MOSKOVA’DAKİ DARBEYİ MOLDOVA’DA YAŞADIM
19 Ağustos 1981 sabahı, müthiş bir haberle sarsıldım! Moskova’da Gorbaçev devrilmişti. Başkent Kişinev’de herkes tedirgindi! Gözler ve kulaklar televizyon ve radyolardaydı…
Alınan haberlere göre, hava alanları kapatılmış; SSCB’ne giriş çıkışlar durdurulmuştu. Genelkurmay Başkanı, KGB Başkanı, Emniyet Genel Müdürü vb.gibi önemli görevlerde bulunan kişiler tarafından alınan bir kararla, imparatorluğun çöküşünü hızlandıran Gorbaçev, görevden alınmıştı. Halk, “Stalin devrinin geriye mi geleceği?” endişesini taşıyordu.
Todur Zanet otele geldi, birlikte çıkıp, Ana Sözü ofisine gittik. Gazete çalışanları da “Ya geriye dönüş olursa?…” tedirginliği içindeydiler.
Ben bu kez Romanya üzerinden Moldova’ya gelmiştim; buradan da Azerbaycan’a gidecektim. Bu darbe üzerine düşünmeye başladım; Azerbaycan’a gitmeli miyim? Yoksa Bükreş üzerinden Türkiye’ye mi döneyim?
Televizyonda, sürekli Rusya’daki sorunlar görüşülüyor; Boris Yeltsin ön plânda; ama yönetimin kimde olduğunu anlayabilmek mümkün değil!…Ekranda kamyonlar, tanklar, askerler…gelip gidiyorlar. Kişinev halkı, Stefan Çel Mare meydanında toplanmış, ayrılmıyor. Derken Kişinev’de de kamyonlar dolusu askerler görülüyor. Kimi Sovyet, kimi Moldovan askerler…Todur Zanet Kazayak’taki babasını aradı. Askerler oraya da girmişler. Çok geçmeden, Sovyet ordusunun Kişinev’e gireceği dedikodusu yayıldı.
Moldovanlar, parlamento önünde ve parklarda toplanıyorlardı. Gözler televizyon ekranlarında; kulaklar radyolarda…Parlamento önündeki sürekli mitingte konuşan konuşana. Bir ara, Moskova’da tanıştığım, bir siyasi partinin başkanı olanValeriu Matei de konuştu. Bir ara halkın arasında dolaştım. Gece müthiş bir yağmur yağdı. Todur telefon ederek; “Gece sokağa çıkmayın ve odanızın ışıklarını yakmayın; silah sesi duyarsanız, balkona da çıkmayın…” dedi.
Parlamento önündeki mitingden gürültüler, Kodru otelindeki penceremden içeriye giriyordu. Saat 04 sularında, tam uyumaya çalışırken, motor gürültüleri ve siren sesleriyle yataktan fırlayıp, balkona çıktım. Kamyonlar, su ve akaryakıt tankerleri ve ışıldaklı araçlar caddelere sıralanıyorlardı. Sonradan öğrendiğime göre; Kişinev’e yapılacak bir Sovyet saldırısına karşı, Kişinev’in bütün caddelerinde barikatlar kurulmuş. Zira, Sovyet askerleri Kişinev’i kuşatmışlar. Sürekli siren sesleri ise halka; “kalkın, uyumayın” mesajı imiş.
Biraz da heyecandan olsa gerek, akşam bir şey yememiştim. Buradaki kahvaltı sisteminden dolayı, sabahları da yiyemiyordum. Zira, etli makarna falan gibi bizim alışkın olmadığımız yiyecekler bulunuyordu. Bu nedenle, Eti’nin, sekersiz kepekli bisküvisiyle, çay içerek karnımı doyuruyordum.
Miting aralıksız sürüyordu ve televizyondan naklen yayınlanıyordu. Sabah yapılan mitingde Moldovanlar, Yeltsin lehine tezahürat yaptılar.
Öğleye doğru Mihai Cimpoi geldi. Birlikte miting meydanına gittik. Konuşmacılar Sovyet Komünist Partisini yerden yere vuruyorlardı. Bir cuntanın gerçekleştirdiği darbeyi destekleyen bir Moldovana rastlamadım. Esasen, darbeyi destekleyen de yok gibiydi. Kişinev’deki mitinge bir ara Baltık cumhuriyetlerinden de temsilciler katıldılar. Yani darbeye halk desteği yoktu. O halde, bu darbenin başarılı olması imkânsızdı. Tek tehlike, silah patlaması ve kan dökülmesiydi…”İnşallah kan dökülmez!” dedim, içimden; yoksa kan gvdeyi götürürdü!…
Darbenin ikinci günü, halk teyakkuzdaydı. Gecenin geç saatlerinde, Moldova’nın her yanından gelen insanlar, otobüs ve kamyonlarla, yolları tutmuşlar; muhtemel bir saldırıya karşı savunma vaziyeti almışlardı. Sokaklar, gönüllü olarak savaşmaya hazır gençlerle doluydu. Yine kendi kendime; “İnşallah, sorun çözülür de, Sovyet askerleri şehre girmezler!…” dedim.
Moskova’da, saat 23.00’den sonra sokağa çıkma yasağı konuldu; gazeteler yayınlarını durdurdular. Kişinev’de de 24.00’den sonra tüm caddeler ve sokaklar, trafiğe kapatıldı.
O akşam, birkaç arkadaş ile birlikte, Marina Znamenskaya’nın evine akşam yemeğine çağrılıydık. Marina’nın anasıyla babası da vardı. Saat 24.00’e doğru bir taksiyle otele dönüp, hemen odama kapandım.
Parlamento önü ve Stefan Çel Mare heykelinin etrafı insan yığınlarıyla doluydu. Kodru otelinin önünde bile toplananlar vardı. Şairin deyimiyle, “Hava kurşun gibi ağır”dı. Saat 00.15’da çan sesleri duyuldu. Kişinev’deki bütün kiliselerin çanları çalıyor; çan sesleri dalga dalga Kişinev semalarına yükseliyordu!… “Aman Allah’ım, Çanlar kimin için çalıyor?” demekten kendimi alamıyordum…Zaman zaman motor homurtuları; zaman zaman siren sesleriyle geçen bir gece…Meydandaki hoperlörden sürekli anons sesleri… “Hay Allah! Öyle bir zamanda gelmişim ki, Moldova’ya!” Sanki o gece bir şey olacak gibi duygularla, yorgun ve bi’tap bir halde yatağıma uzandım…
Darbe heyecanı üç gün sürdü. Yeltsin ve darbe karşıtları başarılı oldular; sekiz kişilik cunta, kaçarken yakalanıp tutuklandılar; Karadeniz kıyısındaki bir villada bulunan Grbaçev Moskova’ya getirilip, makamına oturtuldu. Böylelikle, rejim de, Gorbaçev’de kurtuldular…
Gagauzya Başkanı Stepan Topal ve Halk Topluşu Başkanı Mihail Kendigelen, darbeci cuntaya destek verdikleri için, Kişinev’de tutuklandılar. Keza Stepan Kuroglu’na karşı büyük bir tepki oluştu.
Moldovalı yazar dostlarım sordular:”Siz Türkiye’de birkaç darbe yaşadınız. Bizdekiyle sizinki arasında ne gibi fark vardı?…” Onlara kısa yanıt verdim: “Darbe, halk desteği olursa başarılı olur. Bizde 1960 ve 1980 darbelerinde, halk askerlerin yanındaydı ve destek oldu; sizde ise halk, darbeye şiddetle karşı çıktı; bu nedenle de başarılı olamadılar…”
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04