Hunzalar veya Buruşolar ya da Hunzakutlar, Pakistan'ın Gilgit-Baltistan eyaletinde Karakurum Dağları ile Hindukuş dağları'nın birleştiği bölgede Hunza, Nagar ve Yasin vadilerinde yaşayan, sayılarının ne kadar olduğu kesin olarak saptanamayan, geçmişte Şaman şimdilerde ağırlıklı olarak İsmaili inanç sistemine bağlı olan Müslüman bir etnik topluluktur..
Hunzalar, MÖ 4. yüzyılda ordusuyla birlikte bölgeye gelen askerlerin soyundan geldiklerini iddia etmektedir. Konuştukları dil ise izole bir dil olan Buruşaski dilidir. Yalnızca sözlü bir dil olan, edebiyatı bulunmayan Buruşaski, dil ailelerinin hiçbiriyle akrabalığı bulunmayan bir dildir.
Hunzalar'ın nüfusu en çok Baltit kentinde bulunmaktadır. Hunzalar'ın ataları öldüğünde, en büyük oğlu yönetimi devralır ve yönetime geçen büyük oğul en verimli topraklara da sahip olur.
Hunzalar liderlerine "Mir" demektedir ve onun yetkisi tartışmaya açık değildir.
Yapılan araştırmalar ve gözlemlere göre Hunza Türkleri-Hunzakutlar ortalama 120 yıl yaşıyorlar.
Hunza kadınları 65-70 yaşlarında doğum yapıyorlar.
Hunzalar Çin ve Afganistan sınırında Pakistan Keşmiri’nin kuzeyinde Tanrı Dağları, Himalayalar batı uzantısı olan Karakurum Sıradağları, Hindukuş dağlarının kesiştiği Hunza Vadisinde yaşıyan bir halk. Aslında komşu oldukları Çin değil, Doğu Türkistan…
Hunzalar kendilerine Hunzakut diyorlar. Kut, Türk ve Altay şamanizminde ve halk inancında kutsal enerji, yaşam gücü demek. Yiğitler kut sayesinde ölümden kurtulur veya yaşama döner. Bu güç Tanrı’dan kaynaklanır. Tanrı bu gücü geri çekerse kağanlar tahtı ve yaşamlarını yitirirler. Uygurlar 1299 yılında Cengiz Han tarafından Moğollar’a bağlandıktan sonra 1550’lere kadar çeşitli şekillerde varlıklarını devam ettirdiler. Bunlardan biri de Turfan’daki İdikutlardı. İdikutlar 12. yüzyılda Karahıtay’lara bağlıydı. İdikutlar 1209’da Cengiz Han’a Barçuk İdikut önderliğinde itaat ettiler. Onun oğulları Kesmes ve Salındı Moğollar’ın müttefiki oldular. 1248’de Büyük Moğol Hanı Güyük Beşbalık’ta öldü. Buradaki Uygurlar, Çin’deki Moğol hânedanına bağlı olarak buğra damgasını kullanıyorlardı. 1286 yılı civarında Cengiz Han’ın torunu Duva, Koçkar Tegin adlı İdikut’u kendisine bağlamak için Beşbalık’ı kuşattı. İdikut’un kızının Duva’ya verilmesi sonucu kuşatma kaldırıldı. İdikutlar ile Cengizoğulları arasında birçok evlenme gerçekleşti. Çin’deki yüksek görevlere getirilen İdikutlar ülkelerinden uzaklaşıyor ve bir daha geri dönmüyorlardı. 1353’te Hos-hang devrinde İdikut sülâlesi sona erdi.
Kut’u kendilerinde ortaya çıkmış, var olmuş olarak kabul eden Hunzalar 7900 kilometre karelik bir alanda yer alan Hunza Vadisinde yaşıyorlar. Vadinin Kuzey doğusunda Doğu Türkistan, Kuzey Batısında Pamir Dağları yer alıyor. Etrafında muhteşem görünümlü zirveler var. Buraya gelen turistler fotoğraf çekiyor ve uzun yürüyüşler yapıyorlar. Dağlardaki buzullar nehrin ve insanların su kaynağıdır.
Hunzaların konuştukları dil olan Buruşo yüzünden onlara Bruşolar diyenler de var. Hunza Bruşo dilinde “ok” anlamına geliyor. Bilindiği gibi Oğuzların orijin adı OK UZ. Bruşo (Bruşaski) dilinin komşu toplulukların Hint-Avrupa kökenli dilleriyle herhangi bir bağı yok. Kimi uzmanlar bu dili Kafkas kökenli dillerle bağdaştıranlar var. Şimdilerde Urdu dilini de konuşuyorlar. Konuştukları dil diğer hiçbir Türk diline benzemiyor, onlar Türk olamaz diyenler, kuşkusuz Çuvaş Türklerini bilmiyorlar. Zira Çuvaşların dili de Türk diline benzemiyor ve onlar da Hunzalar gibi Hun kökenli bir dili konuşuyorlar.
Asırlarca yolu, izi olmayan, erişilmesi çok güç bir yerde izole olarak yaşayan Hunzakutlar “Mir” dedikleri hanedan reislerinin ve ona danışmanlık yapan on iki kişiden oluşan bir İhtiyar Heyeti idaresinde, yani Türk geleneklerine uygun olarak, bin yıla yakın bir süre bağımsız yaşamışlar.
Hunzalar’ın Bağımsız yönetimi 1870 de İngiliz’lerin yöreye askerleri gelmesiyle kesintiye uğradı. Ancak Mirlik 1974 de Pakistan tarafından ortadan kaldırıldı ve Pakistan yasalarına tabi oldular.
Çin’in Sincan Uygur bölgesindeki Kaşgar kentini Pakistan’ın Pencap eyaletindeki Hasan Abdal kentine bağlayan, Gilgit ve Hunza vadisinden geçen Karakurum Karayolunun 1979 da tamamlanması ve 1986 da turizme açılmasıyla Hunza vadisine erişim kolaylaşmıştır. Günümüzde Hunzakutların vadideki yerleşim yerleri olan Ganiş köyü, Aliabad ve Kerimabad ile Gilgit arasındaki ulaşım otobüs ve minibüsler sağlamakta Gilgit’teki havaalanına iç hat seferleri yapılmaktadır. Tarlalar veraset yoluyla bölündüğü için genç Hunzakutlar artık gurbette çalışmakta ve ailelerinin geçimlerini sağlamaktadır.
Hunzalı kadınların başları açık, dışarı çıkmakta ve gezmekte serbest, evleriyle ilgili kararlarda kocalarıyla aynı oranda söz sahibidirler. Hunzalı erkek, Hunzalı bir kadınla evlenmek zorundadır. Akraba evliliği kesinlikle yasaktır. Boşanma olayı hemen hemen yok gibidir.
Çeşitli ülkeler ve milletler Hunzalar’ın kendi ırklarına mensup oldukları iddiasında bulundular. Ne var ki Hunzakutların tenleri, dilleri ve kültürlerinin yöre halklarından farklıdır ve yapılan tüm araştırmaların gösterdiği gerçek odur ki, Hunzalar Türk kökenlidirler. Türkler Dünyanın her tarafına yayılmışlar, Avrupa halkları avcı-toplayıcı topluluklar iken Türkler Orta Asya, Kafkaslar ve Anadolu’dan gelip onlara çiftçilik öğretmişler. Onların atası olmuşlardır.
Sonuçta veriler ana dillerinin bilinen hiçbir dil ile benzerlik taşımaması nedeniyle Hunlar ve Uygurlar ile yakın akraba olmalarından ziyade atalarının bütün Türklerin ortak ataları olan Ön Türkler olduğunu, zamanla erkeklerin yakın çevreden kız almalarıyla yöre halkıyla da karıştıklarını gösteriyor.
Türkler’in Keşmir dağlarını mesken edinmeleriyle ilgili çeşitli görüşler bulunuyor. İlki, Orta Asya’nın Horasan bölgesinde yaşayan bazı Türk boylarının İslam’ı kabul etmesinin ardından Keşmir bölgesinden ilk kez Hint alt kıtasına geldikleri tarihi kayıtlar ortaya koyuyor.
Türkler’in bölgeye gelmesiyle ilgili diğer yaygın görüş ise Türk-İslam devletlerinden biri olarak kabul edilen Gazneliler’in kurucusu Sultan Mahmud’un (998-1030) Hindistan’a düzenlediği seferlerde beraberinde getirdiği Türk ailelerini sistemli şekilde bu bölgeye yerleştirmesi.
Üçüncü görüş ise, Orta Asya’daki Türk boylarının, Büyük Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timurlenk (Emir Timur)’in (1370-1405) Hindistan’ı fethi sonrasında bölgeye gelip yerleşmeleridir.
Hunza Türkleri 1860 yılından itibaren çok güç şartlarda yapmaya mecbur kaldıkları tarım ve hayvancılıkla zorda olsa geçinebilmişler, gıdalarından keserek ürettiklerinin bir bölümünü yakın kentlerdeki pazarlarda düşük fiyatla satarak karşılığında sınırlı ölçüde silah, bıçak, metal eşya, metal kab, inşaat malzemeleri, kumaş, iğne, kibrit, ayna, bardak vb. alabilmişler. Bu arada insanların onlara genetik ilgisini akıllıca propagandaya çevirmişler. Turizm yeni ümitleri, insanların gelip oralarda para harcamaları yeni dayanakları ve gelir kaynakları olmuş. Bu sayede Hunza Batı dünyasında uzun ömür ve sağlıklı yaşam sembolü haline gelmiş. Hunza’ya turlar düzenleniyor, macera turizmi için yaygın bir tanıtım ve organizasyon yapılıyor. Kuru kaysı, Hunza suyu gibi ürünlerini iyi fiyatla satarak, rehberlik, otel – motel işletmeciliğiyle para kazanıyorlar. İki kalenin yer aldığı Altit ve Baltit köylerinde pazarlar kuruluyor. Baltit kalesi restore edilerek rehber eşliğinde gezilen müze haline getirilmiş. Yakındaki Gilgit havaalanına inerek Hunza’da konaklayan turistler köyleri geziyor, uzun yürüyüşler yapıyor, fotoğraf çekiyor, yiyip içiyor, hediyelik alıyor ve en önemlisi döviz bırakıyorlar.
Hunzalar yaşadıkları bölgede, kanser olayının hiç yaşanmamış olduğunu iddia ediyorlar. Kansere yakalanmadıkları gibi sık rastlanan diğer rahatsızlıklara da uğramıyorlarmış. Bunun nedeni yüksek oksijeni olan bir bölgede bulunmaları, başta sezyum ve potasyum olmak üzere mineraller açısından zengin, buz gibi, kontamine olmamış su içip kendilerinin ekip biçtikleri organik yiyeceklerini yemeleri imiş. Keza Hunzakutlarda kalp rahatsızlıklarının olmadığı da iddiaları arasındadır.
Hunzalar için en önemli meyva kaysıdır.Onlara göre kaysı çekirdeği de çok önemli ve kıymetlidir.
Zira kaysı çekirdeği B17 vitamini bakımından en değerli meyvelerden biridir. Yukarıda açıklandığı üzere kanser önleyici olduğu da yakın zamanda keşfedilmiş. Misafirlerin kendilerine sunulan meyvelerin çekirdeklerini atmaları büyük ayıp olarak kabul ediliyor.
Hunza için çok önemli olan bir başka yiyecek de Şapati, yani şepittir. Bilindiği üzere şepit bizim Afyonkarahisar’da da bilinen ve iştahla tüketilen bir cins yufkadır.
Hunzalar, kaysının yanı sıra elma, armut, badem ve ceviz ağaçlarıyla birlikte bağcılık ile de uğraşmaktadırlar. Karabuğday, arpa, darı tahıllar ekmektedirler. Onlar sadece kendi ürettikleri sebze ve meyveleri tüketiyor, kendi besledikleri koyun ve inek etini yiyorlar. Tabii bunlardan elde ettikleri süt ve yoğurt vazgeçilmezleridir. Çok bol olmamakla birlikte sık aralıklarla yemek yerler. Kahvaltıları şepit eşliğinde genellikle bir kase taze ya da tahıllarla birlikte haşlanmış kaysıdan oluşur. Saat 10’a doğru aynı yemeğe taze ya da haşlanmış sebze eklenir. Çoğunlukla sebze ve meyve tüketen bölge halkları, kış şartlarına dayanıklı dağ keçileri ve koyunlarıyla çiftleştirdiği evcil keçi ve koyunların yanı sıra bölgenin meşhur büyükbaş hayvanı yak eti ile besleniyor.
Dünyanın en yüksek 50 zirvesinden 17'sine ev sahipliği yapan bölgede, özellikle kış şartlarında Pakistan'ın hareketli siyasi gündemi ve dünyadaki gelişmelerden uzak yaşayan halkların doğal yiyeceklerle beslenmesi uzun yaşadıkları efsanesini oluşturuyor.
İngiliz yazar James Hilton'un 1930'larda sinemaya da uyarlanan Yitik Ufuklar (Lost Horizon) adlı kitabında, Çin'den kalkıp Himalayalar'a inen uçakta yer alan 4 İngiliz’in götürüldüğü hayali Şangri-La'da uzun yaşayan, hastalanmayan insanlarla karşılaşıyor. Bu kitabı Oscar ödüllü senarist Robert Riskin sinemaya uyarladı, filmi de 6 Oscarlı Frank Capra yönetti. Suyun tedavi ve terapi özelliklerinden söz eden "Su terapisi hakkında neredeyse her şey" kitabının yazarı Constantin Cerbu'ya göre Capra, filmde mekan olarak Hunza'yı canlandırdı.
Bu arada, TRT Belgesel'de yayımlanan ve yapımcılığını Hüseyin Kılıç'ın üstlendiği Doğunun Kayıp Siluetleri belgeseli de uzun yaşayan Hunzalıları konu ediniyordu. Hunza'nın erkekleri, ileri yaşlarda tarım ve hayvancılıkla ilgilenmeye devam ederken boş zamanlarında ise buz tutan göl ve havuzlarda buz hokeyi oynuyor. Günlük ayakkabılarıyla buz hokeyi oynayan erkeklerin yanı sıra gençler ve çocuklar da kıran kırana maçlar yapıyor. Takımlarda kız ve erkekler karışık olarak yer alıyor.
Okuma yazma oranının yüzde 77 olduğu bölge, Pakistan'da kız çocuklarının en yüksek seviyede eğitime katıldığı eyaletlerin başında geliyor.
Elde edilen DNA testlerine göre Hunza Türkleri ile Orta Asya ve Kafkasya Türkleri aynı ırka mensup insanlardır.
Yazarın Diğer Yazıları
Pakistan’da Yaşayan Türk Topluluğu Hunzalar
08 Ekim 2026 01:08Afyonkarahisar’lı Öğretmen Hattat-Şair Ömer Yiyit
07 Ekim 2026 01:06Ahi Evren Veli’nin Eskişehir Vekili Hemşehrimiz Burhanettin Çil
06 Ekim 2026 01:10ÇİFTLİKLİ ÇETE KÜBRA EFE
05 Ekim 2026 01:06Türk Şiirinin Sultanı Bâkî (Doğumunun 500.Yılında Anarken)
03 Ekim 2026 01:06