İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ozanlık Geleneğinin Büyük Ustası Davut Sulari Doğumunun 100. Yılında Anarken

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Gelmiş geçmiş âşıkların çoğu, deyişlerindeki anlam gücüyle tanınmışlar ve bu yönleriyle anılmışlardır. Ama kimi âşıklar, mesela Âşık Veysel Şatıroğlu, Ali İzzet Özkan, Âşık Ferrahi, Âşık Daimi ve Davut Sulari vb. kendi yarattıkları ezgilerle de unutulmaz izler bırakmışlardır. Bu düşüncemin somut örneği ozan dostum Davut Sulari’dir. Zira, gerçek anlamda bir âşık olup, geleneğin bütün gereklerini eksiksiz yerine getirebilir, mükemmel seslendirdiği sazı ve sözüyle dikkatleri üzerine çeker. Sevilir ve sayılırdı. Yani O söz ustalığı yanında, müzik konusunda da gerçek bir usta idi.

Âşık Davut Sulari’nin asıl adı, Davut Ağbaba’dır.  1925 yılında Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Çayırlı (Mans) bucağında doğdu. Babası yörenin zenginlerinden Veli Ağa, anası Rindi hanımdır. Sulari, bir söyleşimizde bana soyunun Haşimi kabilesinden İmam Musa-i Kâzım’ın torunu İbrahim-1 Mükerrem’in oğlu Seyyit Mahmut Hayranî Velî’ye dayandığını söylemişti.

Saz çalmayı, dedesi Pîr Mehmet Ağa’dan öğrendi.. Ama sazın inceliklerini ona Muzaffer Sarısözen öğretti. Ağabeyi Haydar Ağbaba ile kardeşi Müslüm Ağbaba da saz çalmış, türkü çığırıp, deyişler söylemişlerdir. Ancak onlar Davut kadar üne ulaşamamışlar ve ustalık elde edememişlerdir. Babası Veli Ağa onların, ozanlık yolunda ilerlemeleri için, yörenin ünlü âşıklarını davet ederek, görgü ve bilgilerinin artmasını sağladı.

Davut Sulari bâdeli âşıklardandı. 17 yaşında iken bâde içti, ama maşukundan, yani sevdiği kadından hiç kimseye söz etmedi. Rüyadaki sevgiliye kavuşamayacağını anlayınca da evlendi.

Ozan, önceleri “Kemâlî” ve “Serhat Âşık” mahlaslarını kullandı, neticede “Sularî” mahlasında karar kıldı.

Doğum yerim olan Afyonkarahisar’da, belirli bir işi olmayan, aklına estikçe başını alıp, başka diyarlara giden, bir başka deyişle zaptedilemeyen insanlara “ozan” denirdi. Davut Sularî bu tanımlamaya uygun bir kişiydi. Yani o tam bir ozandı. Nitekim genç yaşlardan itibaren, sazı elinde; kimi zaman at sırtında, kimi zaman yaya, veya başka bir vasıta ile Anadolu’yu adım adım dolaşıyordu. Kimi zaman hudutları aşıyor, başka ülkelerde sanatını icra ediyordu. Batı Avrupa'yı baştan başa dolaşıp, yâd’ellerde hayat mücadelesi yapan işçilerimiz için çalıp çığırmıştı. Kimi zaman doğu sınırlarımızı aşarak Suriye, Irak ve İran’daki meslektaşlarıyla yarışmıştı…

***

Davut Sularî Arapça ve Farsça’ya vakıftı. Bu nedenle deyişlerinde bu dilin kelimelerine rastlanırdı. Ayrıca o tasavvuf ehliydi; “tarikat” ve “kemalat” konularında bilgi sahibiydi. Üzerinde Âşık Sümmanî ve özellikle Yunus Emre’nin etkileri vardı. Ama o, “etkilenmemek için başka âşıkları okumuyorum…” derdi ve etkilenme olayını reddederdi.

Kuşkusuz etkilendiği âşıklar vardı ve bunların başında Erzincanlı Âşık Daimî, Âşık Reyhanî ve Kelkitli Âşık Serdarî ile Mahzunî Şerif geliyordu. Toplumumuzun önemli bir kesiminin hayranlık duyduğu Mahzunî bir gazeteciyle yaptığı söyleşide şöyle demişti:

“…Geçmişteki ozanları, yaşayan ozanları bir bir inceledim. Kendime yol gösterici, eylem kılavuzu olarak seçtiğim ozan Pîr Sultan oldu. Ses olarak da etkilendiğim ozan Davut Sulari’dir. Toprak çocuğuyuz, toprağa karşı büyük özlemimiz vardır. Bunu da en iyi dile getiren Veysel baba idi. Belirli bir derecede onun da etkisinde kaldım. Davut Sularî’den esinlendiğim sese, Âşık Veysel mülâyimliğini kattım..."

Davut Sulari’nin de saz çalışı ve deyişlerini okuyuş biçimi ile da kimi ozanları etkilemiş olduğu muhakkaktır. Ozanın değerini ilk keşfeden Muzaffer Sarısözen oldu ve elinden tutup Ankara Radyosuna götürdü. Sularî ilk radyo konserini 1949 yılında verdi ve 6 ay süreyle radyoda çalıştı. Daha sonra Sarısözen ve Ulvi Cemal Erkin’in aracılığı ile İstanbul Radyosu’nda göreve başladı. Radyoda 1950-1965 yılları arasında mahalli sanatçı sıfatıyla görev yaptı.

***

Davut Sularî, gerçek anlamda ozandı, o âşıklık geleneği içerisinde yer alan bütün türlerde başarılı olmuş, en güzel örnekleri vermiştir. Bilindiği gibi günümüz âşıklarının tamamına yakını, daha çok koşma türünde deyişler söylemişlerdir. “Esasen koşma, halk şiiri türünün en sevilen, en çok işlenen, en yaygın dalıdır. Saz şairlerinin en güzel ve en güçlü eserleri bu türdedir. Saz şairleri ünlerini koşma tarzı şiirlerine borçludurlar. Âşık Edebiyatı denilince akla ilk gelen şey koşmadır.

Ancak geçmişteki ünlü âşıklarımız koşmanın yanında varsağı, semai, divan, selis, kalenderî vb.gibi türlerde de çok güzel deyişler bırakmışlardır. Sularî de bu türlerde eserler ortaya koymuş güçlü bir ozandır. Bu türdeki eserlerinden oluşan derleme bandları, hem TRT, hem de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Halk Kültürü ile ilgili arşivlerinde bulunmaktadır.

Tür olarak çok çeşit ve sayıda eser bırakan Davut Sularî’nin eserlerinde konu zenginliği de vardır. Sevgi, onun deyişlerinin ana temasıdır. Vatan ve Millet sevgisi ise hudutsuzdur. Tasavvufî deyişlerinin sayısı da az değildir. Allah, Muhammed, Ali ve Ehl-i Beyt tutkusu doruk noktadadır. Deyişleriyle, insanlığa öğütlerde bulunmaktan da ayrı bir zevk almaktadır.

Sularî’de irtical de güçlüdür. Her zaman ve her yerde, mevcut ortama uygun deyişleri irticalen söylerken ne vezin, ne de kafiye hatası yapmıştır. Şölenlerde ve gezilerinde karşısına çıkan her ozanla, her dalda karşılaşma yapabilir; örneğin lebdeğmez (dudakdeğmez) atışmasında karşısına geleni yenebilme yeteneği vardı. Atışmalarda onun kafiye (uyak-ayak) bulma endişesi olmadığı gibi, anlam zenginliğine de özen verirdi. Hatta atışmanın ayağını kendisinin açması gerektiğinde, özellikle güç işlenebilen ayaklar seçer, ya da örneğin divan ayağı açarak, zevkle izlenecek bir karşılaşma yapılmasını sağlardı. Yıllar önce, âşıkların yazdığı Atatürk şiirlerini derlediğim günlerden birinde Sulari beni ziyarete geldiğinde, bir Atatürk Şiirleri Antolojisi hazırladığımı söylediğimde, “..valla, bir-iki şiirim olacaktı ama, şu anda aklımda yok” demiş, az sonra da, “…yaz Hocam” demiş ve irticalen bana şunu yazdırmıştı:

ATATÜRK

Tarih bindokuzyüz otuz sekizden

Ata acın vardır gönülde bizdei

Bütün Türk gençliği görür bu izde

Hatıradır heykellerin Atatürk

Unutmayız bugün yarın Atatürk

***

Türk toprağın kanla yuğurdun aldın

Bütün düşmanların korkuya saldın

Şan şöhret sahibi ancak sen oldun

Millete terkettin varın Atatürk

Unutmayız bugün yarın Atatürk

***

Davut Sulari der Türk olan anar

Allah’tan ihsandır bizlere ün var

Erlerin huduttan düşmanı kovar

Neslindendir arslanların Atatürk

Unutmayız bugün yarın Atatürk

***

Konya Kültür ve Turizm Derneği tarafından, Konya’da düzenlenen ve benim de uzun yıllar jüride ve yarışmalarda raportör olarak yer aldığım Türkiye Âşıklar Bayramı’na Sulari de yıllarca iştirak etmiş ve çeşitli türlerdeki yarışmalarda ödüller kazanmıştı. Ayrıca çeşitli kentlerde düzenlenen âşık şölenlerine de katılmıştı.

Sularî kuşkusuz usta malı türküler de okurdu; ama buna ihtiyaç duymayacak sayıda kendi türküleri vardı ve gerektiğinde, eline sazını alıp, irticalen oluşturduğu deyişini, o anda yeni ve özgün bir melodiyle seslendirebilme yeteneği vardı.

***

1970’li yıllar Türkiye’sinde anarşi, terör ve bölücülük kol geziyordu. Kuşkusuz ozanlar bundan büyük üzüntü duyuyorlardı ve Davut Sularî, bölücü unsurlara şöyle seslenmişti:

Biz bu memleketin evlâtlarıyız

Hey yıkımcı bölme Allah aşkına

Kimden öğüt aldın ters bakıyorsun

Yakınıma gelme Allah aşkına

 

Millî servetimi yurdumu yıktın

Beynin yunmuş gibi karşıma çıktın

Otururken gönül köşküme aktın

Hatıramı silme Allah aşkına

Bir beri yabanda kalırsam eğer

Beş günlük bir müddet alırsam eğer

Davut Sularî’yim ölürsem eğer

Cenazemi kılma Allah aşkına

***

Davut Sularî’yi 17 Ocak 1985 tarihinde kaybettik. Henüz 59 yaşındaydı. Ozanlık geleneğimiz ondan daha büyük hizmetler bekliyordu. Çok hızlı yaşamıştı ve hayatı fırtınalarla doluydu. Yüce Yaradan rahmetini ondan esirgemesin ve taksiratını affetsin.

Âşık Sulari’nin bayramlarda özellikle TRT kanallarında yayımlanan şu eserini ben de yıllardır, tikrer tekrar dinlerim:

Bugün bayram derler alem eğlenir 

Sen bizim yaylaya gel başın için 

Dertliler oturmuş derdin söyleşir 

Etme intizarı gül başın için 

 

Hayran oldum bakakaldım yüzüne

Sürme değil rastık çekmiş gözüne

Hıçkırarak başım koysam dizine

Saçım okşa gönlüm al başın için

 

Davut Sularî’yem ahd-ı amanda

Bir yıldız doğmuştur devr-i zamanda

Seher bülbülüyem Ulu Divanda

Sen benim vekilim ol başın için

Yazarın Diğer Yazıları