Türk Halk Kültürü Neferi İbrahim Aslanoğlu Vefatının 30.Yıldönümünde Anarken
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
Türk folklorunun gelişimine önemli katkılarda bulunan İbrahim Aslanoğlu ile, yazışarak tanıştık. Düzenlediğim folklor sayfalarını içeren gazeteyi ona da muntazaman gönderiyordum. Ayrıca, o tarihe kadar yayımladığım naçiz kitaplarımı da postayla göndermiştim. Yazdığım mektup ile de, folklor sayfasında neşretmek üzere biyografisini ve fotoğrafını istemiştim.
24 Şubat 1974 tarihli mektubunda şunları yazmıştı:
“Çok muhterem kardeşim,
Zahmet edip lütfettiğiniz değerli eserlerinizi aldım. Çok teşekkür ederim. Ben de yayınladığım kitaplardan takdim ediyorum. Biyografi ve resimleri de önümüzdeki günlerde göndermeğe çalışacağım.
Gazetede 15 günde de olsa bir folklor sayfası düzenlemeniz çok isabetli ve faydalı. Bu hususta sizi yalnız bırakmayacağım…”
O tarihlerde, Uluslararası Karacaoğlan Seminerinin hazırlıkları ile ilgili olarak İstanbul’a gidip geliyor; Vecdi Yarman’la değerlendirmeler yapıyorduk. Tabii Aslanoğlu hocayı da arıyordum ve onu, o tarihte İstanbul 5.Noteri olan Vecdi beyle tanıştırmıştım. Yoğun koşuşturmadan dolayı vedalaşmadan ayrılmıştık. Bana Sivas’tan yazdığı 8.8.1975 tarihli mektubunda şöyle yazıyordu:
“Aziz Kardeşim,
Teveccühünüze teşekkür ederim. İstanbul’a dönmeyişiniz normaldir. Zaten yapılacak bir iş de kalmamıştı. Sadece Vecdi Beyin nazik davetine icabet etmek meselesi vardı ki, o da mazeretimizi öğrenince hoş karşılar zannederim. Aslında teşrifatlı toplantılarda sıkılıyorum. Bu bakımdan cumartesi ve Pazar günlerini evde geçirdim. Pazartesi Ankara’ya döndüm. Sizi yalnız Ankara’ya döndüğümden haberdar etmek için aramıştım. Belki önemli bir işiniz vardır düşencesiyle ikinci defa rahıtsız etmek istemedim. İstanbul’da gereği kadar benimle meşgul oldunuz, sağ olun. Buna yenisini eklemek haksızlık olurdu.
…Ankara’ya geldiğimde ya evde yahut İtfaiye’deki Gaziantep Sönmez Palas otelinde kalıyorum. Sivas’ta yapabileceğim bir işiniz veya benden başka bir isteğiniz olursa seve seve yerine getireceğimden emin olabilirsiniz. Başarılar diler, selam ve saygılar sunarım.”
Aslanoğlu Hoca, gerçek bir Osmanlı Efendisi idi. Benden yaşça büyük olduğu halde, her mektubunun sonunda “saygılar sunarım” yazıyordu. Mektuplarını genellikle daktilo ile yazıyordu. Nadiren de elle yazıyordu. Örneğin 9.12.1975 tarihli, güzel el yazısı ile kaleme aldığı mektubunda;
“Çok aziz kardeşim,
Sizden ayrıldıktan sonra grip bir türlü yakamı bırakmadı. Hâlâ bazan yatıp, bazan kalkıyorum. Her ne kadar Sivas, Ankara kadar soğuk değilse de, gene de kış kendini belli ediyor…” diyordu. Bu mektubuna kaşeli, imzalı mühürlü dört tane de boş kâğıt eklemişti ve bunlarla, dergiyi reklam verebilecek kuruluşlara hitaben dilekçeler yazacaktım. Zira Sivas Folkloru Dergisine kimi kamu kurum ve kuruluşlarından reklam isteyecektim.
O tarihlerde Türk Kooperatifçilik Kurumu’nda egemen durumdaydık ve Fevzi Halıcı’yı başkanlığa getirmek için çaba harcıyorduk. Aslanoğlu bu konuyu merak ettiğini belirten, 22.4.1979 tarihli mektubunda şöyle yazıyordu:
“Aziz kardeşim,
Bana Kooperatif seçim sonucunu ve iş bölümünü yazacaktınız. Galiba hatırınızdan çıktı. Fevzi Beyin durumunu merakla bekliyorum…Mayıs ayı başında gözümden ameliyat oldum. 10 gün kadar Göztepe hastanesinde yattım. Şimdi çıktım ama, dikişlerim alınmadı. Doktor bir müddet okuma-yazmamı men etti.
İki ay sonra derginin yayınını keseceğim. “Türk Folkloru” adı ile yeni bir seriyi 1. Sayıdan başlatacağım. İyileşince hazırlıklara başlayacağım. İmtiyazını aldım.
Araştırma dairesinden (MİFAD) aldığım bir davetiyede seminer ve sergiden bahsediliyor. Lütfen bunun haberini en kısa zamanda yazıp gönderirseniz Mayıs sayısında yayınlarım. Sizden geniş ve teferruatlı haberler bekler, saygılar sunarım.”
Sevgili Bora Hınçer, Cahit Öztelli’nin ölümü üzerine, babasının hastalığının nüksettiğini, “galiba ben de Cahit’in hastalığına yakalandım” dediğini yazmıştı. Aslanoğlu da 28.1.1980 tarihli mektubunda yakınız bana neler yazmıştı:
“Değerli kardeşim
Rahatsızlığım, İhsan Hınçer’i toprağa verdiğimiz günden beni devam ediyor. Özellikle böbrekler pem çalışmıyor. Şimdilik ilaçla idare ediyorum. Doktor havalar iyice ısınıncaya kadar evden çıkmamı yasak etti. Matbaa ve dağıtım işlerini küçük oğlum yürütmeğe çalışıyor. Bu durumda sinirlerim de gittikçe bozuluyor.
Ocak ayı içinde Ankara’ya gelmeyi, reklam bulma ve Kültür bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın abone olma işlerini takip etmeyi tasarlamıştım. Şimdi hepsi yüzüstü kaldı. Sadece yazılı müracaat yaptım. Ne kadar verirlerse o kadarla yetinmek zorundayım.
Son zamlar karşısında ne yapacağımı adeta şaşırdım. Baskısı sınırlı olduğu için tanesi aşağı-yukarı 20 liraya mal olacak. Onun için 25 lira fayat koymayı düşünüyorum. Bir taraftan da bir dergisi bu fiyata satmaya utanıyorum. Ama ne yapayım ki başka çare yok. Yine de bol reklam bulamazsam, durum tehlikeli. Hir müşküle rağmen devamı arzu ediyorum. İdeal, kültüre hizmet, bizden sonraya birşeyler bırakabilmek çabası ne kadar boş şeylermiş…
…Sizden her ay için yazı bekliyorum. Benim de “Devrim Folklor Sayfası”na bir katkım olabilir mi?”
Bu mektubu aldıktan sonra, banka banka gezerek, reklam kopartmaya çalıştım. Bazı bankalardan olumlu, bazılarından olumsuz yanıtlar geldi. Hoca da İstanbul’dan yazdığı 21.2.1980 tarihli mektubunda şöyle diyordu:
“Değerli kardeşim,
Mektubunuzun karşılığını biraz geciktirmemin nedeni, bankalardan gelecek haberleri beklemek, sonuç hakkında bilgi vermekti. Benim için katlandığınız zahmetlere ne kadar teşekkür etsem azdır. Bilhassa bu konuda size çok minnettarım. Öğretmenler bankası oldukça tatminkar davrandı…”
Hocadan el yazısı ile kaleme aldığı iki mektubu peşpeşe aldım. Sonra 24.12.1981 tarihinde güzel haberler aldığım şu mektubu yazmıştı:
“Aziz kardeşim,
Yardımlarınız ve zahmetiniz için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Sağ olun. Vakıflar Bankasından bir defa, İş Bankasından da iki defa yayınlanmak koşuluyla reklam aldım. Diğerlerinin de yakında geleceğini umuyorum. Lutfettiğiniz havaleyi de zamanında aldım. Sizin gayretiniz olmasaydı daha çok beklerdim.
Dün akşam Hikmet Dizdaroğlu’nun vefatını işittim. Ne kadar müteessir olduğumu tahmin edemezsiniz. Yıkıldım adeta. Bütün hırçınlıklarına rağmen çok severdim. Allah rahmet eylesin. İki seneden beri Erzurumlu Emrah’ı yazıyordu. Sadece daktilo edilmesi kalmıştı. Yapabildi mi bilemiyorum…”
Değerli hocamızdan peşpeşe gelen mektuplarda hep, reklam temini konusu; çeşitli resmi kuruluşların abone bedellerini vaktinde göndermemeleri gibi sıkıntılı durumlarda değiniliyordu. Ben aynı sıkıntıları, İhsan Hençer’de de görmüştüm. Hınçer ve Aslanoğlu üstadların, benden sürekli aynı taleplerde bulunmalarından yüksünmemiştim ama, kimi zaman bir şey yapamamanın üzüntüsünü yaşamıştım. Örneğin MİFAD abone olduğu dergilerin parasını hemen gönderemiyordu. Çünkü para bu kuruluşun başında olanların elinde değildi ve gecikmeleri saymanlık yapıyordu…
24.1.1983 tarihli mektubunda hoca şöyle diyordu:
“Çok değerli kardeşim,
Mektuplarım ve isteklerimle sizi ne kadar yorduğumun ve üzdüğümün farkındayım. Ne yaparsın ki, bazı hususlardaki çaresizlik beni mecbur ediyor. Hoş göreceğinizi umarım…”
Değerli üstadımız Aslanoğlu, müteakip birkaç mektubunda naçiz şahsımı övüyor ve şöyle diyordu: “Adı ve muhteviyatı ne olursa olsun, çalışmalarımız her bakımdan övgüye layık…
Can dostum, muhterem ağabeyim Aslanoğlu’nan aldığım son mektubun tarihi, 20 Şubat 1985. Bu mektubu aynen veriyorum:
“Aziz kardeşim İrfan Bey,
Gönderdiğiniz teslimat makbuzunu aldım. Teşekkür ederim. Geriye kalanları da buraya nakletmek imkanı bulursak, onları da buradaki bir başka dağıtıma veririm. Kitapçıların ikişer üçer tane almalarıyla kitap satılmaz. Geniş çevreye yaymak gerekiyor. O da ancak dağıtım suretiyle oluyor.
Yakında bir Azerbaycan özel sayısı yayınlamak için hazırlık yapıyoruz. Siz de yazı ve resimlerle katkıda bulunursanız memnun oluruz. Yazıların en geç mart ortasında elimize geçmesi icap ediyor.
“Pir Sultan Abdallar” için Karınca’da yazdığınız kısa tanıtmayı okudum. İltifat etmiş ve lâyık olmadığım teveccühte bulunmuşsunuz. Yayınları gereği kadar takip edemiyorum. Buna dair bir başka yazıya rastlarsanız lütfen haberdar edin. Malum ya bu yazılar çalışma gücüne hız kazandıran en büyük moral takviyesidir. Sağlıklar diler, selam ve saygılar sunarım.”
