İran’ı silip süpüreceğini söyleye söyle bu günlere gelen ABD Başkanı Trump, komşu ve kardeş İran Devletine diş geçiremeyeceğini anlayınca, eveleme-gevelemeye başladı!...
Sonra Küba’ya dil uzatmaya başladı ve alenen bu Ada’yı işgal edeceğini ilan etti!.. Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de çok geçmeden, ABD’nin yönetimi devralma tehditlerine karşı tüm dünyayı ayağa kalkmaya çağırdı. Trump’ın açıklamalarını tehlikeli ve vahşi bir kriminal eylem olarak nitelendiren Canel, uluslararası toplumu bu hegemonya hırsına engel olmaya davet ederken; Küba topraklarının her bir santiminde bağımsızlık için direneceklerini ve hiçbir gücün kendilerine diz çöktüremeyeceğini ilan etti.
ABD'nin askeri saldırı tehditlerini "tehlikeli ve benzeri görülmemiş" olarak nitelendiren Canel, uluslararası toplumu bu "vahşi ve kriminal" girişime karşı durmaya çağırarak, Küba halkının bağımsızlık yolunda her bir santim toprağını savunacağını ilan etti.
Canel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada sadece Trump’a yanıt vermekle kalmadı, aynı zamanda tüm dünyaya bir çağrıda bulundu. ABD içindeki "intikam hırsıyla dolu küçük ama zengin bir grubun" çıkarları için Küba'ya yönelik bir saldırıya izin verilmemesi gerektiğini savunan Canel, uluslararası kamuoyunu ve ABD halkını bu "hegemonya hırsına" karşı duyarlı olmaya davet etti.
ABD Başkanı Trump’ın "yönetimi devralma" çıkışını bir saldırganlık ilanı olarak kabul eden Küba lideri, ülkesinin geri adım atmayacağının altını çizerek, "Ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir saldırgan Küba'da teslimiyet bulamayacak" diyerek, bağımsızlığı savunmaya kararlı bir halkla karşılaşacakları mesajını verdi.
Donald Trump’ın Küba’da yönetimin kısa sürede el değiştireceğine dair iddiaları, bölgede yeni bir siyasi ve askeri krizin kapısını araladı. Canel, bu tür söylemlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve Küba'nın egemenlik haklarının pazarlık konusu yapılamayacağını vurguladı.
Küba Cumhurbaşkanı haklıdır ve onun ne denli haklı olduğunu benim gibi, herkes, her insan bilmektedir…Ama nedenle hâlâ Birleşmiş milletler (BM) teşkilatında koltuk sahibi olan zevat sesini çıkarıp da Trump’a ne bir laf söylüyer ve ne yaptırım uyguluyorlar!...
Esasen kimi AB Ülkelerinin Devlet Başkanları, ABD-İsrail ikilisinin keyfi Filistin politikasına karşı tavırları vardır, hatta NATO’nin temeli de çatlamak üzeredir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” söyleminin bir slogan halinde giderek yayılmakta olduğu da bir gerçektir.
***
Ben,ABD’nin Türkiye ve İtalya'ya, SSCB’nin ise Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan; Ekim 1962’de dönemin iki süper gücünü karşı karşıya getiren ve dünyayı nükleer savaş tehdidi altında bırakan bunalımı yaşadım. O tarihte Diyarbakır 3.Hava Kuvveti Komutanlığı karargâhında görevliydim. Sürekli alarm halinde bulunduğumuz sırada oluşturulan Savaş Harekât bölümünde görevlendirilmiştim. ABD ile SSCB karşı karşıya gelmişlerdi ve büyük ve çok tehlikeli bir savaşın eşiğinde idik.
Küba Füze Krizi ya da diğer adıyla Ekim Füzeleri bunalımının en önemli özelliği, nükleer silahlara sahip iki süper gücün dünyada ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmesi idi. Bunalımın bir başka özelliği hem "Soğuk Savaş"ın doruğunu hem de 1962 sonrasında yavaş yavaş ama kararlı bir tempoda yerleşmeye başlayan "yumuşama" olgusunun temelini oluşturmasıydı.
Küba Füze Krizi bunalımının temelinde yatan asıl neden ise Amerikan Hükümeti'nin Fidel Castro rejimini devirmek istemesiydi. Komünist bir rejim kuracak olan Castro’nun 1959 yılında ABD’nin kontrolündeki Batista rejimini yıkarak iktidara gelmesi üzerine ABD, önce Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) bünyesinde Latin Amerika ülkelerinin ortak harekatıyla "Castro Rejimi"ni yıkmayı denediyse de OAS üyeleri yalnızca "Castro Rejimi"ni kötülemekle yetindiler. Daha sonra ABD’ye kaçan Kübalı mültecilerin ABD Hükümeti'nin yardım ve desteği ile Küba’yı işgal etmesini içeren bir plan yürürlüğe konduysa da mültecilerin Domuzlar Körfezi Çıkartması'nda başarısızlığa uğraması, ABD’nin bu dolaylı müdahale girişimini sonuçsuz bırakmıştı.
Bunalımın bir diğer nedeni ise, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) ABD’nin gerek OAS bünyesinde gerekse Domuzlar Körfezi Çıkartması’nda yaşadığı başarısızlıktan yararlanması ve Küba’daki "Castro Rejimi"ne destek olmaya başlamasıydı. SSCB, ihtiyaç duymamasına karşın Küba’nın şeker ihracatının büyük kısmını satın almış ve Küba’ya olası bir Amerikan müdahalesine karşı güvence vermişti.
Kuşkusuz tüm insanlar gibi ben de korkuyordum. İki ülkeden bir serseri çıkar da bir silah, hele hele bir Nükleer silah patlatsaydı, bir anda Dünyada kiç milyon insan hayatını kaybederdi?...
O tarihte SSCB başında Kruşçev, ABD’nin başında da Kennedyvardı. Bu iki super gücün Cumhurbaşkanları birbirleriyle temas kurup, konuşabilme ve tartışabilme olanağı buldular.
Öncelikle ABD Türkiye'deki Jüpiter füzelerini tek taraflı bir kararla sökmeye başladı…NATO üyeleri, daha doğrusu NATO'nun Avrupa kanadı, böyle büyük bir bunalımda kendilerini de tehlikeye atan bir durum olsa dahi, görüşlerinin alınmayacağını, ABD'nin tek başına hareket edeceğini anlamışlardı.
SSCB'nde de Kruşçev maceracılık suçlamasıyla iktidardan düşürülmüştü.
Ekim Füzeleri bunalımı, o dönemdeki iki kutuplu dünya düzeninde, blokları oluşturan devletler arasındaki ilişkileri de etkilemiş. Doğu Bloku içinde Çin-Sovyet anlaşmazlığı açığa çıkmıştı. Pekin, Moskova'yı “devrimci davaya ihanetle” suçlamış, Moskova da Pekin'i serüvencilikle itham etmişti.
Batı Bloku'nda Fransa iki süper devlet arasında denge kuracak bir “Batı Avrupa Koalisyonu” girişiminde bulunmuş ve ABD ile ilişkilerini gevşetme yönünde önemli adımlar atarak kendi nükleer programını başlatmıştı.
ABD ve SSCB Ekim Füzeleri bunalımından sonra nükleer silahların yayılmasını önlemek için Moskova'da, 5 Temmuz 1963'te "Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması Anlaşması"nı imzalamışlardı. Bu anlaşma atmosferde, uzayda ve denizaltında nükleer denemeleri yasaklıyor ancak toprak altındaki nükleer denemelere izin veriyordu.
1962 Ekim Füzeleri bunalımı, bölgesel bir çatışmada klasik silahların önemini artırmıştı.
Herhangi bir bunalım sırasında Washington ve Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulması gerekliliği ortaya çıkmış; İki başkent arasında anında haberleşmeyi sağlayacak Kırmızı telefon hattı kurulmuştu…
Ardadan 60 küsur yıllık bir uzun zaman geçmiş, yeni bir ABD-Küba krizinin başması için Trump efendi, oturduğu yerden üfürüyor!...
Tabii ABD gibi bir ülkede akıllı insanlar da var ve onlar Trump’a gerekli uyarıları yapıyorlardır, herhalde?...
Umarım ve temenni ederim ki, ABD gibi Dünyanın bir numaralı süper gücü olan ABD’nin Cumhurbaşkanı artık susacak ve böyle aklına geldiği gibi yaptığı konuşmalarla, Dünya insanlarını huzursuz etmeyecektir?...