KARAKALPAKİSTAN
Saatimizi bir saat geriye alarak Karakalpak saatine göre ayarlamıştık. Başkent Nukus Havaalanı tali bir meydandı ve askerî uçukların inişlerine de uygundu. Ancak yeterli tesisler yoktu. Alanda bizi Karakalpak Basın-Yayın Bakanı Kallibek Bekcanoviç Bekcanov, Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Jienbay İzbaskanov, KKP Sekreteri Gencebay Hocaniyazov, Şair Sagınbay İbrahimov, Amu Derya Dergisi Sorumlu Müdürü Bahtiyar Gencemuradov ve Türkolog Dostcanbay Nasırov karşılamışlar ve özel bir salona götürmüşlerdi. İşlemler tamamlandıktan sonra da araçlarla kent merkezine giderek Taşkent Oteli’ne yerleşmiştik.
Nukus’ta ilk ziyaret ettiğim yer Karakalpak Etnografya ve Tarih Müzesi olmuştu. Müzede fazla bir şey yoktu. Birkaç belge ve fotoğrafla, bazı etnografik eşyalar bulunuyordu. Ama beni mıknatıs gibi çeken bir yer vardı ki uzun uzun önünde durmaktan kendimi alamamıştım. Bu Marat Nurmuhammedov için düzenlenen köşeydi. Bu zat, İzmir’de toplanan Uluslararası Folklor Kongresi için Türkiye’ye gelmiş; ama kongreden bir gün önce geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Nurmuhammedov, İstanbul’da düzenlenen 1. Folklor Kongresi’ne de iştirak etmişti ve o kongrede kendisine verilen yaka kartı, müzedeki köşeye konulmuştu.
Karakalpakistan’a ayak basan ilk Türk olarak izlenimim şu idi: Karakalpakistan, kasten çok geri bırakılmış; hatta Orta Asya’nın en geri ülkesiydi. Başkent Nukus’ta 200 bin kişi yaşıyordu. Her kademedeki insanın görünümünden de yoksullukları anlaşılıyordu. En iyi konaklama yeri olan Taşkent Oteli bile dökülüyordu. Temizlik kavramının bilinmediği otelde el yıkayacak sabun yoktu. Odalardaki TV, buzdolabı vb. gibi şeyler doğru dürüst çalışmıyordu…
Nukus’ta öncelikle ve özellikle yazarlarla görüşmek istiyordum. Bir gün Yazarlar Birliği’ne giderek, Kırgızistan’daki Toktogul jübilesinde tanıştığım İbrahim Yusupov’u, başkanlığını yaptığı “Barış Komitesi” odasında ziyaret etmiştim. Yusupov’la kucaklaştıktan sonra sekreteri Gülnara’nın peşpeşe getirdiği kahve ve çayı içerken sohbet etmiştik.
Yazarlar Birliği başkanlığını Tölenbergen Kayıpbergenov yapıyordu. Bu zat ile ben Bişkek’te tanışmıştım. Benim Karakalpak’ta olduğum günlerde o Japonya’ya gitmişti. 1929 yılında doğan Kayıpbergenov şairdi ve üç ciltlik Karakalpak Destanı’nın müellifi idi. Bu eseriyle de SSCB Devlet Mükâfatı almıştı. Aynı zamanda milletvekili idi ve Aral Denizi ile ilgili ekonoloji çalışmalarına fiilen katılıyordu. Yazarların, geniş salonda toplandıkları haberi gelince, birlikte salona geçmiştik. Salonda genç ve yaşlı çok sayıda yazar ve şair toplanmıştı. Hepsinin dikkatleri benim üzerimdeydi. Karakalpaklar’a hemen kanım kaynamıştı. Her halleriyle bize, Türkiye Türkleri’ne benziyorlardı. Çok geçmeden beni soru yağmuruna tutmuşlardı. Yöneltilen sorulardan bazıları şöyleydi:
-Karakalpakistan’a neden gelmek istediniz?
-Biz sizi anlıyoruz, konuştuğunuz dil edebî dil midir?
-Moskova’daki Drujba Yayınevi’de yabancı dilde kitaplar satılır. Ama Türk dilinde kitap yok. Eskiden Bulgaristan’da basılan Türkçe kitaplar gelirdi, ama şimdi o da yok! Burada veya başka bir yerde Türk edebiyatı ile ilgili kitaplar satılmalı, hatta Taşkent ve Nukus’ta, Türk dilindeki kitapların satılacağı mağazalar olmalı.
-Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Fahri Erdinç gibi komünist yazarları biliyoruz, sizin başka yazarınız yok mu?
-“Bütün dünya proleterleri birleşiniz!” sloganıyla ilgili olarak siz ne düşünüyorsunuz?
-Neden güçlü bir radyo kurmuyorsunuz. Türkiye’yi dinleyemiyoruz!
-Türk televizyonunu izlemek isteriz.
-Aral Denizi konusunda Fransız, İngiliz vb. gibi milletlerden destekler geliyor. Neden Türkiye’nin bu konuda desteği yok?
Bu sorulara onları tatmin edecek yanıtlar vermiştim. Örneğin, bildikleri yazarların dışındaki şair ve yazarlarımızın bir çoğunun adlarını söylemiştim. Diğer konularda ise zaman içerisinde bir çok çalışmanın yapıldığı da bilinen gerçektir. Örneğin TRT artık dünyanın her yerine ulaşan radyo ve televizyon yayınları yapmaktadır. Toplantıdan sonra Kültür Bakanı Necmeddin Muhammeddinov, Nukus Kültür Müdürü Yembergen Allambergenov, yazarlar Jimbay İzbaskanov ve Gencebay Hocaniyazov’la birlikte yemek yemiştik.
KADİM URGENÇ
Kadim Urgenç’i görmeyi çok arzu ediyordum. Karakalpak dostlarım lütfedip bir gün beni bu tarihî mekâna götürmüşlerdi. Hemen belirtmeliyim ki şunca yıl içerisinde pek çok ülkeyi gezip görmüştüm; ama itiraf etmeliyim ki beni, Eski Urgenç kadar etkileyen bir başka yurt yoktu!.. Urgenç’in toprağı da havası da bir başkaydı. Toprak üzerinde çok sayıda mezar bulunuyordu. Burada tam 360 evliya mezarı olduğunu söylediklerinde, iliklerime kadar ürpermiştim! Mezarların birçoğu, anıt mezardı. Kimi restore edilmiş, kimi restore edilmeyi bekliyordu.
Yıkılmış olan birçok camiden geriye sadece bir minare kalmıştı ki bu muhteşem bir minareydi…Bir de kervansaray kapısı, görülesi tarih hazinesiydi.
Törebek Hanım Makberesi’nden başlayarak, Urgenç topraklarını adımlamaya başlamıştık. Toprak, beni şaşırtacak derecede garipti! Cengiz Han, Ceyhun’un yatağını değiştirip Urgenç’i sular altında mı bırakmıştı? Sanki suların izleri hâlâ duruyor gibiydi!.. Törebek Hanım’ın mezarı ortada yoktu. Makberenin az bir kısmı restore edilmişti. Esasen yöredeki mezarların hepsi açılmış, sonra üzerleri ağaçlarla falan örtülmüştü. Bunu yapan mezar hırsızları mıydı? Yoksa gömü peşindeki ruh hastaları mı?.. Makberenin kubbesindeki çiniler, Türk çini sanatının muhteşem örnekleriydi. Başımı kaldırıp kubbenin tavanına bakınca, birkaç güvercinin uçuverdiklerini görmüştüm. Acaba o güvercinler, Eski Urgenç’in bekçileri miydi?.. Bu güvercinler geceleri, evliyalarla konuşuyor muydu?.. Ne mübarek kuşlardı, bunlar…
Gözlerim, uzayıp giden mezarlara takılıp kalmıştı. Serin bir rüzgâr yüzümü yalarken ürperiyordum. Zira burada yel bir başka esiyordu! Sanki yüzyılların ötesinden birşeyler fısıldar gibiydi. Yoksa bu mezarlarda yatan insanlar, fatiha mı istiyorlardı?.. Gönlümün ve yüreğimin tüm içtenliğiyle burada yatan tüm soydaşlarım için fatihalar ve bildiğim bütün duaları okumuştum. Sonra Kutluk Temur Minaresi’nin önünü, etrafını dolaşmıştım. 100 metre yükseklikteki bu minare de yıkıldı, yıkılacak gibiydi. Oysa asırlara meydan okurcasına dimdik ayaktaydı. Hatta Cengiz’in zalim askerleri yıkmak isteyip de yıkamamışlardı!..
El-Arslan (Fahrettin Razi)’ın makberesini ziyaret etmiştik. 12. yüzyıldan kalma bir yapıydı. Fotoğraf çekerken, oradan geçen bir eşek arabasını durdurup araba üzerinde oturmakta olan 80 yaşındaki Rahim Tacımuradoğlu ile bir süre sohbet etmiştim. O arada Özbek kocası, Fahrettin Razi’nin ruhuna bir fatiha yolluyor, biz de ellerimizi açıp “amin” diyorduk. Arabayı, kocanın torunu Maksut Rahimov kullanıyordu. Sohbet esnasında, bana refakat eden Şerif Halmuradov’a, “ Kim bu adam yahu, hangi halktan?” diye sormuş; “Türk” dediklerinde de; “İşitmiştim, Türkler yahşı adamlarmış?” demişti. İkinci Dünya Savaşı’na asker olarak iştirak eden koca ile torunu, eşek arabasıyla yanımızdan ayrılırlarken uzun süre arkalarından bakakalmıştım. Uzun süre bakışları ve gözleri gözümün önünden gitmeyen o Özbek kocası kimdi?.. Yoksa?.. Galiba saçmalıyordum…
Ünlü halk hikâyesi kahramanları Garip ile Şahsenem, Urgenç’te yaşamışlardı… Burada bir de Sarıkamış adlı köy vardı. Buradaki gölde çok miktarda balık varmış ama, kimyevi maddelerle balıklar zehirlenip ölmüşler ve bu nedenle balık tutmayı da yasaklamışlardı. Ama Tacımuradoğlu; “Satıyorlar, biz de alıp yiyoruz.” demişti.
Eski Urgenç’te gördüğüm yapılardan birisi de Kervansaray kapısıydı. 14. yüzyılda inşaa edilmiş olan kervansaraydan sadece o kapı ayakta kalmış; diğer bölümler ise toprak altına gömülmüştü. Esasen tüm Urgenç toprak altındaydı. Burada esaslı kazı çalışmaları yapılmalıydı, ama bunu kim yapacaktı? Burası Türkmenistan Cumhuriyeti’ne aitti; ama yaşayanların çoğunluğu Özbek’ti.
Urgenç son derece ilginç, kadim bir kentti. Burada çok yönlü araştırmalar, incelemeler yapılmalıydı. Burada anlatılan hikâyeler, efsaneler derlenmeli, belgelenmeliydi… Toprak altındaki Merv’in yerine onun yakınında yeni bir Merv (Mari) kurulurken; toprak altında kalan Urgenç’in yerine de “Kadim Urgenç” kenti oluşturulmuştu.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04