Kapı komşumuz Yunanistan’ı yönetenler, bana göre aptal olamazlar. Zira hem yakın, hem de uzak tarihte, Türk Milletiyle uğraşmanın başlarına neler getirdiğini, en iyi onlar bilirler. Ne var ki, Dünyanın başına (giderek) bela olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa’daki Türk Düşmanı Devletlerdeki kimi densiz politikacılar, yükselen ve yücelen Devletimizin ayağına çelme takmak için, tarihin derinliklerinde kalmış olan kimi sorunları ortaya çıkarıp, özellikle komşu ülkeler arasında savaşa neden olmaktadır.. Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde Anadolu'da yaşayan Pontus Rumlarının, vatandaşı oldukları T.C.Devletine karşı düşman ülkelerle iş birliği yaparak silahlı isyanlar düzenledikleri bilinen tarihi bir gerçektir. Ama Pontus Rumlarının uydurduğu "katliam" ve "soykırım" gibi söylemlerin temelsiz ,asılsız ve utanmaz bir iftira olduğu da bir gerçektir…
Ülkemiz her yıl 19 Mayıs'ta Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Karadeniz kıyı kenti Samsun'a ayak basmasını "Atatürk, Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlamaktadır. Türkiye bu anlamlı günü 19 Mayıs'ta kutlarken, bazı Pontus gruplarının her yıl aynı gün farklı bir yorumla "anma etkinlikleri" düzenlediğini, tüm bu etkinliklerin temel amacının Türklere, Türkiye'ye ve İslam'a karşı nefret yaymak olduğunu ve bu "etkinliklerin" ilkel bir intikam zihniyetini temsil ettiğini yazdık, söyledik ve söylemeye devam edeceğimiz tabiidir.
O dönemdeki olayların mahiyetini anlamak için en yetkin kaynak, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 1927 yılında verdiği "Nutuk"tur.. Atatürk, bu Nutkunda "Pontus Meselesi" olarak adlandırdığı bu konuyu ayrıntılı olarak incelemiş ve "bu meselenin bize büyük zarar verdiğini" belirtmiştir. Tarihi gerçekleri çarpıtmayı alışkanlık haline getiren komşumuz Yunanistan’a bu husustaki gerçekleri sürekli olarak hatırlatmak gerekmektedir. Bakınız Büyük Önde ne diyor:
“1840 senesinden beri, yani üç çeyrek asırdan beri, Rize'den İstanbul Boğazı'na kadar Anadolu'nun Karadeniz havzasında, eski Yunanlılığın canlandırılması için çalışan bir Rum zümresi mevcut idi. Amerika Rum göçmenlerinden Rahip Klematyos namında biri, ilk Pontus toplantı merkezini İnebolu'da, bugün halkın Manastır tabir ettikleri bir tepede kurmuştu. Bu teşkilat mensupları zaman zaman münferit eşkıya çeteleri şeklinde faaliyet İcra ediyorlardı. Harbi Umumi esnasında hariçten gönderilip dağıtılan silah, cephane, bomba ve makineli tüfeklerle Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa Rum köyleri adeta bir silah deposu halini almıştı. Mütareke'den sonra, bütün Rumlar, Yunanlılık milli emelleriyle her tarafta şımardığı gibi, Etniki Eterya Cemiyeti propagandacıları ve Merzifon Amerikan müesseseleri tarafından manen yetiştirilen ve yabancı hükümetlerin silahlarıyla maddeten takviye edilen ve cesaretlendirilen bu havalideki Rum kütlesi de, bağımsız bir Pontus hükümeti teşkil etmek emeline düştü. Bu maksatla genel bir ayaklanma hazırladılar. Dağlara çekildiler ve Amasya, Samsun ve Havalisi Rum Metropoliti Yermanos'un idaresinde, muntazam bir program altında faaliyet icrasına başladılar. Samsun'daki Rum komitacılarının reisi Reji Fabrikası Direktörü Tokomanidis bir taraftan da Merkezi Anadolu ile haberleşme tesisine girişiyordu. Bazı yabancı hükümetler, Pontus teşkiline arka çıkacaklarını vaat ettiler ve Samsun ve havalisindeki Rum nüfusunu artırmak için de, Rusya'daki Rum ve Ermenileri Batum'da topladılar. Onları, Türk Kafkas ordularından alınıp Batum'da depo olunan silahlarla silahlandırarak, sahillerimize çıkarmaya başladılar. Çetecilik etmek üzere sahillerimize çıkarılabilecek birkaç bin Rum'u Sohum'da, Haralambos isminde bir adamın başına topladılar. Batum'da toplananlar da Haralambos'un etrafında toplananlara iltihak ettiriliyordu. Memleketimiz dahilinde, Samsun'da bazı yabancı temsilcileri tarafından himaye ediliyor ve silahlandırılıyordu. Sahillerimize çıkan bu çeteler efradı, göçmen iaşesi maskesi altında, yabancı hükümetleri tarafından iaşe ediliyor ve giydiriliyordu. Yabancı Salibi Ahmerlerin (Kızılhaç) arasında gelen subay heyetlerinin de, teşkilat oluşturmaya, talim ve askeri eğitim ile meşgul olmaya, müstakbel Pontus hükümetinin temelini kurmaya memur oldukları anlaşılıyordu…”
Görüleceği gibi Yüce Atatürk konuşmasında, "Pontus meselesi"nde yabancı ülkelerin rolü ve müdahalesine açıkça değinmekte ve özellikle "Merzifon'daki Amerikan kurumlarına" dikkat çekmektedir. Bu kurum, İstanbul Bebek'teki Amerikan Koleji'nin teolojik eğitimini bırakmasının ardından Amerikan Yabancı Misyonlar Komiserleri Kurulu tarafından bir teolojik seminer olarak kurulan Merzifon Amerikan Koleji olarak bilinmektedir. Merzifon Amerikan Koleji, 1886'da Amerikan Protestan misyonerler tarafından kurulmuş, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından kapatılmış ve daha sonra 1924'te Selanik'te hâlâ faaliyet gösteren "Anadolu Koleji" adıyla yeniden açılmıştır.
Mevcut nesnel tarihsel veriler, 20. yüzyılın ilk yirmi yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bir Pontus Rum Devleti kurulmaya çabalandığını ve bu amaç doğrultusunda silahlı mücadele verildiğini göstermektedir. Bu bağlamda, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Pontus Rumları, düşman devletlerle iş birliği yaparak bu hedefe doğru ilerlemiş; ancak ağır bir yenilgiye uğramış ve nihayetinde silahlı mücadeleyi kaybetmişlerdir. Nesnel akademik veriler de, Pontus Rumlarının bu yenilginin acısını bugün hala hatırladıklarını, bu yenilginin acısını genç nesillere aşılamaya çalıştıklarını, yenilginin nedenlerini kendi yanlış tercihlerinde aramak yerine kendilerine mağduriyet hikayeleri uydurduklarını ve bu uydurma söylemi "katliam" ve "soykırım" gibi iddialı ama içi boş tanımlamalarla cazip kılmaya çalıştıklarını göstermektedir. Pontus Rumlarının, bu bağlamda, boş söylemlerinin önce Yunanistan'da, ardından diasporadaki Pontus Rumları aracılığıyla daha geniş kamuoyunda kabul görmesi için güçlü lobiler kurduklarını vurgulamak gerekir.
Bu noktada vurgulamamız gereken önemli bir husus, bu uydurma hikayelerin ve asılsız iddiaların yıllar içinde yalnızca Türklere değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı da bir nefret söylemi diline dönüşmüş olmasıdır. Ayrımcılık çalışmaları kapsamında, Yunan Pontus lobilerinin Türklere yönelik nefret söyleminin derinlemesine akademik bir incelemeye tabi tutulmasına ihtiyaç bulunduğu bir gerçektir.
Pontus lobilerinin baskıları, Yunan Hükümeti'nin 24 Şubat 1994'te 19 Mayıs'ı sözde "Pontus Soykırımı"nı anma günü olarak belirleyen bir tasarıyı kabul etmesinde etkili olmuştur. Konu, 1992 yılında dönemin muhalefet lideri Andreas Papandreu tarafından Yunan siyasi gündemine getirilmiş, bu bağlamda Papandreu, 19 Mayıs'ı sözde "Pontus Rum Soykırımı"nı anma günü olarak önermiştir. Papandreu Başbakan olduğunda, önerisini Parlamento'ya sunmuş ve Yunan Parlamentosu, 19 Mayıs'ı "Pontus Rum Soykırımı"nı anma günü ilan eden bir yasayı kabul etmiştir Bu yasanın Yunanistan'da kabul edilmesinin ardından, Pontus dernekleri lobi faaliyetlerinin kapsamını daha da genişleterek "Pontus Soykırımı"nın tanınmasını sağlamaya yönelik çabalarını yoğunlaştırmışlardır.
Pontos iddialarının ve özellikle Pontos diasporası tarafından oluşturulan lobi gruplarının çeşitli ülkelerde Türklere ve Türkiye'ye karşı yürüttüğü nefret söyleminin Türk-Yunan ilişkilerini zehirleyen bir unsur olduğunun altını çizmek gerekir. Benzer bir tutum Yunanistan'daki Pontos Rumlarının önemli bir bölümünde de yaygındır.
Bu asılsız suçlamalar ve iftira niteliğindeki nitelendirmeler, Türk toplumunda duygusal ve sert tepkilere yol açmaktadır. Türkiye, 19 Mayıs'ta bu tür açıklamalar yapıldığında, bu suçlamalara resmi olarak yanıt vererek, kendisini hayali suçlamalarla karalamayı amaçlayan iddiaları bütünüyle reddediyor ve bu husustaki değişmez tavrını resmi olarak kayıtlara geçiriyor
Nitekim bu yılki resmî Türk tepkisinde, Türk Dışişleri Bakanlığı Pontus iddialarını hayal ürünü olarak nitelendirmiş, iddiaların tarihî gerçeklerle hiçbir şekilde bağdaşmadığını belirtmiş ve "Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde başlatılan Kurtuluş Savaşımızı hayali ithamlarla karalamayı amaçlayan bu açıklamalar külliyen red” edilmiştir. Açıklamada ayrıca, “tarihten husumet çıkarmak suretiyle, Türkiye ve Yunanistan arasında son yıllarda olumlu ivmeyle ilerlemekte olan ilişkilere zarar vermeyi amaçlayan bu tür girişimlere artık bir son verilmesi” gereği vurgulanmıştır.
Pontus iddialarının, Türk-Yunan ilişkilerini kötüleştiren ve iki ülkenin anlaşmazlıklarını karşılıklı olarak çözmesini, açık ve aktif diyalog kanallarını sürdürmesini zorlaştıran zehirli bir yapıya sahip olmaktadır. Pontus lobileri, web sitelerinde ye alan açıklamalarında, Pontus Rumlarının diğer Yunan topluluklarından farklı, kendilerine özgü bir tarihe, kültüre, yaşam tarzına ve lehçeye sahip olduğuna inandıklarını açık biçimde belirtmektedirler. Ayrıca, Pontus Rumlarının, Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı bölgelerindeki Rumların aksine, Osmanlı devletine karşı silahlı bir mücadele yürüttüklerini ve bu nedenle özel bir ilgiyi hak ettiklerini iddia etmektedirler.
Kendilerini Yunan toplumundan üstün gören Pontus Rumlarının ve oluşturdukları lobilerinin Yunanistan'a verdikleri zararların ve Yunanistan dış politikası üzerindeki aşırı etkilerinin yanı sıra Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkileri sürekli olarak baltalamaktadır. Ama zaman zaman dostluk söylemleriyle gönül almaya çalışan Yunanistan’ın ünlü politikacıları bu baltalamalar karşısında ne diyorlar acaba?...