İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ülkemiz Siyasetine Bakış!...

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Hasan Celal Güzel’in 1992’de kurduğu Yeniden Doğuş Partisi’nin Afyonkarahisar İli örgütlenmesinde hemşehrim E.Albay Şar da görev almıştı. İlk Genel  seçimde kendisini listenin başına yerleştiren Alb.Şar, beni de listenin ikinci sırasına koyacağını söyleyince, aman beni listeye koymayın, benim siyasete soyunmaya niyetim yok demiştim.

Bülent Ecevit, CHP içindeki keşmekeşten kurtulmak için Demokratik Sol Parti (DSP)’yi kurmuş ve hızla, Yurt genelinde örgütlenmeyi sağlamıştı. Ankara-Altındağ İlçesi Şubesini de, birlikte bir Halk Kültürü içerikli dergi yayımladığımız, Altınışık Oteli sahibi Cemil Altınışık kurmuş, bu şubenin ilk Genel Kurul Kongresinde benim Divan Başkanı olmamı ve seçilmemi sağlamıştı.

O Genel Kurul Toplantısında seçilen Yönetim Kurulu ile birlikte Divan Başkanı olarak ben de, DSP Genel Merkezinde Ecevit’le görüşmeye gitmiştik. Ecevit önemli bir ziyareti nedeniyle yanımıza gelememiş, bizimle Rahşan Ecevit konuşmuştu. Rahşan hanım asık bir yüzle!...

“Bana hepiniz teker teker kendinizi tanıtın!” demişti… Ben başta oturuyordum ve öncelikle benim kendimi tanıtmam gerekiyordu. Oluşan ortam, hoşuma gitmemişti. Dedim ki; 

“Hanımefendi, siz Şubenin kuruluşu için Cemil Altınışık’a yetki verdiniz. Biz Cemil Beyin dostlarıyız…Ona inanıp, Şubeyi kurma talimatı verdiğinize göre, onun arkadaşlarına da inanmanız, güvenmeniz gerekmez mi?..

Deyince Rahşan Hanım, tek tek sorgulamaktan vazgeçmişti.

Bir gün ofisteyim. Telefonum çaldı, açtım. Genç bir ses, “Efendim, Pazar günü Maltepe’deki (?) Düğün salonunda, Partimizin toplantısı var, sizi de bekliyoruz…Daha adını bile duyuramamış olan AKP’den arıyorlardı…Meğer ANAP’nin bir yerlerinde görevli olan, gazeteci dostum Ender Yoldar, beni AKP kurucuları arasındaki bir dostuna önermiş, o da beni yeni oluşturulacak, Maltepe semti temsilciliğine uygun görmüş-müş… Hemen Ender’i aradım. “Abi benden isim istediler, ben de senin adını verdim. İstersen git, gitmez isen de dert değil” mealinde bir şeyler söylemişti. Ben o toplantıya gitmedim. Aradan yıllar geçtikten sonra hata ettiğimi, ayağıma kadar gelen öyle bir nimeti kabul etmediğim için büyük pişmanlık duydum…

Rahmetli babam, 1946 yılından itibaren, vefat ettiği 1952 yılına kadar Demokrat (DP) Partili idi. Ben ise, Cumhuriyet, Vatan ve Milli duygularım nedeniyle Atatürkçü düşüncede olan bir kişiydim. Dolayısiyle CHP’ne karşı sempatim vardı. Bülent Ecevit’in Ankara’da Tandoğan Meydanındaki mitinglerini izlemiş, onun slogan haline getirdiği, “…ne ezen ne ezilen / insanca Hak’ça bir düzen” sözcüklerini de içeren nutuklarından epey etkilenmiştim. DP’nin CHP mitinglerine müdahaleleri ve özellikle İsmet İnönü’ye yönelik saldırılarına çok üzülüyordum. Bu yüzden de adeta CHP yandaşı gibi olmuştum.

Şark hizmetimi Diyarbakır’da yaparken, o denemin, aşırı sol militanlarından bazılarıyla tanışmış, arkadaşlıklar oluşturmuştum. O arada bazı TİP yönetici ve hatta Milletvekilleriyle de tanışmıştım. O tarihlerde Ülkemi yöneten kimi kişilere duyduğum antipati yüzünden, iktidara karşı olan herkesi seviyor ve saygı duyuyordum.

Askerlik hayatım devam ederken ve emekliye ayrıldıktan sonra Kocatepe Gazetesi’ndeki yazılarımla, Ülkeyi yönetin iktidara, Afyonkarahisar Valiliği ve Belediye Başkanlığı icraatlarıyla ilgili eleştirel yazılar yayımlıyordum. Kuşkusuz o yazılar, yönetim kademelerini rahatsız ediyordu ve beni korkutmaya, susturmaya çalışıyorlardı. Nitekim o tarihlerde Milli Savunma Bakanı olan Sandıklı’lı hemşehrim Merhum Hasan Dinçer’i de devreye sokarak, beni Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Diyarbakır’daki Askeri Mahkemeye vermeyi başarmışlardı!...(O aşamadaki Askeri Mahkeme safahatı hakkındaki yazım saklı olup, önümüzdeki süreçte onu da yazıp yayımlayacağım.)

Sözün burasında şunu özellikle söylemek isterim ki, bu güne kadar hayatımın hiçbir aşamasında, herhangi bir siyasi oluşumun ya da Partinin üyesi olmadım. Gerektiği yerde inandıklarımı söyledim ve inandığım doğruları yazdım ve yayımladım.

Evet hiçbir siyasi partinin uzvu olmadım, ama bir Türk Milliyetçisi, Yüce İslâm’a yürekten inanan bir Mukaddesatçı, tarihine, kültürüne, gelenek ve göreneklerine sınırsız bir şekilde bağlı olan bir kişi olarak,  elbette Ülkemin ve doğduğum beldenin sorunlarıyla ilgilendim, yazdım ve yayımladım. Yine aynı şekilde inandığım doğruları yazıp yayımlamak istiyorum.

***

Öncelikle Ülkemizin en çok üyeye ve genel seçimlerde en çok oya sahip olan ve hatta Cumhurbaşkanını seçmiş olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nden söz etmeliyim.

İktidara geldikleri ilk günler ve aylarda, gerek Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, gerekse bu Partinin kurucu üyelerine kuşku ile bakıyordum. Ama aradan geçen aylar ve yıllardan sonra gördüm ki bu iktidar, Türkiye’miz için gerekli olan ne varsa, onu gerçekleştirme heyecanı içerisinde oldular.

Örneğin Cumhurbaşkanlığı Yönetim sisteminin başlayıp, sürdürülmesi, Ülkemiz adına çok büyük bir cesaret, yönetim biçimi ve başarılara yöneliş olmuştur. Burada hemen vurgulamak isterim ki, Dünya düzeninin hızla yeniden dizayn edilmesi, yaratılan kaoslar ve Ülkemizin maruz kaldığı girdaplardan, tereyağından kıl çeker gibi korunmuş kurtarılmış olması, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın verip uyguladığı kararlarla mümkün olmuştur. Eğer eski yönetim biçimleriyle yönetiliyor olsaydık, başımıza gelebilecek falaketlerin sözünü etmekten bile çekinirdim!...

Bu nedenlerle derim ki; iyi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin başında Recep Tayyip Erdoğan gibi bir Cumhurbaşkanı var…

***

Bülent Ecevit, İsmet İnönü gibi bir siyasi dehayı yenerek, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı’na seçildi. Ne var ki, Ecevit yıllarca içinde bulunduğu,  çeşitli kademelerinde görevler yaptığı ve nihayet Genel başkanı olduğu bu Parti’den ayrılıp, Demokratik Sol Parti (DSP)’yi kurdu. Daha sonra da, Genel Seçimde en çok oy alan Parti olarak, Hükümeti oluşturdu ve kendisi de Başbakan oldu.

Şimdi ben burada, Ecevit’in neden CHP’den ayrılıp, siyasi hayatımıza yeni bir Parti (DSP) kurmuş olduğunun nedenlerine girmeyeceğim. Ancak,  şu kadarını söylemek isterim ki; Ecevit gibi, bir Atatürk sevdalısı kişinin yıllarca içinde bulunup, hizmet etmiş olduğu  CHP’içerisindeki kazan bugün nasıl kaynıyor ise, o gün de aynı kaynayış içerisindeydi.

Manisalı Özgür Özel CHP’nin Genel Başkanı, ama örneğin Cumhurbaşkanı adayı değil!...Zira onun dediklerine bakılırsa, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’dur… Oysa, Mısır’daki sağır sultan bile İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olabilmesinin mümkün olmadığını bilir!...Kaldı ki, İmamoğlu’nun iptal edilen Üniversite diplomasının artık var olmadığı hukuken de kanıtlanmış durumdadır. Ayrıca gerçek midir, değil midir, mahkemelerin verecekleri kararlarla belirlenecek olan öyle çok ve karmaşık iddialarla suçlanıyor ki, bu suçlamalardan bir tanesi dahi doğru ise, İmamoğlu bırakınız Cumhurbaşkanı adayı olabilmeyi, tutuklu bulunduğu ceza evinden çıkabilmesi bile mümkün değildir.

Kaldı ki, Atatürk’ün kurucusu olduğu CHP Genel Başkanları her zaman, Partinin en üst kademesindeki kişi, yani Genel başkanıdır. Özgür Özel de, yasal olarak Genel Başkandır, ama Cumhurbaşkanlığı için bizzat kendisini değil de hâlâ Ekrem İmamoğlu’nu öne sürmekte, bir anlamda propagandasını yapmaktadır.

Sözün burasında Manisalı Özgür Özel’e neden hemşehrim dediğimi de açıklayarak derim ki; “Özgür Bey kardeşim, siz neden kendinizi değil, hâlâ Ekrem İmamoğlu” diye çırpınıp duruyorsunuz?...Siz Ege’lisiniz. Manisa’lısınız. Ekrem İmamoğlu ise Trabzon’lu. Yani Karadeniz Bölgemizden. Karadenizli (Rizeli) Cumhurbaşkanımız görev başında ve daha 3 yıl gibi uzunca bir süresi var. Cumhurbaşkanları Karadenizli olacak diye bir yasal kural mı var? Yapılacak ilk Cumhurbaşkanı seçiminde bu kez değişik yörelerimizden de adaylar çıksa, fena mı olur?...

Sözün sonunda da derim ki; Cumhurbaşkanlığı seçimi (erken veya geç) ne zaman yapılırsa yapılsın, seçilecek kişi, yine Sayın Recep Tayyip Erdoğan olacaktır…

Dost-düşman, muhalif-muvafık tüm Yurttaşlarıma demem odur ki; bugün Dünyanın her yanında silahlı silahsız çatışmalar var. Dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi, Ülkemizde de ekonomik sıkıntılar var. Bunlar daha önce de vardı, ama biz Millet ve Devlet olarak tüm sorunları aşarak büyüdük ve bir süper devlet olma yolunda emin adımlarla yürüyoruz. 

Yeter ki, kişisel sorunları geçici de olsa, bir yerlere bırakıp, ana meseleler hakkında kafa sormanın zamanıdır. Yani mutlaka Ülkemiz genelinde birlik ve beraberlik ilkesi benimsenip uygulanmalıdır. Bölük-pörçük hale girmemizin, ne bireylere ve ne de tümden halkımıza bir yararı olmayacaktır. Bilakis, ana konularda Millet olarak bir-birimize sım-sıkı sarılmanın zamanıdır. Benim Milletim bunları yapabilecek ferasete sahiptir.

Uzun sözün kısası, demem odur ki; XX.Yüzyılda nasıl Yüce Önderimiz M.K.Atatürk ile, kıvanç duymuş övünmüş isek, XXI. Yüzyıldaki kıvanç kaynağımız da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Yazarın Diğer Yazıları