Geçtiğimiz 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde, Dünyanın gözü kulağı ve liderleriyle, önemli siyaset adamları ve basın mensupları Ülkemizde idiler. Şahsen benim de tüm dikkatim, ABD Başkanı Donald Trump’da idi. Nerede, kimlerle oturup sohbet etti. Neler dedi, neler işitti vb… Özellikle de Cumhurbaşkanımız Sn.,Recep Tayyip Erdoğan ile TV’lar ve basın mensuplarının yanında, neler konuşuldu ve Trump, Cumhurbaşkanımızın şahsı ile ilgili neler söyledi?...
T.C. ile ABD Başkanlarının neler konuşmuş oldukları hususu, tahmin edileceği üzere, baş-başa olmuştur ve kimin kime neler söylediği hususu ile ilgili gerçek bilgileri bilebilmemize olanak yoktur.
Mutat veçhile Trump, Cumhurbaşkanımız ile ilgili abartılı ve gerçek olmadığına inandığım sözler söylemiş olmalıdır. Zira Sayın Erdoğan hem çok deneyimli bir insan, deneyimli bir siyaset adamı, hem de deneyimli bir Başbakan-Cumhurbaşkanıdır… Yani Trump’ın (deyim yerinde ise yağ çeken bir üslûpla) Cumharbaşkanımızın kişiliğini övmüş olması, inandırıcı ve güven verici değildir. Açıkçası, Trump’ın Sn.Erdoğan’ı sözleriyle kandırabilmesine olanak yoktur…
Trump’ın Türkiye’ye geliş gidişi de kendisine özgü olmuştur. Yeni bir uçakla gelmiş, eski bir uçakla ülkesine dönmüştür!...
NATO bizim için son derece önemli bir işbirliği örgütüdür. 50’li yılların başında kurulan bu örgüt’ün T.C.’nin gelişip güçlenmesindeki rolü çok önemlidir ve unutulmamalıdır.
1955-1966 yılları arasında 21 yıl TSK Hava Kuvvetleri Komutanlığı emrinde çeşitli kentlerde ve Birliklerde görev yaptım. NATO Türkiye’ye çok şey verdi. Tabii TSK’de NATO’nun en güçlü ikinci askeri gücü konumuna yükselerek, üzerine düşen görevleri eksiksiz yeride getirdi.
NATO çok daha güçlü ve üyeleri için çok daha güvenli bir kuruluş olabilir. Bunun için yapılacak tek şey, NATO yönetimini, ABD hegemonyasından kurtarmak gerek.
***
Milli Savunma Bakanımız Emekli Orgeneral Yaşar Güler, Nato Devlet Başkanları zirve toplantısı başlamadan önce yaptığı bir konuşmada şunları söyledi:
“Stratejik, siyasi, sınai ve akademik perspektifleri bir araya getirmek suretiyle ittifak için gerçekten önemli bir dönemden geçiyoruz.
Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu yalnızca daha yüksek bütçe rakamlarıyla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları; hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir. Külfet paylaşımı ayrıca operasyonel riski, coğrafi konumu, hazırlık seviyesini, görev katkılarını, sanayi kapasitesini ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetini de dikkate almalıdır. Zira Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’daki askeri varlığına ilişkin düzenlemeleri, ittifak içindeki sorumlulukların yeniden dengelenmesi ihtiyacını daha da belirgin hale getirmektedir.
Bu bakımdan Türkiye’nin tecrübesi son derece kıymetlidir. Avrupa’nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken, Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye; büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş, hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayiine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkan ve kabiliyetlerle sahip olunan devamlılık ve süreklilik, bugün hem Türkiye hem de ittifakımız için stratejik bir avantaja dönüşmüştür.
Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken; Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir. İşte bu nedenle Türkiye; konuşlandırılabilir kuvvetleri, tecrübeli komutanları, yerleşmiş eğitim kültürü ve sağlam askeri temeliyle NATO 3.0 sürecinde güçlü bir konuma sahiptir. Bu durum Türkiye’nin hazırlık açıklıklarının kapatılmasına katkı sağlamasına, farklı kanatlarda caydırıcılığın güçlendirilmesine ve krizlere süratle karşılık vermesine imkan tanımaktadır.
Türkiye 1952 yılında NATO’ya katılmasından bu yana ittifakın coğrafi ön hattında yer alan salt bir ülke olmamıştır sadece. Aksine Türkiye; risk üstlenen, sorumluluk alan, krizlerde sahada yer alan ve gerektiğinde caydırıcılığın fiili yükünü taşıyan bir duruş da sergilemiştir. Türkiye yüksek eğitim standartları, operasyonel tecrübesi ve güçlü müşterek harekat kapasitesiyle NATO’nun ikinci büyük ordusuna ve en yetenekli kuvvetlerinden birine sahiptir. Yüksek hazırlıklılık seviyesindeki komando birliklerimiz, geniş bir coğrafyada süratle konuşlanma ve krizlere etkili bir şekilde müdahale etme imkanı sağlayan önemli bir güç çarpanıdır.
Türkiye olarak Kosova’dan Akdeniz’e, Baltık bölgesinden Karadeniz’e kadar NATO misyonlarına, harekatlarına ve tatbikatlarına önemli katkılar sağlamaktayız. Bu kapsamda hava polisliği, deniz güvenliği, kriz yönetimi ve eğitim alanlarında sorumluluk üstleniyoruz. Yakın dönemde icra edilen kapsamlı NATO tatbikatları, Türkiye’nin yalnızca yakın çevresinde değil tüm Avro-Atlantik alanında güvenliği sağlayıcı kapasitesini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Türkiye’nin Afrika, Doğu, Orta Doğu ve Asya’daki saha tecrübesi de boş bırakılan alanların rakip aktörler tarafından hızla doldurulduğu bir dönemde stratejik bir kıymettir.
Mevcut dönemde NATO’nun önündeki temel soru şudur: NATO siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı bir şekilde somut askeri kabiliyetlere dönüştürebilecektir? Savunma harcamalarının artırılması önemlidir ancak yapılan harcamalar tek başına caydırıcılık üretemez. Caydırıcılık; eğitimli personel, hazır kuvvetler, mühimmat, güçlü lojistik, bütünleşik hava ve füze savunma, etkili komuta ve kontrol, siber dayanıklılık, sanayi kapasitesi ve siyasi kararlılık gerektirir. İşte bu nedenle Ankara Zirvesi’nin temel mesajlarından biri, taahhütlerin uygulamaya dönüştürülmesi olmalıdır. NATO’nun geleceği yalnızca bütçe oranlarıyla değil, bu bütçelerin hangi kabiliyetleri ne kadar sürede üretebildiğiyle belirlenecektir.
Türkiye bu alanda da önemli kabiliyetlere sahiptir. NATO kabiliyet hedeflerini ve milli ihtiyaçlarımızı karşılamak amacıyla önümüzdeki üç yıl içinde hava ve balistik füze savunma, uzun menzilli atış sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik veriyoruz. Savunma sanayiimiz insansız sistemler, hava savunma sistemleri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları, havacılıkla komuta ve kontrol teknolojilerinde ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Bugün ihracat projeleri de dahil olmak üzere Türkiye’de 50 askeri geminin inşası devam etmektedir. İnsansız ve yeni nesil hava platformlarımız da modern harbin şekillenmesine katkı sağlamaktadır. Bunlar sadece milli imkan ve kabiliyetler değildir; doğru şekilde bütünleştirildiklerinde NATO’nun kabiliyet ve üretim açıklarının da kapatılmasını sağlayacak katkı unsurlarıdır.”
***
İki gün süreyle Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesinin tamamlanmasından sonra şu bildirge yayımlandı:
“Biz, Kuzey Atlantik İttifakı’nın Devlet ve Hükûmet Başkanları olarak; Washington Antlaşması’nın 5. Maddesi kapsamındaki kolektif savunmaya ve transatlantik bağa olan sarsılmaz bağlılığımızı yeniden teyit etmek üzere Ankara’da bir araya geldik. Bir müttefike yapılan saldırı, tüm müttefiklere yapılmış sayılır. Birliğimiz, dayanışmamız ve ortak gücümüz, özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifakımızın bir milyar vatandaşının barış, güvenlik ve refahının temelini oluşturmaya devam etmektedir. Caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derecelik yaklaşımımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.
Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin devam eden tehdidine karşı Müttefikler, Lahey Savunma Taahhüdü’nü yerine getirmektedir. Avrupa Müttefikleri ve Kanada, 2025 yılında temel savunma ihtiyaçlarına yönelik yatırımlarını 139 milyar doların üzerinde artırmıştır. Bu yatırımlar, ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri sağlarken aynı zamanda endüstriyel altyapımızı ve dayanıklılığımızı güçlendirmektedir. Bugün Ankara’da, 50 milyar doların üzerinde yeni tedarik açıklıyor; ortak üretim kapasitesini genişletmeyi ve sanayi ile birlikte çalışarak inovasyonu hızlandırmayı taahhüt ediyoruz. Müttefikler arasındaki savunma ticaretindeki engelleri kaldırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürecek ve NATO ortaklıklarından yararlanarak savunma sanayi derinliğini ve iş birliğini en üst düzeye çıkaracağız.
Geleceği inşa ediyoruz: Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir İttifak. Avrupa Müttefikleri ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışarak İttifakın savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmektedir. NATO’nun caydırıcılığı ve savunma kapasitesi; uzay ve siber kabiliyetlerle desteklenen uygun bir nükleer, konvansiyonel ve füze savunma kabiliyetleri bileşimine dayanmaktadır. Muharebe üstünlüğümüzü korumaya kararlıyız. Derin hassas vuruş kabiliyeti, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, ileri teknolojiler ve istihbarat kabiliyetleri de dâhil olmak üzere tüm harekât alanlarında kuvvetlerimizi konuşlandırma, destekleme ve sürdürülebilir kılma yeteneğimize yatırım yapıyor, belirlenen kabiliyet hedeflerini yerine getiriyoruz. Birlikte çalışabilir transatlantik savaş bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zekâ modellerini kullanıma alıyoruz.
Ukrayna, transatlantik güvenliğe katkıda bulunmaktadır; Müttefikler, Ukrayna’nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasına yönelik sarsılmaz desteklerinde birlik içindedir. Avrupa Müttefikleri ve Kanada, Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımının büyük bölümünü artık ikili ve çok taraflı mekanizmalar aracılığıyla finanse etmektedir. Müttefikler; bu desteğin adil, öngörülebilir ve uzun vadede sürdürülebilir olması gerektiğini vurgulamaktadır. 2026 yılı için Müttefikler, Ukrayna’ya 70 milyar euro tutarında askeri teçhizat, yardım ve eğitim sağlamayı taahhüt etmekte; 2027 yılında da en az aynı düzeyde desteğin sürdürülmesine yönelik egemen taahhütlerini teyit etmektedir. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği’nin Ukrayna Destek Kredisi aracılığıyla Ukrayna’ya çok yıllı finansman sağlama kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
İttifak; daha geniş güvenlik ortamımızı şekillendiren stratejik rekabet, yaygın istikrarsızlık, hibrit tehditler ve tekrar eden krizlere karşı yanıt verme ve uyum sağlama kabiliyetini geliştirmeye devam etmektedir. Müttefikler, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini bir kez daha vurgulamakta ve İran’ı Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine tam olarak saygı göstermeye çağırmaktadır.
Bize gösterdiği cömert misafirperverlik dolayısıyla Türkiye’ye teşekkürlerimizi sunuyor, bir sonraki toplantımızı sabırsızlıkla bekliyoruz.”
***
Kuşkusuz, hem NATO’nun güçlü bir üyesi, hem de ev sahibi olarak Ülkemizin bildirgeyi imzalamış olması doğaldır. Ancak, zirve toplantısının bitiminden hemen sonra Rusya’nın Kiev’e bomba yağdırmış olmasına Ülkemizi yönetenler ne diyorlar, acaba?...Ukrayna Cumhurbaşkanının zirve toplantısı için İstanbul’a gelmiş olması doğal mıdır, acaba?...Rusya ile ikili ilişkilerimiz?... Sayın Cumhurbaşkanımız ile, Rusya Cumhurbaşkanı arasındaki görüşmeler, anlaşmalar NATO zirve bildirgesi karşısında zarar görmeyecek midir, acaba?...