İrfan Ünver Nasrattınoğlu

(Peçenekler, Kumanlar, Uz'ların Öz Kardeşi) Gacallar

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Atamız Oğuz Han’ın ölümünden sonra altı oğlunun çocukları olan 24 torunu, 24 Türk topluluğunun ataları olmuştur. Bunlar binlerce yıl sonra birçok bağımsız topluluklara ayrılmışlardır. En küçük oğlu Ayhan ise Avrupa’ya yönelmiştir.
Bilimsel araştırmalara göre Avrupa’ya yönelen Türkler, iki yoldan yürümüşlerdir. Bir grup Orta-Asya’dan ve Rus bozkırlarını aşarak, ötekilerse güneyden İran ve Anadolu’dan geçerek. Ancak hepsi de bir ve ortak Oğuzlar adı altında. Bunlardan ikincilerine Selçuklu ve Osmanlı derler ki; adlarını ilk devlet başkanlarından alırlar.
Karadeniz’in kuzeyinden gelenler, Peçenekler, Kumanlar ve Uz’lardır.1000-1100 yılları arasında ayrı bir devlet ve kavim olma özelliklerini yitiren, Tuna’ nın kuzey ve güney bölgelerinde yerleşik bu kavimlerin Hıristiyanlığı benimsemiş olanlarına Gagauz, İslamiyet’i tanıdıktan sonra Müslüman olanlarına da Gacal adı verilmiştir. Bunlar Trakya ve Makedonya’ya kadar inerek Bizanslıların kendilerine verdikleri topraklarda yaşamışlardır.
Osmanlı Türklerinin bu bölgeleri almaları üzerine, bu kavimler Osmanlı Türkleri içinde çabucak erimişlerdir. Bunun sebebi yalnızca aralarındaki soy birliği değil, hemen hemen birbirinin aynı olan bir dille konuşmalarıdır.
Dobruca ve daha kuzey bölgelerde yerleşmiş Oğuzlar arasında Hıristiyan’lığın hızlı bir şekilde yayılmasına karşın, Deliorman’da ve güneyinde yoğun biçimde yerleşmiş olan Oğuzlar (Peçenekler, Kumanlar, Uz’lar.) Müslümanlığı benimsemişler ve kendilerine Türkler ya da Gacal’lar denilmiştir.
Evliya Çelebi’1600-1700 yılları arasında o bölgeye yaptığı seyahatten sonra; ”Bunların kadınları gizlenir. Misafirlere çok hürmet ederler. Çok namuslu ve utangaçtırlar. Halk sakin samimi ve iyi kalplidir..Bunlar cesur, kahraman ve şecaatli insanlardır” demiştir.
Peçenekler ve öteki Türk kavimleri, Bulgaristan’a 7.Yüzyılın ikinci yarısında gelmişler, Gacallar Müslümanlıklarını korumuş, Gagauzlar ise Ortodoks-Hıristiyan olmuşlardır. İlk Bulgarlar Peçeneklere Gacal demişlerdir. Gacal’ın anlamı iri, sağlam demektir. Deliorman Türklerinin çok sayıda ünlü ve güçlü pehlivanlar yetiştirmiş olduğu, spor camiamızın bildiği gerçektir.
Dobruca ve Tuna kıyılarında, Trakyanın bir kısmında yerleşik Gacal’ların, Osmanlı ve Selçuklu Türklerinden çok daha önceleri bu bölgeye gelmiş olmaları muhtemeldir. Fakat buralara gelişleri Rusya tarafından mı, yoksa Anadolu üzerinden mi olmuştur, bunu saptayabilmek mümkün olmamaktadır. Ama Gacallar ve Gagauzlar arasındaki korunan bir söylentiye göre, Rusya üzerinden gelmişlerdir. Gacallar ve Gagauzlar arasındaki töre ve ahlak birliği ile özellikle dildeki yakınlıklarını, göz önüne alınarak, denilebilir ki; bunlar Deliorman ve Tuna Kıyısı topraklarının birbirlerine akraba olan eski sakinleridir .
Gacalların dillerinin, kuzeyli Gagauzların dillerine, Osmanlı topraklarında konuşulan Türkçe’den daha fazla benzerliği, Gacalların kuzeyli bir kökenden, yani Karadenizin kuzeyinden gelen Peçeneklerin bir devamı olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Ayrıca Anadolu’da hiçbir Gacal köyü bulunmaması bu ihtimali arttırmaktadır.
Gacal köylerinin kuruluş tarihinin bilinmemesi, Gacalların bu yörelerde Osmanlının Avrupa’ya ayak basmasından çok uzun yıllar önce, yerleşik olduklarının kanıtıdır. Bazı araştırmacıların, Çingenelerin Gaco-Gacı kelimelerinin, Gacal kelimesi ile fonetik benzerliğinden hareketle, Gacalları bu etnik grupla ilişkilendirme yanlışlığına düştükleri de bir gerçektir.
Özet olarak Gacal’lar Oğuzların 24 boyundan biri olan ve Karadeniz’in kuzeyinden buralara göç etmiş Peçeneklerin bir kolu ve devamıdır. Öz be öz, saf, su katılmamış bir Türk soyudur.
Gacallar üzerine inceleme yapan bir Bulgar bilgini, bunların, Bulgar devletini kuran Bulgar Türklerinden ve Slavlaşmayıp özlerini koruyanlar olduklarını, keza Gagauzların özlerini korumuş Bulgar Türkü olduklarını düşünmektedir. Tuna Bulgar devletinin Deliorman bölgesinde kurulduğu, başkentin Şumnu yakınındaki Pliska Aboba olduğu dikkate alınırsa, bu hususlarda daha derin çalışmalar yapılması gerekmektedir.
Burada hemen belirtelim ki, Orta-Anadolu’da yaşamış Türkçe konuşan Türk Karamanlılarla bugün hâlâ yoğun olarak Moldova’da , azınlık olarak da Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’da yaşamakta olan Türkçe konuşan Gagauzlar, Hıristiyan olmakla birlikte Türkçe konuşmaya devam ettikleri için sonuçta Türk kalabilmişlerdir. Gacal, Konyar ve Çitaklar ise, Osmanlılarla karşılaştıklarında Türkçe konuşan Hıristiyanlar oldukları hâlde, fazla gecikmeden kaynaştıkları Türkmen Yörüklerin İslâm dinine geçerek tam ve millî bir entegrasyon sağlamışlardır. Karamanoğulları’yla birlikte, Orta-Anadolu’da Karaman denilen bölgede yaşadıkları için, kendilerine Karamanlı denilmiş olan Hıristiyan Türkler, Cumhuriyet’ten sonra Lozan anlaşması uyarınca toptan Yunanistan’a göçürülmüşlerdir. Oraya Türkçe konuşarak giden atalarının ardından, şimdiki torun Karamanlıların da evlerinde Türkçe konuşulmaktadır.
Osmanlılar Rumeli’ne geçerek bugünkü Bulgaristan’da yayılıp-tutunmaya başladıkları sırada, bu ülkenin kuzey-doğusundaki Deliorman denilen bölgede, Türkçe konuşan bir toplumla karşılaşmışlardır. Bu toplum, Şamanist geldiği Bulgaristan’da Hıristiyanlaşmış Gacal Türkleridir. Balkanlarda, Bizans ve Bulgarlar’ın yerini Osmanlılar alınca, hâliyle din egemenliği de İslam’a geçmiştir. Esâsen Türk olan Gacallar’ın, gene Türk olan Osmanlı’nın dinine girmesi, bu yüzden çok çabuk ve kolay olmuştur. Osmanlı’nın Rumeli’ne geçirdiği Türkmen-Yörüklerle Gacallar’ın, hatta Rumeli’nin Türkleştirilmesine katkı sağlamak için bundan daha sonra Kırım’dan getirilen, henüz Kırım’dayken İslam’a girmiş Tatarların birlikte ve problemsiz yaşamalarında, İslâm ve Türklük eşit rol oynamıştır. Ortak hayatın ilk yıllarından itibaren birbirlerine karışırlarken, Gacallar diğerlerine göre yerli olduklarından bu özelliklerini adlarıyla birlikte sonuna kadar korumuşlardır. Aralarında evlilik bağları dahi kurulmuş olsa, Gacalların yerli oluşları hep vurgulanmış, Gacal ve yerli sözleri özde birleşmiş, eş değer ve anlam kazanmıştır.
Deliorman Türkleri böylece mutlu ve refah içinde birkaç yüz yıl yaşadıktan sonra, 1877 yılına gelinmiştir. Halk ağzında, Hicrî tarihe göre denilen Türk-Rus savaşı bu yıl patlamış, arkasından da Türkiye yönüne büyük ve perişan bir göçü getirmiştir. Göç Anadolu içlerine kadar uzamıştır, fakat önemli bir nüfus Trakya’da kalıp buraya yerleşmiştir. Trakya’nın, artık yerli ve göçmen olarak ayrılan iki toplumu vardır. Bu ayrılık düşmanlık doğurmadan kendiliğinden oluşmuştur. Göçmenlerin arasında bizzat Deliorman Gacalları da olmalarına rağmen, yerli halka, tabiatıyla da yerli anlamında Gacal demeyi uygun görmüşlerdir. Böylece, yerli halk sanal Gacal olmuş, diğerlerine ise, asıl Gacallarla birlikte ve sâdece muhacir denmiştir. Bu durum, yâni Trakya’daki asıl ve sanal Gacal varlığı bugün hâlâ daha geçerliğini sürdürmektedir.
Konumuza somut örnekler vermek gerekirse: Havsa’nın Nebatiye köyü. Bu köyde Deliorman’ın asıl Gacalları yaşamaktadır; bunlar kendilerini bilip – tanıdıkları gibi, açıkça da ifade etmektedirler. Trakya’nın başka yerlerinde de toplu ve dağınık olarak asıl Gacallara rastlamak mümkündür. Bunun yanında Yunanistan’ın Dedeağaç, Drama, Kayalar, Serez gibi birimlerinde de Gacallaryaşamaktadır.

Gacal Turk’u olan Amiral Turker Erturk Koca Yusuf Gacal’di.

Yazarın Diğer Yazıları