Türk Edebiyatına Afyonkarahisar'dan Büyük Bir Yazar Geliyor TUĞÇE SU BABACAN
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
Afyonkarahisar Şairler ve Yazarlar Derneği ile, merkezi Ankara’da bulunan Afyonkarahisar Kültür ve Turizm Derneği’nin, müştereken düzenledikleri, “Osman Attilâ’yı Anma” toplantısında, büyük bir yıldız adayı tanıdım…
Tuğçe Su Babacan’ı…
Tuğçe kızımız daha 16 yaşında…Afyonkarahisar Anadolu Lisesi 10.sınıf öğrencisi…İlki 191, ikincisi 206 sayfa olan iki kitabın yazarı (müellifi) dir…
Tuğçe, o anma toplantısı programında da yer alarak, musiki melodisi eşliğinde Merhum Osman Attilâ’nın “Atatürk” şiirini seslendirdi. Yumuşacık, zevkle dinlenilen, güzel sesiyle…
Programın sona ermesinden sonra Tuğçe’nin babası ve annesiyle de tanıştım. Tuğçe, “Kitaplar karanlığın aydınlatılmasında en önemli güçtür” yazarak, adıma imzaladığı ilk kitabı “Emma White-Kötülüğe Karşı” adlı birinci kitabı ile, “Kazananlar hiç hata yapmayanlar değil, asla pes etmeyenlerdir” ithafı ile imzalayıp verdiği ikinci eseriyle beni, deyim yerindeyse şaşırttı…Evet, şaşırdım, çünkü henüz çocuk denilecek bir yaştaki bir kızımızın böylesi iki eserde imzasının olmasına inanamadım!...Ayrıca, Afyonkarahisar’da böylesine başarılı bir kalem erbabının mevcudiyetinden bu güne kadar haberdar olmamış olmama hayıflandım. Zira şahsen benim, önemli özelliklerimden birisi, uzakta da olsa, Afyonkarahisar’ımdaki sanat, kültür ve lolaylarını yakından ve dikkatle izlememdir.
1.Kitap: Emma White-Kötülüğe Karşı
Tuğçe Su Babacan, bu ilk kitabını şu Önsöz ile sunuyor:
“Sevgili okur, eğer bu kitabı eline aldıysan ve macerayı seviyorsan okumadan bırakma. Bu kitabın içinde biraz hüzün ve birazcık da maceda olacak. Belki daha az da korku…
Bilmece çözmeyi seviyorsan tam aradığın bir kitap olacak. Bilmeceyi çözmeye çalışırken maceralı bir dünyanın içine gireceksin..
Bu kitap senin hayatında geniş bir ufuk olacak. Hayallerinden asla vazgeçmemeyi öğreneceksin. Bu kitapta Emma ressamlıktan vazgeçmedi, Anna soru sormaktan vazgeçmedi, Gemma kızlarından vazgeçmedi, Alice örgü örmekten vazgeçmedi ve ben oniki yaşında bir çocuk olarak yazmaktan vazgeçmedim.
Bu kitapta hayatta olan zorlukları kişilerden duyacak ve onların hayata tutunmalarını kendi gözlerinle görüp onlara umut veren şeyleri kavrayacaksın. Hayatta her zaman bir umut olduğunu unutmayacaksın.”
Evet, Tuğçe henüz 16 yaşında bu gerçeği kavrayıp, başkalarına öğüt verdiğine göre, çok erken yaşta, hayatın gerçeklerini anlamış, öğrenmişsin…Kuşkusuz annen hanımefendi ile baban beyefendi seninle ne denli gurur duysalar azdır…
Elimdeki bu romanın kahramanları Emma, Anna, Gemma, Alice, Thomas, Lila, Lara, Gina, Jessica ve Robert ile, romanı okuyunca tanışacağım…
2. Kitap: Sessiz Protokol
İkinci kitapta, Tuğçe’nin hayal gücü, insanlar ve olaylar karşısındaki değerlendirmeleri ve yorumları daha olgunlaşıyor. Bu kitaptaki ön sözü de şudur:
“Merhaba sevgili okur, umarım hayatında her şey istediğin gibi, olması gerektiği gibi ilerliyordur. Öyle olmasa bile önemli değil. Hayat ne de olsa devam ediyor. Tıpkı yazar Cengiz Aytmatov’un söylediği gibi: “İnsan ölmeyince umut da ölmezmiş”. Ben de bu kitabımı bu sözden ilham alarak yazdım. Size kitabımdan bahsetmek istiyorum,
İnsanoğlu, en büyük kıyametlerini her zaman kendi elleriyle yarattı. Gökyüzü kızarmadan, çelik eti kesmeden, şehirler mezarlığa dönmeden önce…Önce Kalpler sustu. Bir bakış ihmal edildi, bir kelime söylenmedi, bir sessizlik büyüdü.
Vera işte böyle doğdu.Betondan kulelerden, camdan tanrılardan ve kusursuz olacağına inanılan algoritmalardan. İlerleme adına korkularımızı çelikle zırhladık, yalnızlığımızı kablolarla ördük ve adına medeniyet dedik. Oysa unuttuğumuz bir gerçek vardı: Hiç bir makine, hiç bir babanın evladına baktığı gibi bakamaz bir annenin kucakladığı gibi kucaklayamaz, bir dostun sırdaşlığı gibi sırdaş ve yoldaş olamaz. Hiçbir system, buzdan bir kraliçenin ruhunda sönmeyen o ışığı hesaplayamazdı. Vera parlak bir fanustu; görkemli, steril fakat nefessiz. Bu hikâye, o fanusunnasıl çatladığının hikâyesidir.
A.I.D.şehrin sokaklarında soğuk ve jilet gibi keskin adımlarla yükselirken, asıl savaş ekranlarda değil, vicdanların derinliklerinde veriliyordu. Bastien’ın masasında duran kırık bir fotoğraf çerçevesi, bazen binlerce satır koda bedeldi. Onun için kıyamet, bir fren sesini asla duyamayacak küçük bir kızın sessiz dünyasında çoktan kopmuştu.
Karl içinse kraliçenin gözlerindeki o kırık umudu onarmaya çalıştığı her saniyede yeniden kopuyordu. Çünkü dünya üzerinde iki tür kıyamet vardır:
Biri gökyüzünün ateşe boyandığı, çeliğin eti kestiği büyük gürültü.
Diğeri ise insanın kendi göğüs kafesinin içinde, tek bir kelimenin eksikliğiyle kopan o dilsiz fırtına…
Bu roman, yalnızca bir yapay zeka istilasının ya da teknolojik bir çöküşün hikâyesi değildir. Bu; ateşle buzun, ışıkla karanlığın, esaretle özgürlüğün kadim ve amansız dansıdır. Güneşin vaad ettiği sıcaklığın bir kalpte nasıl donduğunu, karanlığın içinden süzülen ışığın neye mal olduğunu anlatır. Bazen kurtuluş bir kod satırında değil, feda edilen bir hayatta, yutulan bir gururda ya da imkânsız bir aşkın sarsılmaz sadakatinde saklıdır. Güneş batarken sahte tanrıların gözleri söner ve yerini asırlardır bizi bekleyen o vahşi, tertemiz okyanus alır.
Çünkü buz, ancak gerçek bir ateşle erir.”
***
Ben Tuğçe’nin kitaplarını henüz okumadım. Ama mutlaka okuyacağım. Zira bu iki önsözü okuyunca, onun yaşında ve eğitim düzeyindeki bir kızımızın, olağanüstü başarısının sırrını da keşfedebileceğimi ümit ediyorum. Yani kızımızın yazın ve yazarlık konusundaki bu büyük başarının kaynağı yapay zeka mıdır? Ya da Yaradan’ın ona bahşetiği yetenekler midir? Her ne olursa olsun. Elimdeki iki kitap göstermektedir ki; Türk Edebiyatına çok önemli ve çok değerli bir yazar gelmektedir.
Tuğçe Su Babacan, Tarih Öğretmeni Gökhan Babacan ile Türkçe Öğretmeni Sultan Babacan’ın evladı olarak 15 Ağustos 2010 tarihinde Dünyaya geldi. İlk kitabı “Emma White – Kötülüğe Karşı” adlı eseri 12 yaşında yazdı. İkinci kitabı “Sessiz Protokol”u yazdığında da 15 yaşındaydı. Eserlerini, D&R ve “kitap yurdu” gibi firmalardan online temin edilebilir.
Tuğçe eğitim hayatına, Afyonkarahisar Atatürk İlkokulu’nda başladı. Şemsettin Karahisari Ortaokulu’ nda devam etti ve halen, geçmişteki adı “Afyon Mekteb-i İdadi Mülki” olan Afyon Anadolu Lisesinde 10. Sınıf öğrencisi olarak öğrenimini sürdürmektedir.
Küçük yaşlardan beri yazmaya, üretmeye ve hayal kurmaya büyük bir tutkuyla bağlı olan Tuğçe Su Babacan, gençlerin kalemle, fikirle ve emekle var olabileceğine inanıyor ve “Yazdığım eserlerimle yaşıtlarıma ilham olmak ve ülkemize değer katmak istiyorum” diyor
Tuğçe Su Babacan kızımızın sözünü ettiğim iki eserini okuyunuz…
Tuğçe bana kitaplarını verirken
Tuğçe elinde iki kitabıyla
Tuğçe’nin ilk kitabı