1966 yılında gidip Vilayet karşısındaki bir apartman dairesi kiralayıp, ailemle birlikte yerleştiğim Diyarbakır’da beş yıl yaşadım. Günlük Mücadele Gazetesi’nde yazılar yayınladım, sanat sayfaları düzenledim. Her meslekten, her sınıftan tanıştığım ve bazılarıyla dostluk ilişkileri kurduğum dostlarım oldu. Ne o tanıştığım insanlar ve ne de dostlarım bana hangi ırktan olduğumu sordular ve ne de kendileri, hangi ırka mensup olduklarını söylediler. O tarihlerde, ne apo vardı ve ne de ırkçı söylemler ve eylemler!...
Aradan yıllar geçti, Apo ve arkadaşları ortaya çıktılar! Önce hak, hukuk, adalet ve eşitlik dediler. Sonra, ellerinde silahlarla dağa çıktılar. Vurdular, kırdılar, öldürdüler, öldüler, yakalanıp, hapse girdiler. Peşpeşe siyasi partiler kurdular, seçimlere katılıp Belediye Başkanı, İl Genel ve Belediye Meclisi üyesi, bürokrat ve milletvekili oldular…
Hak, hukuk, adalet, eşitlik darken, kesin olarak ne istediklerini söyleyemiyorlar…
Sorulduğunda ya da TBMM kürsüsünde dedikleri şudur:
Demokratikleşme, anadilde eğitim, kültürel hakların tanınması, eşit vatandaşlık, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kimliklerinin anayasal güvence altına alınması… Ayrımcılığa son verilmesi, kamusal hizmetlere erişim ve siyasi temsil düzeyinde adaletli bir yaklaşım…
Bu satırların yazıldığı sırada o cepheden bir zırva daha işitildi.!...Demokratikleşme sözü edilirken birisi diyor ki; “çıkarılacak kanunu önceden A.Öcalan görecek ve onun onayı alınacak!...” Allah Allah, daha neler işiteceğiz, neler!...Eşkiyalık ve katil suçundan mübbet hapse mahkum edilmiş olan bir kişi görecek, onaylarsa kanunlaşacak-mış?...
Anadilde Eğitim ve Kamusal Hizmet: Kürtçe'nin eğitim dili olması… ve kamu kurumlarında, sağlık ve hukuk gibi alanlarda Kürtçe hizmet verilmesi!...Allah aşkına ülkemizde, böyle bir talebe olumlu yanıt verilebilir mi? Türkiye’de Kürt’ten başka ırklara mensup olan vatandaşlarımız yok mudur? Elbette vardır ve çoktur. Örneğin benim bildiğim, şu soy adlarına mensup olanlar:
Arnavut, Boşnak, Zaza, Karaçay, Malkar, Çerkez, Abhaz, Laz, Ahıskalı, Tatar, Nogay, Kırım Tatarı, Azeri, Kazak, Kırgız, Özbek, Uygur, Kumuk, Karakalpak,Karapapak, Kumuk, Gagauz, Bulgar, Abdal, Çingene, Maar, Adıgey, Çeçen, İnguş, Osetin, Pomak, Torbeş, Kırmançi, Acem, Farisi, Gacal, Çepni, Pakistanlı, Kaldeli, Aramik, Afgani, Peştuni, Süryani, Asuri …ve Gürcü, Yahudi, Rum, Ermeni, Arap, Türkmen…
Ve tüm bu grupların ortak soy adları TÜRK’tür…Sorulduğunda Kürt, Kürdüm der; Arap, Arabım der, Boşnak Boşnağım, Arnavut, Arnavudum der…vb.
Ortak kimlik, Türklük’tür…
Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan seksen küsur milyon insanın nüfus cüzdanlarında, pasaportlarında ve taşıdıkları tüm kimlik kartlarında, T.C. yani Türk (veya Türkiye vatandaşı) yazar…
Yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması ve demokratik özerklik talepleri… Yerel yönetim seçimlerinde, halklar, istedikleri partinin, istedikleri kişilerine oy veremiyorlar mı?...
Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözülmesi diyor, kimi Kürt yurttaşlarımız!... Nasıl bir çözüm olacak, bu?... İşte sorun burada tıkanıp kalıyor!...Nasıl bir çözüm istiyorlar?...
Şayet istenilen şey, şöyle veya böyle Kürt toplumunun, Türk ve öteki Türkiye halklarından ayrılmasını istiyorlar ise, bunun telaffuz edilmesine dahi, T.C. Anayasası ve mevcut yasalar muvacehesinde izin verilemez!...
Zaman zaman T.B.M.M. oturumlarında, milletvekilleri arasında bu hususta şiddetli ve kırıcı tartışmalar yaşanmaktadır. Geçenlerde Meclisin bir oturumunda konuşan DEP Milletvekili olan bir kadın, sanki kendisine büyük haksızlıklar yapılıyormuş gibi, Ülkemiz yönetimini ağzına gelen suçlamalarla eleştirmiş, MHP’li bir kadın Milletvekili de ona sert bir yanıt verirken şunu demişti: “Arkadaşım, senin benden eksik olan tarafın nedir?...”
Evet, gerçekten Kürt vatandaşımın benden eksik bir yanı var mı?...
Öyleyse nedir, istenilen şey?... Ülkem sana ayrıcalık yaparsa, yukarıda soy adlarını sıraladığım yurttaşlarım da ayrı ayrı özerklikler falan isterlerse ne olacak?...Örneğin, Türkiye’deki sayıları milyonlarla ifade edilen Arnavutlar, Boşnaklar, Gürcüler, Çerkes-Abhazlar ve Türkmenler de özerklik talep ederlerse!?...
Bu özerklik teranelerinin tekrarlanmaması, bunu isteyenlerin hukukun karşısına çıkarılmaları sağlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyetini kuranlar, Devletimizin anayasal tablosunu çizmişlerdir. Keza Anayasamızın değiştirilmesine dahi izin vermediği maddelere dokunulmamalıdır.
İsteyen kendi evinde, sokak, kahvehanelerde ve özel sohbetlerde, istediği dili konuşabilmelidir. Devletin Televizyonu (TRT) Kürt dilinde yayın yapmakta olup, Kürnt yurttaşlarımız bu televizyon kanalı izleyebilmektedir. Ancak ben şahsen, bu TV kanalını izleyen vatandaşlarımın sayısının çok az olduğu kanaatindeyim. Nitekim, 2002 yılını izleyen süreçte Kürt dilinde gazete ve dergiler yayımlanmış, ama okuyan olmadığı için bunlar kapanmışlardır.
Yukarıda soy adlarını sıraladığım insanların hepsinin kendi ana dilleri vardır, ama bunların tümü Türkçe okumakta ve yazmaktadırlar. Örneğin benim baba tarafım Türkmen’dir. Anam ın baba tarafı Türkmen, ana tarafı ise Boşnaktır…Ama ben Türk (T.C.) vatandaşıyım. Türkçe öğrenim ve eğitim gördüm; Türkçe okudum, Türkçe yazdım, Türkçe türkü çığırıyorum…Ne var bunda?...
Yazımın başında değindiğim gibi ben Diyarbakır’da da Türkçe konuştum, Türkçe yazdım.
Balkanlar’a gidenler bilirler. Bulgaristan, Yunanistan Romanya, Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Karadağ vb.gibi ülkelerin hepsinde Türkçe konuşan onbirlerce insan vardır. Ayrıca ve elbette, oralardaki egemen zümrenin dili ilk sıradadır.
Dolayısiyle adı Türkiye Cumhuriyeti olan ülkemizin birinci dili Türkçe’dir. Resmi dilimiz de Türkçe’dir, ama ana dilimizi de konuşuruz. Örneğin ben ana dilim olan Afyonkarahisar ağzı ile konuşsam, örneğin Kürt vatandaşım, benim dediklerimi anlamayabilir!...
Sözün burasında çokli ve yaşanmış olayı okurlarıma anlatmak isterim.
Kosova’da doğmuş, büyümüş, Türkiye’de akademik kariyer yapmış bir dostum özel arabası ile Türkiye’ye geliyor. İstanbul’da arabasını park ederken yanına gelen bir trafik polisi ile tanışıp konuşurken, polis kendisine diyor ki; “Ben de Arnavut’um Balkanlar’dan göç eden bir ailenin oğluyum. Bir gün Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenler, Kürtler’in haklarını verince, biz de ana haklarımızı talep edecek ve alacağız!...”
Yani Türkiye ikiye değil, üçe, beşe, yediye!...falan bölünecek, öyle mi?...
Ziya Gökalp’in, Şevket Beysanoğlu’nun ve öteki büyük Kürtler’in asla ve kat’a söylemedikleri sözlerle, ayrıcalık yapanların büyük çoğunluğunun gerçek Kürtler olmadıkları kanısındayım. Esasen bölücü kürtçülük yapanların bazılarının Ermeni kökenli olduklarına ilişkin belgesel yazılar, internet sayfalarında durmaktadır.
***
İnternetten edindiğim bilgiye göre; DEM Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları 1977 de Hatay'ın Samandağ ilçesinde doğdu. Arap Alevi bir aileye mensuptur. Lise yıllarından itibaren siyasetle ilgilendi, sosyalist görüşü benimsedi. Yüksek öğrenimini Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesinde tamamladı. Ekonomist, siyasetçi, TBMM 27 ve 28. dönem Adana milletvekilidir ve TBMM Dışişleri Komisyonu üyesidir.
DEM Parti’nin öteki eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, 1970 yılında Kars-Susuz’da doğdu. Uludağ Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. 2003-2005 yılları arasında DEHAP Genel Başkanlığı görevini üstlendi. 2014-2019 yılları arasında Siirt Belediye Başkanlığı yaptı.
Bu iki kişi, T.C.Devletinin sağladığı olanaklarla mükemmel bir tahsil yapmışlar, önemli görevlerde bulunmuşlar ve halen TBMM’nde Milletvekili olarak, mükemmel bir yaşama kavuşmuşlardır.