Yunanistan’ın Türkiye düşmanlığı yapmakta ısrarlı oluşu, vatandaş olarak bizi ve Devletimizi yönetenleri rahatsız etmektedir. Nitekim son birkaç gündür Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan onlara gerekli cevabı vermektedir.
Başta Fransa olmak üzere bazı AB ülkeleriyle birlikte ABD’ni de arkasına alarak, ülkemize karşı provakatif faaliyetlerde bulunan Yunanistan’a iyi bir ders daha verilmesinin zamanı gelmiştir.
Bilindiği üzere Hükümetimiz, Ayasofya Camiini ibadete açmakla son derece olumlu bir karar vermiştir. Şimdi o cesur çıkışın ardından yapılması gereken bir eylem daha vardır. İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi derhal Türkiye sınırları dışına çıkarılmalıdır. Esasen bu eylem, uzun yıllar önce yapılmalı idi ama, ABD vesayeti altında görev yapan eski Hükümetler buna cesaret edemedi!…
Cumhurbaşkanımız, Ege adalarını derhal silahlardan arındırılması, hava ve denizlerdeki sınırlarımızın belirlenmesi vb. gibi hususlarda, birkaç uyarıda bulunduğu Yunanistan, geçtiğimiz günlerde bir de jet uçaklarımızı taciz ederek, yapılan tüm uyarıları hiçe saymıştır!…Anlaşılan odur ki, biz ne dersek diyelim, ne kadar dostluk eli uzatırsak uzatalım Yunanistan’ı yöneten Miçotakis ve hükümeti, bildiğini yapacaktır!…
Diyeceğim odur ki; Yunanistan lâftan anlamayacaktır. Esasen küçücük ülkeleri içinde, birçok ABD askeri üsleri kurulmasına izin vermişlerdir. Şimdi de onlara güvenip bize kafa tutarak, bir şeyler elde edebileceklerini sanıyorlar!…
Oysa ki; İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika gibi ülkelere güvenip, Osmanlı Devletinin tükendiği yıllarda, Anadolu’ya asker çıkararak, işgale yeltenmişlerdi. Ama son günlerde yazılı ve görsel medyada da yazılıp çizildiği gibi, 26 Ağustos 1922 de Kocatepe’den başlayan büyük taarruzla, çil yavrusu gibi dağılmışlar, Dumlupınar’da yedikleri büyük tokatlasallanmışlar, nereye kaçacaklarını bilememişler ve 9 Eylülde Ege denizinde boğulmuşlardır!…
Aradan yıllar geçmiş, Kıbrıs’ta, yine batılı dostlarına güvenerek, bizim o adadaki kardeşlerimizi katledip yok etmek ve adanın tamamına hakim olmak istemişler; bir büyük dayak daha yemişlerdir.
Ama ne kadar dayak yerlerse yesinler, bu palikaryalar, bir türlü uslanmıyorlar!. Bir ara yine azmışlar, Adadaki Türk sınırında dalgalanmakta olan Türk Bayrağını indirip, yerine Yunan Bayrağı asabileceğini zanneden bir palikarya, bayrak direğine tırmanmaya çalışırken, bir askerimizin, tek kurşunuyla, direkten aşağıya yuvarlanıp, lâyığını bulmuştur!.
Hani mahallede çok yaramaz bir çocuk vardır. Mahalledeki tüm çocukları dövmeye, itip kakmaya çalışır; mahalle ahalisini sürekli rahatsız eder. “Oğlum yapma, vurma arkadaşına, güzel güzel oynayın, şurada…” dersiniz, ama o haşarı çocuk daha da şımararak, edepsizliğini iki katına çıkarır. Siz de sinirlenip, ona bir tokat atarsınız. Sonra size küfürler edip, ağlayarak kaçar gider…
Yunanlılar şımarıp, canımızı sıkmaya başlayınca aklıma hep, mahalledeki o yaramaz çocuk gelir. Onlar da bizden tokatı yeyince sinip, bir süre seslerini çıkaramazlar…
Yunanistan’ın Türk düşmanlığı devam etmektedir ve sona ereceğini de sanmıyorum. Ne yazık ki, anlaşmazlıklar konusunda alttan alan hep biz oluyor ve taviz üzerine taviz veriyoruz.
Kıbrıs Barış Harekâtından sonra, ABD ve NATO’nun Yunanistan’dan yana tavır alıp, Türkiye’ye karşı çıkmamış olması nedeniyle NATO’dan çıkmışlar idi. Daha sonra yine NATO üyeliğini istedikleri zaman, biz “kabul” demeseydik, üye olmaları mümkün değildi. Ama ihtilâlci Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, ABD baskısıyla onay vermesiyle, Yunanistan tekrar NATO’ya dönmüştü.
NATO bir ittifaktır. Bu örgüte üye olan ülkelerden birisine yapılacak saldırıya tüm üyeler, birlikte karşı çıkacaklardır. Peki biz Türkiye Cumhuriyeti olarak, her vesileyle bize düşmanlık eden Yunanistan’la nasıl müttefik olabiliriz ki?…
Cumhurbaşkanımızın Yunanistan’a karşı söylemleri son derece yerindedir. Yani, Yunanistan’ı yönetenler de, NATO’daki müttefiklerimiz de bilmelidirler ki; Türk Silahlı Kuvvetleri bir gece ansızın Yunanistan’a girebilir!…
Benim naçizane düşüncem odur ki, Hükümetimiz Yunanistan’a karşı, bazı yaptırımlarda bulunmalıdır. Örneğin;
1. Yunanistan vatandaşları Türkiye’ye vize almadan girememelidir.
2. Yunan adalarına yapılan her türlü ulaşıma son verilmelidir. (Böylelikle bir anlamda ekonomik ambargo uygulanılmış olacaktır.)
3. Yunanlılar Batı Trakya’daki Türkler’in, müftü seçebilmelerini engellemiş olup, müftüyü Yunan yönetimi tayin etmektedir.
4. Ve…Tam zamanıdır! İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesinin tüm imtiyazları kaldırılmalı, bu kilisenin Ermeni Kilisesinden farkı ve ayrıcalığı olmamalıdır.
Zira,
01 Mayıs 1921 Tarihinde toplanan TBMM, Türk Ortodoks Kilisesinin kurulması ile ilgili bir kanunu kabul etmiştir.Bunun üzerine 21 Eylül 1921 Tarihinde Kayseri’de, ilk Türk Ortodoksları Kurultayı’nı toplandı. 72 Türk Ortodoks din adamının katıldıkları ve tartışmalı geçen kurultayda şu üç husus kabul edildi:
1. Kanun ve yönetmeliklere aykırı olarak patrik seçilen Meletyos Metoksi bu görevden alınıp, Fener Patrikhanesi feshedilecektir.
2. Kayseri’de, bağımsız bir Türk Ortodoks Patrikhanesi kurulacaktır.
3. Kilise ve cemaatler tarafından düzenlenecek, noter tasdikli vekaletnamelerle Papa Eftim’e, “Anadolu Ortodoks Kilisesinin Umumi Vekilliği ve Murahhaslığı” payesi verilecektir.
Afyonkarahisar doğumlu olan Papa Eftim, TBMM ve özellikle Atatürk’le sık sık temasta bulunabilmek için, zaman zaman Ankara’da kalıyor; ama çalışmalarını İstanbul’da sürdürüyordu. Fakat Papa Eftim, hain olduğunu ilân ettiği patrikhanenin başında bulunmaktan da rahatsız olduğunu söylüyordu ve bir süre sonra çalışmalarını patrikhane dışında sürdürmeye başladı.
07 Temmuz 1924 Tarihinde Patrik ünvanını terk eden Papa Eftim, İstanbul-Galata’da bulunan Panayia, Hristos, Aya Nikola ve Aya Yani kiliselerinin baş papazlığı görevlerini üstlendi. Kayseri’de kurulan Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni de Panayia Kilisesi’ne nakletti. Kısa bir süre sonra Panayia Kilisesinde toplanan Türk Ortodoksları Kurultayında şu kararlar alındı:
1. Fener Rum Patrikhanesi ile bütün ilişkiler kesilecektir.
2. Kayseri’de kurulmuş olan Türk Ortodoks Merkez Kilisesi İstanbul’a nakledilecek ve Kilisenin başına Papa Eftim getirilecektir.
3. Türk Ortodoks Kilisesinin bağımsız olması ve bu bağımsızlığın hükümet tarafından onaylanması ile ilgili işlemlere hemen başlanacaktır.
4. Panayia Kilisesi, Türk Ortodoksluğunun merkezi olarak tanınacaktır.
Atatürk’ün ölümünden sonra, İkinci Dünya Savaşının da başlamasıyla birlikte, Türk Ortodoks Kilisesinin faaliyetleri yavaşladı ve giderek gerileme sürecine girildi. 1960 Askeri darbesini müteakip Milli Birlik Komitesi Üyesi Alparslan Türkeş, Türk Ortodoks Pakrikhanesi ve Papa Eftim’le yakından ilgilendi ve sorunlarının çözümüne yardımcı oldu
Uzan lâfın kısası; Yunanistan’a ders vermenin tam zamanıdır: “Türkiye’nin, Türk vatandaşlarının, Ortodoks Türkler’in kilisesi vardır ve bu konuda tüm yetkiler Türk Ortodoks Kilisesinindir” diye ilân edilmelidir. Ayasofya’yı ibadete açarak dünyaya meydan okuyan Cumhurbaşkanımızın bunu da yapabileceğine inanırım.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04