Dünyada her şey çok hızlı gelişiyor. Dış politikada her gün yeni gelişmeler gözleniyor. Bu gelişmeler karşısında, Devletimizi yönetenlerin ne denli yorulmakta olduklarını ve verilmesi gereken kararlar konusunda ne denli zorlandıklarını tahmin etmek zor değil. Bir yurttaş olarak , başta Sayın R.T.Erdoğan olmak üzere, karar mekanizmalarının başında olanlara, Allah’tan yardım niyaz ediyorum.
Şahsen ABD’nden Türkiye’m için olumlu bir şey beklemiyorum. Zira inancım odur ki, ABD Türkiye’den bölünüp, parçalanmasından yanadır!... AB’nden de olumlu bir şey beklemiyorum, çünkü bizim çıkarlarımıza ters, Milletimizle hiç bir konuda uyum sağlamaya niyeti olmayan bir tutum içindedirler…
Tüm bu nedenlerle ben, Dünyadaki yeni oluşumların içinde yer alınmasından yanayım. Örneğin BRICS ve ŞİÖ Ülkemiz ve milletimiz için daha uygun şartlar içeren Birlik’lerdir.
ABD politikalarını onaylamadıkları görülen ÇHC ve Rusya Federasyonu, tarihten kaynaklanan nedenlerle, T.C. için en iyi müttefikler olabilir. Zira Dünyanın bi iki büyük ülkesinde milyonlarca soydaşımız yaşamaktadır ve bu kardeşlerimiz, o ülkelerle aramızdaki çok yönlü ilişkilerin daya olumlu yöne kanalize olmaları için yararlı faaliyetlerde bulunabilirler.
Cumhurbaşkanımız Sayın R.T.Erdoğan gerek Rusya lideri V.Putin, gerekse Çin lideri Şi ile olumlu ilişkiler içinndedir ve biraraya geldikleri son buluşmalardan edinilen izlenimler de bu yöndedir.
Cumhurbaşkanları seviyesindeki bu olumlu gelişmelere parallel olarak, Dışişleri Bakanları da yaptıkları geniş kapsamlı temaslarla, sevindirici gelişmeler sağlıyorlar. Örneğin, geçtiğimiz Haziran ayının başında Çin’i resmen ziyaret eden Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan Çinli meslektaşı Wang Yi ile birlikte yaptıkları basın toplantısında bakınız neler söylemiştir:
“Öncelikle Dışişleri Bakanı olarak Çin’i ziyaret etmekten duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Çin ve Türkiye Asya’nın iki kadim medeniyeti, Çin ve Türk milleti Asya’nın zenginliği, Asya’nın itici motoru. İki milletin, iki medeniyetin kurumsal işbirliği çerçevesi içerisinde beraber çalışması ve refahı, barışı, istikrarı ilerletme konusundaki azimleri fevkalade önemli…”
Çin’de çok önemli temaslarda bulunduğunu vurgulayan Fidan, basın toplantısındaki konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Çin Devlet Başkanı Sayın Xi Jinping’in ortak anlayışları ve vizyonları doğrultusunda ikili ilişkilerimiz ilerlemeye devam ediyor. Gerçekten iki siyasi liderin ortaya koyduğu büyük vizyon Çin ile Türkiye arasındaki modern zamanlardaki ilişkinin kurumsallaşarak ve derinleşerek ilerlemesinde önemli bir temel teşkil etmekte. Amacımız, karşılıklı saygı ve yarar temelinde halklarımızın refahını artıracak adımları atmaktır. İlişkilerimizin önemli bir ayağını ekonomik ilişkiler oluşturmaktadır. İkili ticaret hacmimiz 2023 yılında 48 milyar Dolar düzeyine ulaşmıştır. Çin, Türkiye’nin Asya’da birinci, dünyada üçüncü büyük ticaret ortağıdır. Bu ticaret büyük oranda Çin’in lehinedir. Ticaret rakamlarını nasıl daha dengeli hale getirebiliriz konusunu tüm görüşmelerimizde gündeme getirdik. Türk tarım ürünlerinin ithalatı konusundaki kısıtlamaların kaldırılması gibi pratik tekliflerde bulundum. Turizm, işbirliğimizi daha da geliştirmek istediğimiz bir diğer alandır. Daha fazla Çinli turistin ülkemize gelmesini hedeflemekteyiz… Özellikle enerji alanına da yoğunlaşmak istiyoruz. Nükleer enerji ve kıymetli madenlerin değerlendirilmesi alanlarında da işbirliği imkanları bulunmakta. Bu konularda ilgili kurumlarımız, firmalarımız görüşmekte. Öte yandan Çinli şirketleri özellikle yüksek teknolojili ürünlerde ülkemizde üretim yapmaya ve AR-GE merkezleri kurmaya davet ediyoruz. Böylelikle Çinli şirketlerin Türkiye üzerinden Avrupa, Ortadoğu ve Afrika piyasalarına erişimleri de kolaylaşacaktır.
…Değerli basın mensupları, Türkiye olarak ikili işbirliği mekanizmalarına işlerlik kazandırmak istiyoruz. Bu konuda değerli meslektaşımla da mutabık kaldık. Bu amaçla Hükümetlerarası İşbirliği Komitesi Eş Başkanlığı görevine Cumhurbaşkanımız tarafından Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek atanmıştır. Komitenin bu yıl içinde toplanmasını arzu ettiğimizi buradaki toplantılarda meslektaşıma ilettim. Bu yıl Çin Devlet Başkanı Sayın Xi Jinping’i de ülkemizde ağırlamak istiyoruz.
…Uluslararası ilişkilerin pek çok alanında Türkiye’yle Çin’in örtüşen görüşe sahip olduğunu görüyoruz. Her iki ülke de uluslararası sistemde daha adil bir anlayışın hakim olmasını savunuyor. Türkiye’yle Çin arasında sürdürülecek iyi ilişkiler, bölgesel ve küresel barışın, refah ve istikrarın sağlanmasına da katkı sağlayacaktır.
Çin’in Filistin konusundaki duyarlılığı son derece memnuniyet vericidir. Çin’in Filistinlilerle dayanışma içinde olmasını ve iki devletli çözümü güçlü bir şekilde desteklemesini takdirle karşılıyoruz. Devlet Başkanı Sayın Xi’nin Filistin’de çözüm için geniş kapsamlı yetkin ve etkili bir uluslararası barış konferansı için çağrıda bulunması son derece önemlidir. Ne yazık ki bazı ülkeler İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulme destek vermeye devam ediyorlar. İsrail’e siyasi destek ve silah sağlıyorlar, bu ülkeler İsrail’in uyguladığı soykırıma maalesef ortak olmaya devam ediyorlar. Gazze’de ateşkes, Gazzelilere insani yardımların kesintisiz ve güvenli şekilde ulaştırılması ve iki devletli çözüm için önümüzdeki süreçte de Çin ile birlikte çalışmaya devam edeceğiz.
Ukrayna’daki savaş da uluslararası güvenlik, istikrar ve refahı sınamaya devam etmekte. Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini başından beri güçlü bir şekilde desteklemektedir. Adil ve kalıcı bir barışın taraflar arasında ancak diyalog ve müzakere yoluyla sağlanabileceğine inanmaktayız. Türkiye ve Çin’in Ukrayna’da barışın tesisi konusunda ortak anlayışa sahip olduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz.
…Türkiye’nin Çin’in toprak bütünlüğüne, siyasal egemenliğine desteği tamdır. Çin’e yönelik silahlı terör hareketlerine karşı desteğimiz tamdır. Özellikle Çin’i karıştırmaya yönelik, Çin’in ekonomik gelişmesini durdurmaya yönelik uluslararası girişimleri doğru bulmadığımızı buradan ifade etmek istiyoruz.
…Diğer taraftan Çin’in Türk dünyası ve İslam dünyasıyla son yıllarda geliştirdiği ilişkiyi de memnuniyetle karşılıyoruz.
Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı’na mensup olan ülkeler, başta Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan olmak üzere, ve bu ülkelerle geliştirdiği son yıllardaki ticarete ve yatırıma dayalı ilişkileri fevkalade önemli buluyoruz ve destekliyoruz. Aynı şekilde Türkiye ve Azerbaycan’la da ilişkilerinin artarak devam etmesini bekliyoruz.
…Diğer taraftan İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerle de Çin’in son yıllarda daha sistemli bir işbirliği geliştirme çabası içinde olduğunu gördük. Daha birkaç gün önce Arap Ligi üyesi ülkelerle Pekin’de bir zirve vardı. Bu zirve marjında gerçekten kalkınmaya yönelik, refaha yönelik, işbirliğine yönelik güzel kararlar alındı, bunlar da önemli gelişmeler.
Diğer taraftan Çin’in Suudi Arabistan ve İran arasında yapmış olduğu arabuluculuk çalışması da not etmeye değer, tarihi bir olaydı. Gerçekten iki kardeş ülke arasında devam eden kronik sorunların Çin’in araya girmesiyle bir çözüme kavuşma yoluna girmesi ve bölgesel istikrarın devreye girmesi fevkalade önemli. Bölgemizde yaptığı bu yapıcı katkıdan dolayı da ben Çinli meslektaşıma teşekkür ediyorum ve buradaki çalışmaların da devamını diliyorum.
Değerli basın mensupları, yarın Urumçi ve Kaşgar’ı ziyaret edeceğim. Bu iki şehir Çin’in kültürel zenginliğine katkıda bulunan iki kadim Türk İslam şehridir. Bu şehirler, aynı zamanda Çin ile Türk dünyası arasında ve Çin ile İslam dünyası arasında bir köprü rolü de oynamakta. Tarihi dostluğumuzun ve komşuluğumuzun sembolleridir. Toplumların ve halkların birlikteliği, güçlü devletlerin en büyük zenginliğidir. Bu coğrafyaların tarihi ve kültürel zenginliğine tanıklık etmekten büyük memnuniyet duyacağımı ifade etmek istiyorum.”
Soğuk Savaş dönemi koşullarının etkisiyle 1971 yılında başlayan Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti (Çin) arasındaki ilişkiler, Uygur Sorunu gibi birtakım anlaşmazlıkların gölgesinde kalmıştır. 1980’lerde ekonomi ve sanayi alanında iş birliği anlaşmasının yapılması ve ilk üst düzey resmi ziyaretler gerçekleşirken 1990’lı yıllara gelindiğinde Uygur Sorunu ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle Yugoslavya ve Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucunda oluşan yeni devletlere ilişkin Türkiye’nin geliştirdiği dış politika yaklaşımı Çin ile ilişkilerde birtakım anlaşmazlıklara yol açmıştır. 1990 ortalarından itibaren yeniden üst düzey temaslarda bulunulmuş ve 1998 yılında Türkiye’nin, Uygur derneklerinin faaliyetlerine kısıtlama getirmesi ile ikili ilişkilerde Uygur sorununun etkisi azalmıştır. 2000’li yıllara gelindiğinde iki ülke ilişkilerinin, Çin’in küresel ticaret sistemine entegre olmasının da etkisiyle ekonomik ve ticari alanda ivme kazanmıştır. Bu dönemde iki ülke arasında pek çok üst düzey ziyaret gerçekleştirilmiş; hızlı tren, maden işletilmesi, Çin’in nükleer santral ihalesine girme önerisi gibi çeşitli ekonomik iş birliği konuları gündeme getirilmiştir.
Hakan Fidan Çin Dışişleri Bakanı ile
2009 yılında gerçekleşen Urumçi Olayları, iki ülke arasındaki ilişkilerde olumsuz etkiye sebep olmuş ve 2010 yılından itibaren ilişkiler, üst düzey ziyaretlerle yeniden yakınlaşma yoluna girmiştir. İlk olarak 2010 yılında Çin Başbakanı, 2012 yılında ise Devlet Başkan Yardımcısı görevindeki Xi Jinping Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan 2012 ve 2019 yıllarında Pekin’i ziyaret etmiş ve ayrıca bazı BRICS ve G20 zirvelerinde iki Devlet Başkanı bir araya gelmiştir. Söz konusu dönemdeki en önemli gelişme, 2010 yılında Türkiye ve Çin arasında ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi, siyasi anlaşmazlıkların üstesinden gelinmesi ve ortak küresel vizyon amaçlarını taşıyan “Stratejik Ortaklık Anlaşması”nın imzalanmasıdır. Diplomatik ilişkilerinde geleneksel ittifak ve müttefiklik ilişkileri yerine, kırkı aşkın farklı adlandırmayla hiyerarşik bir “ortaklık” ilişkileri kurmayı tercih eden Çin, Türkiye ile olan ilişkilerini “stratejik iş birliği ortaklığı” düzeyinde tanımlamıştır. Böylece 2010’lu yıllarda itibaren Türkiye ve Çin arasında ekonomik ve siyasi ilişkiler güçlenmeye başlamıştır.
Bölgesel düzeydeki bir diğer gelişme Türk ordusundaki ve savunma sanayisindeki gelişimlerin Karabağ Savaşı sonrası Kazakistan ve Özbekistan gibi bölge ülkeleri ile askeri ve güvenlik alanında yeni iş birliklerini beraberinde getirmiş olmasıdır. Benzer biçimde Çin, yakın zamanda gerçekleştirilen Türk savunma sanayi fuarına gösterdiği ilgi ile görüldüğü üzere, Türk savunma sanayisini yakından takip etmektedir. Bu bağlamda Orta Asya ülkeleri ile siyasi, ekonomik ve kültürel yakın ilişkilerinin yanı sıra askeri ve güvenlik alanındaki ilişkilerini de ilerleten Türkiye, Çin için Orta Asya ülkeleri ile çok boyutlu ilişkilerini Türk Devletleri Teşkilatı ve 2040 Vizyonu çerçevesinde ele alan Türkiye, Çin için Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirecek bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Türkiye ve Çin arasında, 2023 ve 2024 yıllarında üst düzey temaslar devam etmiştir.
Son dönemde ikili ilişkilerin bir başka boyutunu ise Türkiye’nin BRICS üyeliği konusu oluşturmaktadır. 2015 yılında Yeni Kalkınma Bankası’nın kurulması ve ulusal para birimlerinin kullanılmasını teşvik ederek finans konusunda adım atan, 2023 Güney Afrika Zirvesi ile ikinci genişlemesini yaşayarak üye sayısını çoğaltan BRICS, özellikle nüfus ve ekonomi açısından Küresel Güney’in kayda değer bölümünü temsil eden önemli bir diyalog platformu olarak öne çıkmaktadır.
İkili ilişkiler açışından basına yansıyan bir başka gelişme ise Çin Devlet Başkanı Xi’nin 2025 yılında Türkiye’yi ziyaret edeceği olmuştur. Bu doğrultuda belirtilen gelişmeler göstermektedir ki, iki ülke arasında KYG yatırımlarının hızlanması ve yatırım ve ticaretin geliştirilmesi yönünde adımlar atılmaktadır.
Sonuç olarak zaman zaman iki ülke arasında uluslararası sorunlar ve ulusal politikalar bağlamında bir takım siyasi sorunlar yaşansa da Türkiye, Çin ile ilişkilerine “stratejik özerklik” politikası açısından yaklaşmakta olup iş birliği ve ticari entegrasyonunu ilerleterek çeşitli Çin yatırımları ile ekonomik kazanımlar elde etmek istemektedir. Benzer biçimde KYG ve Orta Koridor uyumlulaştırılması sayesinde Türkiye ile yakın ekonomik ve ticari ilişkiler, Çin açısından Orta Asya ülkeleri ile Türkiye üzerinden Batı’ya ulaşma imkanı sunmaktadır. Böylece iki ülke arasındaki ilişkilerin karşılıklı menfaate dayalı bir biçimde gelişmekte olduğunu ileri sürmek mümkündür.