İrfan Ünver Nasrattınoğlu

ORTA ASYA'DAKİ AHISKA TÜRKLERİYLE

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

1982 yılından başlayarak, yıllarca, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne gidip gelerek soydaşlarımla görüşüp, onların yaşadıkları mekânlarını görebilme olanağını buldum. Benim hayattaki en büyük mutluluğum, nerede Türk varsa, oralara gidebilmiş olmamdır. O seyahatlerde zaman zaman Ahıska Türkü olan soydaşlarımla da karşılaşıp, görüşmelerde bulundum…
Muharrem Günay Hoca’nın gazetemizdeki yazılarını ilgiyle takip ediyorum. Sağolsun Ahıska neresidir, Ahıskalı kimdir, onların diğer yurtlardaki Türkler’den farkı var mıdır, varsa nedir gibi sorulara en güzel cevapların verildiği yazıları, Kocatepe okurları için son derece önemli bilgileri içermektedir.
1987 yılındaki seyahatimi, Kazakistan Yazarlar Birliği’nin konuğu olarak yapmıştım. O zaman, Birlik Başkanlığını yapan, Olcas Süleymanov’dan rica ederek, Türkistan Şehrine de giderek, Ahmet Yesevi Hazretlerinin makamını ziyaret etmek istediğimi söyledim. Olcas Süleymanov, büyük bir şair, yazar ve düşünürdür. O’nun AZ-İ-YA adını verdiği roman 100 bin tirajla basılmış, fakat Gorbaçov tarafından hemen toplatılmış idi. Zira o kitap, Rus dili ve kültürünün, Türk dili ve kültüründen ibaret olduğunun kanıtlanması idi. Olcas halkın çok sevdiği bir kişi idi ve bu yüzden, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Olcas’ı UNESCO nezdinde Kazakistan Büyükelçisi sıfatıyla, Paris’e gönderdi ve Olcas hâlâ orada, aynı görevi sürdürmektedir. Çünkü Olcas, ülkesine dönüp, seçimlerde aday olsa, ittifakla cumhurbaşkanlığına seçilir….
Almatı’dan Türkistan’a uçak ta vardı ama ben, otomobille giderek, yol üzerindeki bazı önemli kenrtleri de görmek istediğim için bana bir rehber ve bir de otomobil tahsis edilmişti. Rehberim, Olcas’ın yardımcısı Akim Tarazi idi.
İlk durağımız Cambul kenti oldu.Kelime anlamı kır çiçeği demek olan Cambul’un eski adı, Taraz’dı ve Taraz (yani Cambul) Doğu Türkistan Doğu Türk İmparatorluğunun başkenti idi. O gün Cambul’u gezip oradaki otele yerleştik. Yoğun geçen günün yorgunluğunu uyuyarak atlatıp, kahvaltı için otelin lobisine inince Üzeyir Niyazov İlyasoğlu ile karşılaşmış ve tanışmıştım. Üzeyir, Stalin denilen despotun zulmüne uğrayan Ahıska Türkleri’ndendi. Bir fabrikada şoförlük yapıyor, ayrıca müzisyen olarak zaman zaman gittiği düğünlerden de para kazanıyordu. Biraz da ürkek bir şekilde bana şöyle demişti; “Bizi buraya neden gönderdiler? Savaş mı oldu?…” Aslında bu sorunun cevabını kendisi de biliyordu. Türkiye’den korkan, ama bir ara Türkiye’ye karşı efelenen Stalin, SSCB sınırlarında yaşayan bütün Türkleri, Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün etmişti. Despotun bir amacı da, Gürcüstan’da yaşayan Ahıska Türkleri’ni sürerek, kendi milleti olan Gürcüler’e yer açmaktı!… Üzeyir; “Biz memleketimize dönmek istiyoruz” demişti ve gerçekten bunun için mücadele ediyorlardı.
SSCB’nin çeşitli bölgelerinde Ahıskalı’lar ile karşılaşmıştım. Türk milliyetçisi olan bu insanlara, Moskova’dakiler de dahil herkes, “Türk” diyorlardı. Birlikte çok Türk vardı ama, onlar kendilerini başka isimlerle tanımlarken, “ben Türküm” diyenler, salt Ahıskalı’lardı. Örneğin bir Özbek, sorulduğunda “ben Özbek”im der, Türk’üm demez!…
Üzeyir’in arabasında Türkçe şarkı ve türkülerin okunduğu kasetler vardı ve ben de yanımda götürdüğüm kasetlerden ikisini ona hediye ederek ayrıldık.
Balıkçı, Kantemir, Maşat, Munkent gibi yerleşim birimlerini ve Aksu nehrini geçtikten sonra Çimkent’e ulaştık. Bu Kentte ikamet eden Ahıska Türklerinin başarılı bir dans ve müzik topluluğu vardı ve bu topluluk, Alma-Ata ve Çimkent’te düzenlenen şölenlere iştirak ediyorlardı.
Kent merkezinde “Merkez Pazarı” adı verilen bir Pazar yeri vardı. Burada sovhoz ve kolhozlarda üretilen mallar satılıyordu. Ayrıca özel şahıslar da kendi alanlarında yaptıkları üretim maddelerini buraya getirip satıyorlardı. Pazarı, Müdür Resul Seyidov ile birlikte gezmiştik. Bu şahıs 1924 doğumluydu ve Karpatlar’da, Sovyet ordusunda askerlik yapmıştı. Pazar da Türk kadınlarının da satış yaptığını söylemişlerdi. Ahıska Türkü olan bu kadınlardan bazılarıyla görüşmeler yapmıştım. Benim Türkiye’den geldiğimi öğrenen bu kadınlardan Döne Lezgiyeva Dervişgızı, Kandev Eyübov Ahmetgızı, Rabia Mededova Seyfi gızı, Gülizar Koşudıvar ve Balahanım Aliyeva, Türk olduklarını söyleyip, Türkiye’ye selam götürmemi istemişlerdi. Kimi Türkiye’deki havayı soruyordu; kimi babasının Türkiye doğumlu olduğunu söylüyordu. Kımız satan Balahanım, bana ve yanımdakilere kımız ikram etmişti. Pazar yerinde bir de “kımızhane” bulunuyordu.
Türkistan’a ulaştıktan sonra, Ahmet Yesevi makamını ziyaret etmiş ve ayrıntılı bilgiler almış, valisi ve öteki üst düzey görevlileriyle görüşmelerde bulunmuştuk. O arada bir Sovhoz’a da götürmüşlerdi. Orada ağırlıklı olarak Kürtler yaşıyorlardı ve “Sinemi” adlı çok güzel bir dans ve müzik grubu vardı. Türkçe de konuşan Kürtler’in başındaki Ayvaz Şamilov “grubumuzda iki de Türk dansçı var” deyince onları da tanımak isterim dedim. Verilen yemekte yanıma oturtulan kişi Ulpan Tupanov, Ahıskalı Türk’ü idi. Verdikleri bilgilere göre o Sovhoz’da Ahıskalı’lardan başka, Kürt, Azeri, Ermeni gibi Stalin sürgünü unsurlar da bulunmaktadır.
***
1989 yılındaki ikinci Özbekistan seferimde, her akşam bir yazarın evine konuk oldum. Yazar Mehmet Ali Mahmudov’un evindeki yemekte Miad Hakimov, Rauf Parfi Safter Nagayev, Tora Mirza, Hamrakul Askar ve Server İspahi de bulunuyorlardı. Server İspahi Ahıska Türk’ü idi. O yemekte tanıştığımız Server İspahi, Özbekistan’daki Ahıska Türklerinin lideriydi. Stalin öteki Türklerle birlikte babasını da Kafkasya’dan Özbekistan’a sürgün etmişti. Aile Taşkent’e bağlı Sredneçirçikskyi Rayonunun Üçkoz Tiimesh köyüne yerleşmiş; Server de 1950 yılında burada dünyaya gelmişti. Köyde 2000 Türk yaşıyordu ama Fergana olaylarından sonra bu sayı 1500’e düşmüştü!..Fergana olayı Özbekistan için tam bir yüz karası idi. Bu olayda Özbekler, çok sayıda Ahıska Türkü’nü katletmişler, Ruslar da bıyık altından gülmüşlerdi!…
Oysa Ahıska Türkleri, II. Dünya Savaşı’nda Sovyet ordusuna 40 bin asker vermiş, bunların 26 bini şehit düşmüştü. Kafkasya’dan buralara gelirken de kötü hava şartları yüzünden 17 bin kişi ölmüştü. Bu insanlar savaşta SSCB için savaşmışlar ve ölmüşlerdi. İçlerinden 8’i “Kahraman” ilan edilmişti. Aralarından 3 kişi “Sosyalist Emek Kahramanı” ödülü almışlardı. Ahıskalı’lar çalışkan insanlardı; çalışıyor, kazanıyor ve iyi yaşıyorlardı. Arabaları da paraları da vardı. Bu durum Özbekler’in kıskançlıklarına yol açmış; provakasyonlar da olunca kardeş kardeşi öldürmüştü! Fergana olaylarında 400 Ahıska Türk’ü ölmüştü, ama Özbekler de 11 bin kişi kaybetmişlerdi… Görevliler olaydan bir gün önce Ahıskalı’ların ellerindeki kazma, kürek gibi araçları toplamışlar. Ertesi gün de silahlı saldırı başlamıştı. Ahıskalı’lar kendilerini savunmak amacıyla ilgililerden 200 silah talep etmişler; Moskova ise “Sakın ha! Ahıska Türkleri 200 silahla değil Fergana’yı, bütün Özbekistan’ı ele geçirirler.” diyerek reddetmişti. Ama onlar, kendilerini savunmayı ve saldırıyı püskürtmeyi bilmişlerdi.
Server, tarımla uğraşıyor, salt domates üretiminden yılda 25-30 bin Ruble gelir elde ediyordu. Olaylar nedeniyle o yıl, 15 ton domatesi çürümüştü. Artık, Gürcüstan’a, geldikleri topraklara dönmek istiyorlardı. Özbeklerle 45 yıllık birliktelik, bundan böyle devam eder miydi? Önemli bir kısmı Azerbaycan’a, bir kısmı da Rusya Federasyonu’nun çeşitli bölgelerine göç etmişlerdi. Moskova’da da işleri takip edenler vardı ve onların maddi ihtiyaçlarını da karşılıyorlardı.
Server İspahi, Özbekistan Devlet Üniversitesinin Özbek Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştu ve Rus, Özbek ve Türk dillerini çok iyi konuşuyordu.
Ahıska Türkleri kısaca VOK olarak tanımladıkları “Vaktınca Organizasyon Komitesi” adıyla bir örgüt kurmuşlardı ve bu örgüt vasıtasıyla ana vatana dönmek istiyorlardı. Bu komitenin başkanlığını Yusuf Serverov yapıyordu ve her rayonda bir yardımcısı vardı. Server İspahi de bunlardan biriydi. Server, Türkiye ile de temastaydı ve Türkiye’den kendisine kitaplar gönderiliyordu.
Server bir gün de beni ailesinin ve çok sayıda Ahıskalı’nın yaşadığı Üçkoz Tiimesh köyüne götürmüştü. Burada geniş bir odada yemek yemiş ve yaşlı Ahıskalı’lar ile sohbet etmiştik. Orada bana Özbekistan’daki Ahıska Türkleri’nin sayılarının 400 bin dolayında olduğunu söylemiş ve şöyle demişlerdi: “Biz ülkemize, Ahıska’ya dönmek istiyoruz. Hepimiz Azerbaycan’da toplanıp hep beraber Gürcüstan’a gireceğiz!..”
Yüreği, Türkiye’de “ben Türküm” diyen, her Türk’ten daha fazla Türklük sevgisiyle dolu olan Server İspahi sonraki yıllarda bizim resmi makamların konuğu olarak Ankara’ya gelmiş, beni aramış ve Polis Evi’nde buluşup söyleşmiştik…
Muharrem Hoca’nın konuyu sürdürmesini, SSCB’nde hayatlarını idame ettiren o güzel insanların bugün nerelerde, nasıl yaşadıklarını, T.C. Devletinin Ahıskalı kardeşlerimiz hakkında neler yaptıklarını, neleri yapmadıklarını yazmasını temenni ederim.

Yazarın Diğer Yazıları