikilmiş. Padişah kızmış, şaşırmış;
-Sen niye orada duruyorsun? Diye sorunca Efendi açıklamış:
-Efendim, karım bana dedi ki: Sen başka erkeklerin gittikleri yere gitme!...
17.
Efendi bir gün, kapı tokmaklarının güzelliklerini seyrede ede, evine gidiyordu. Evlerden birinin kapı tokmağı öylesine hoşuna gitti, öylesine beğendi ki, o tokmağı söküp, aşırmayı düşündü. Ancak, tokmağa eliyle dokunur dokunmaz, öylesine bir gürültü koptu ki; adeta bütün mahalle ayağa kalktı! Kuşkusuz ev sahibi de sesi duymuş olmalıydı? Ne yalan uydurmalıydı ki, kendisinin bir kapı tokmağı hırsızı olmadığına herkesi inandırabilsin! Hemen cebinden pamuk çıkarıp, kulaklarına tıkadı. Zira, kulaklar tıkalı olunca, ses işitilmezdi. Öyle de yaptı. Çok geçmeden kapıyı açan ev sahibi, Efendinin tokmağı sökmek istediğini görünce, hırsla bağırarak, üzerine yürüdü;
- Ne yapıyorsun be adam sen? Deyince Efendi gayet sakin cevap verdi:
- Beyim siz, kulaklarınıza pamuk tıkamamışsınız!...
18.
Efendi pazarda dolaşırken, bir mollanın, eski bir kılıç sattığını gördü. Merak ederek sordu:
- Kaç paradır bu kılıcın ederi?
- Üç bin.
- Yahu bu köhne kılıç bu kadar eder mi?
- Bu öyle basit bir kılıç değildir, mukaddes bir kılıçtır. Bir zamanlar bu kılıcı Peygamberin damadı savaşlarda kullandı. Bir salladığı zaman kılıç beş metre uzuyordu!
- Eee öyleyse pahalı olmalıdır.
Nasreddin mollanın yanından uzaklaşıp gitti. Ertesi günü evden eski bir maşa alıp pazara gitti ve bağırmaya başladı:
- Hadi, yok mu maşa alan…maşaya bak, maşaya!... Ucuza satacağım, üç bine vereceğim!...
Efendi bağıra bağıra pazarda dolaşırken, bir evvel kılıç satan molla yanına yaklaştı:
- Yahu bu köhne maşa, üç bin eder mi, neyine üç bin istiyorsun, bunun?
- Bu adi bir maşa değildir, sihirlidir. Avradın bunu eline alıp, üzerine gelince, maşa on arşın uzar!...
19.
Efendi eşeğini satmak üzere pazara getirirken, kuyruğunun çamurla kirlenmiş olduğunu gördü. “Kuyruğu pis görünce kimse satın almaz” düşüncesiyle, cebinden çıkardığı çakı ile kuyruğu kesip cebine koydu. Pazarda eşeği görenler;
- İyi eşektir ama, ne yazık ki kuyruğu yoktur! Diyorlardı. Nasreddin ise, onlara şu cevabı veriyordu;
- Merak etmeyin, fiyatta anlaşırsak, kuyruk meselesini hallederiz; zira kuyruk cebimdedir!
20.
Mollanın birisi Nasreddin Efendiye gelerek, sabahtan akşama kadar kendisini ziyarete gelenlerden şikayetçi oldu.
- Söyle Efendi, ben bu adamlardan canımı nasıl kurtarayım?
- Çok kolay; gelenlerin hepsinden borç para iste! Göreceksin, bir daha hiç birisi yanına uğramayacaktır! Çünkü para onlar için, imandan da ileridir!
21.
Sokakta başıboş dolaşan bir koyun gören Efendi, koyunu evine götürüp, kesti. Bunu öğrenen bir dostu, Efendi’ye çıkışarak;
- Efendi, ser günaha girmekten korkmuyor musun? Kıyamet günü sen bu koyunun hesabını nasıl vereceksin? Üstelik, hırsız damgasını de yemiş olacaksın!
- Ben de inkâr edeceğim.
-Edemezsin, çünkü kesip yediğin koyun, karşına dikilip, şahitlik edecektir.
-Öyleyse çok güzel..Koyun gelip karşıma dikilirse, onu hemen sahibine iade ederim!...