İlk kez 1988 Yılında ayak bastığım Moldova ve Gagauz Yeri’ne 2013 yılına kadar tam 32 kez, giriş yaptım. Bu seyahatlerin kimileri çok kısa, kimileri de uzun sürmüştü. Çok kritik zamanlarda bu ülkede bulundum. SSCB’nin son yıllarıydı; bu birliğe bağlı cumhuriyetler sarsılıyor ve darbeler yapılıyordu. Böyle bir darbede, Kişinev’de mahsur kalmış; Moldovan dostlarımla, miting meydanında sabahlamıştım.
Bir yandan Moldova’nın bağımsızlık mücadelelerini; öte yandan Gagauz Yeri Özerk Bölgesi’nde yaşanan olayları gözlemlemiştim.
Moldova yazarlar, şairler ve aydınlarla dostluklar kurmuştum. Özellikle, Yazarlar Birliği başkanı ve yakın çevresindeki kişilerle uzun uzun masa başı sohbetleri yapıyorduk.
Başkent Kişinev’de ikamet eden Gagauz dostlarımla akraba gibi olmuştuk. Özellikle Dionis Tanasoğlu, Nikolay Babaoğlu, Todur Zanet, İvan Kostantoğlu, Stepan Kuroglu ve Mariya Maruneviç vb. sık görüştüğüm kişilerdi.
Moldova Yazarlar Birliği Başkanı Akademik Mihai Cimpoi, bana Mihai Eminescu’yu sevdirmişti ve ben bu sevgiyle, onun şiirlerini, kimi dostlarımla birlikte Türkçeye tercüme ederek, iki kez, kitap bütünlüğünde, Türkiye’de neşrettim. Ayrıca, çağdaş Moldovan şairlerinin eserlerinden oluşan bir güldesteyi de Türkçeye kazandırdım.
Keza, çağdaş Gagauz şairlerinin eserlerinden oluşan bir başka güldesteyi de ülkemde yayımlamak suretiyle, Türk şiirseverleri, ilk kez Gagauz şiiriyle tanıştırdım.
Komrat Devlet Üniversitesi Rektörlüğü döneminde, üniversiteyi, gerçek bir Gagauz-Türk üniversitesi yapabilme çabası içerisinde olan Dionis Tanasoğlu ile baş başa verip, ilk Gagauz Kültürü Sempozyumunu düzenledik. 1981 Yılından bu yana başkanlığı yaptığım Halk Kültürü (Folklor) Araştırmaları Kurumu meş’aleyi yakmıştı; Komrat Devlet Üniversitesi ile birlikte başlatılan sempozyumun; yedincisi, Ukrayna’da gerçekleştirildi.
O arada ben, başta “Düz Ava” topluluğu olmak üzere, birçok Gagauz halk oyunları ve müzik topluluklarını Türkiye’deki festivallere davet ettim. Kuşkusuz, Moldovan grupları da çağırdım.
Gagauz bilim adamlarını ve uzmanları, Türkiye’de düzenlediğimiz kültür ve sanat etkinliklerine davet ederek, ülkemiz insanlarıyla tanışmalarına olanak sağladım. Ayrıca, Moldova Yazarlar Birliği başkan ve yöneticilerini ülkemize çağırarak; paneller, konferanslar düzenledim.
Kısacası ben, Moldova’nın ve doğal olarak Gagauz Yeri’nin kara gün dostuyum. Bugün bu küçük, ama güzel ülke için ahkâm kesenlerin sayıları artmıştır; ama bunların çoğu, buradan bir şey alabilme çabası içinde olmuşlardır. Biz ise, vermeyi amaçladık ve verdik. Bu nedenledir ki Moldova bana şu büyük ödülleri kazandırdı.
-Komrat Devlet Üniversitesi ‘nden “Fahri Doktora”,
-Yine Komrat Devlet Üniversitesi’nden “Fahri Profesörlük”
-Komrat Devlet Üniversitesi, Türkiye-Moldova ilişkilerine yaptığım katkılardan dolayı, “Onur Ödülü”
-Moldova Yazarlar Birliği, “Eminescu Ödülü”
-Kongaz Belediyesi, “Şanlı Vatandaşlık”.
-Moldova Cumhurbaşkanı tarafından bizzat verilen Eminescu madalyası
-Gagauzya Şanlı Vatandaşlığı Madalyası ve Beratı
Moldova’nın bağımsızlığından sonra, ülke yönetimini ele alan cumhurbaşkanlarıyla ve birçok üst düzeydeki bürokrat ve diplomatlarla temaslarda bulundum. Gagauz Yeri Özerk Bölgesi başkanları Stepan Topal, Dimitri Kroytor ve Mihail Formuzal ile Halk Topluşu Başkanı Mihail Kendigelen’le baş başa görüşüp, konuşabilme olanağını buldum. Dolayısıyla, Moldova’yı da, Gagauzya’yı da Türkiye’deki pek çok insandan daha iyi bildiğimi iddia edebilirim.
Yazdıklarımla görülecektir ki, Moldova’lı aydınlar da Nasrattınoğlu’nu sevmişlerdir. Moldova Yazarlar Birliği Başkanı Akademik Mihai Cimpoi geniş katılımlı bir toplantıda aynen şöyle demiştir: “Nasrattınoğlu’nu tanımadan önce, Türkler ve Türkiye hakkındaki düşüncelerimiz olumsuzdu; ama onu tanıdıktan sonra, görüş ve düşüncelerimiz değişmiştir…”
KİŞİNEV
Devir hâlâ, Sovyet devriydi; Moskova’dan kalkan uçakla Kişinev’e geldiğimde beni hava alanında, Gagauz aksakalları Dionis Tanasoğlu ile Nikolay Babaoğlu karşılamışlardı. Otele yerleştikten sonra çıkıp, bir süre bulvarda yürüdük; Zafer ve Puşkin parklarına girip çıktık. Parkın girişinde Puşkin’in bir büstü vardı. Bulvarın sağında ve solunda görkemli tiyatro binası ve konser salonu görülüyordu. Sağlı sollu sıralanan, özenle dekore edilmiş olan mağazalar dikkati çekiyordu.
Başkent, yeni bir kent manzarası arzediyordu. Yeni ve eski yapılar; kenti çevreleyen ormanlar ve düzenli caddeler, bulunduğum yerin bir Avrupa kenti olduğu izlenimini veriyordu.
Kişinev 700 bin nüfuslu bir kent. Halkın büyük çoğunluğuna “Moldovan” diyorlar. Ama bu bir soy adı değildi ve Sovyet egemenliği, nasıl Azerbaycan Türklerine, Azeri adını takmış ve Türk olmalarını yasaklamış ise; Moldova Romenlerine de, Moldovan adını takarak, Romen milletine mensup olduklarını unutturmaya çalışmıştı.
Moldova’da Romenlerden başka Gagauz Türkleri, Bulgarlar, Ruslar, Yahudiler vb. de yaşıyordu. Ülkenin o tarihteki nüfusu 4 Milyondu.
Kişinev’de oturup, sessiz, sakin dinlenilebilecek parklar çoktu. Havuzlu, fıskiyeli, gül kokulu, çam ağaçlarıyla dolu parklar….
Gezerken Tanasoğlu anlatıyordu: “Danslarımızı ve musikimizi yaşatmak amacıyla Düz Ava ansambılını kurduk; 15 günde bir Ana Sözü adlı gazetemizi yayımlıyoruz; roman, şiir ve ders kitaplarımız basılıyor; artık Gagauz çocuğu ana dilinde öğrenim görebiliyor; şimdilerde radyo ve televizyon yayınlarının da yapılmasını bekliyoruz.”
O dönemde, ne Gagauzlar ve ne de Gagauzya Türkiye’de bilinmiyordu. Türk dünyasında Gagauzlar’a yardım elini uzatan tek ülke Azerbaycan’dı. Örneğin Ana Sözü gazetesine birkaç bin tane abone olunmuştu.
İki aksakal’ın rehberliğinde ilk ziyareti Moldova Yazarlar Birliği’ne yapmıştık. Bu ikisinden başka Akademisyen Gagauz Stepan Kuroglu da Birliğin üyesi idi. Orada Moldova’nın ünlü yazarlarıyla tanışıp sohbet etmiştik.
Öğrendiğime göre Moldova’da yayınlar Romence ve Rusça yapılıyor; arasıra Gagauzca ve Bulgarca yayınlara da yer veriliyordu.
EDEBİYAT MÜZESİ VE EMİNESCU
Kişinev’de bir Edebiyat Müzesi vardı. 1965 Yılında kurulan müze, son şeklini 1980’de almıştı. Moldova’ya ilk baskı makinesini Petro Movili getirmiş…Moldovanlar, Puşkin’in Basarabya yaşamına önem veriyorlar ve onun adını, kent merkezindeki bir parka verdikleri gibi; anılan müzede de, onun adına özel bir bölüm ayırmışlardı.
Her milletin bir edebi yıldızı vardır. Romenlerin yıldızı ise Mihai Eminescu’dur. Bu büyük şair, Romenlerin her şeyidir. Tüm şairler ve yazarlar bir yana, Eminescu bir yanadır. Benden, Türkiye’de bir Eminescu kitabının yayımlanmasını çok arzu ettiklerini söylediler. Zira, bir yıl sonra yapılacak olan Eminescu jübilesi için hazırlık yaptıklarını söylediler. Ben Çebanu’dan sonra Yazarlar Birliği Başkanı olan Mihai Cimpoi ile daha sonraki aşamada yaptığım konuşmalardan sonra, 1989 Yılında, Türkiye’de, Ölümünün 100. Yıldönümü Nedeniyle Şair Eminescu adıyla ilk Eminescu kitabımı yayımladım. Daha sonra bu kitabımı geliştirerek, 2000 Yılında da Doğumunun 150.Yılında Mihai Eminescu adıyla ikinci Eminescu kitabımı da Türk kütüphanesine armağan ettim. O arada Türkiye’de, 1992 Yılında peşpeşe Çağdaş Moldova Şiiri Antolojisi ile Çağdaş Gagauz Şiiri Antolojisi yayımlamıştım. (Eminescu ilg ilgili bir yazımı Kocatepe’nin 29 Ocak 2022 tarihli nüshasında yayımlamış olduğumu hatırlatmak isterim.)
Ziyaretten sonra Yazarlar Birliği benim onuruma bir yemek vermişti. O yemekte, daha sonraki yıllarda dostluğumuzu hayli geliştirmiş olduğumuz Mihai Cempoi’u tanımıştım.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04