İrfan Ünver Nasrattınoğlu

ÜLKEMİZİN ADI: TÜRKİYE CUMHURİYETİ TÜRKİYE'DE YAŞAYAN İNSANLARIN ORTAK ADI: TÜRK'TÜR TÜRK OLMAK ONURDUR-GURURDUR

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ülkemizdeki Kürt kökenli kimi yurttaşlarımız, maalesef bir türlü “Türk” sözcüğünü benimseyemediler. Sayıları az da olsa, bu kişiler, öncelikle bazı Kürt kardeşlerimizi ve genelde Türkleri üzen ve rahatsız eden davranış ve deyimlerden kurtulamıyorlar. 

Osmanlı ve hatta Selçuklu dönemlerinde de, Türk, Kürt, Arap, Arnavut, Boşnak, Tatar, Kazak, Kırgız, Özbek, Azeri vb.gibi etnik topluluklar birarada yaşıyor ve Dünyaya kafa tutuyorlardı. Sonra nifak tohumları ekilmeye başlandı ve bu yüzden, ne Selçuklu, ne de Osmanlı kaldı!...Bu yüzden Atatürk Millî bir devlet kurdu; Devletin Adı Türkiye oldu. Kuşkusuz o da, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, kendilerine değişik adlar verilen insanların yaşadıklarını biliyordu ama, hepsinin ortak adları “Türk” idi. Ortak dil “Türkçe” idi ve Devletin tek bayrağı vardı ki, o da Ay-Yıldızlı Albayraktı…Yani Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın sık sık yinelediği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Tek Millet, Tek Bayrak ve Tek dil idi…

Hiç kuşkusuz Cumhuriyetimiz içerisinde el-ele yaşadığımız tüm insanlar, ana dillerini her zaman ve her yerde konuşabiliyorlar ve hiç kimse de buna itiraz etmiyordu. Ama resmi ortamlarda, ortak dilin, yani Türkçe’nin konuşulması elzemdi. Nitekim ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve tüm Ülkelerde de geçerli olan anayasal sistem böyle idi…

Hal böyle iken “Türk” sözcüğüne karşı çıkmak, “Türkiye Cumhuriyeti”nin adını, şu veya bu eklerle değiştirmeye çabalamak, abesle iştigalden başka bir şey değildir. Zira bu, asırlardır böyle idi, hiç kuşku yoktur ki, gelecekte de böyle olacaktır…

Şimdi gözlerimiz T.B.M.M.’nde oluşturulan komisyon toplantılarında olacaktır. Bakalım, kimler, Ülkemizin kuruluş felsefesine aykırı söylemlerde bulunacak ve sonuç ne olacaktır?...

 

***

Birkaç gün önce, Nefes Gazetesinde, değerli yazar Ümit Zileli’nin yazmış olduğu güzel bir yazıyı bilgisayarıma kaydettim. Sözün burasında kendi düşüncelerimi bir yana bırakarak. Zileli’den alıntı yapacağım…

“Açılım süreci yeniden sahneye konulduğundan beri “Türklük” kavramına saldırılar azdı maşallah…Önceki günkü yazımda “Kuvayı Milliye” ruhunun ne olduğunu anlatmıştım. Sonra, Türk kimdir onu anlatmaya karar verdim. Aklıma hemen sevgili Haluk Şahin geliverdi… Onun “Türk olmak kolay değil” kitabını okumuş, çok etkilenmiştim... Önce hikayeyi özetleyerek paylaşayım:

Hitler Almanya’sından kaçan Yahudi bilim insanlarına Atatürk Türkiye’si kucak açmış, onlar da bunun karşılığında Türkiye’nin her alanda gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlardı. Bu bilim insanlarından biri büyük minnet ve sevgi beslediği ülkenin yurttaşlığına geçmek istemiş, Türk yetkililer çok mutlu olmuş ve işlemler yıldırım hızıyla bitirilmişti.

Artık Türk yurttaşı olan profesör ay başında maaşını almaya gittiğinde her zamanki maaşının yarısı verilince şaşırmış, nedenini sorduğunda şu karşılığı almıştı:

-Siz artık Türk oldunuz. Türk profesörlerinin maaşı budur!

Birkaç gün sonra aynı gerekçeyle oturduğu lojmandan da çıkması istenince dayanamamış ve “Bütün suçum çok sevdiğim minnet duyduğum bu ülkenin yurttaşı olmaya karar vermek miydi?” diye sorunca bu kez şu unutulmayacak yanıtı alacaktı:

-Herr Profesör, Türk olmak kolay değil!

Aslında çok şeydir Türk olmak!

Nereden geldi bu hikaye aklıma peki?

Türkiye’nin ABD Seattle Fahri Konsolosu J. F. Gökçe’nin kaleme aldığı “Türk olmak nasıl bir duygudur?” konulu yazısını okumuştum da ondan! Bu şahane yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle:

“Aslında çok şeydir, Türk olmak. 

Türk olmak Osmanlı’nın borcunu ödemektir. 

Kosova’da, Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir...

Türk olmak; Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır!

Avrupa’da hor görülmektir Türk olmak. Ataların birçok asır önce Viyana’yı kuşattığı için hoş görülmemektir. Sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığı için.

Türk olmak; Truva’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır. Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp Yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır, Türk olmak.

Türk olmak; Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kız Kulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir...

Türk olmak; Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır. Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlısından helallik istemektir.

Anadolu’da dik durabilmek!

Türk olmak; harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.

Türk olmak; askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek.

Türk olmak; annenin şehit oğlunun ardından, “Bir oğlum daha olsun onu da vatan için göndereceğim” demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken “Vatan sağ olsun” demesidir...

Türk olmak; saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinliğinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsünde... Her işin ‘hayırlısına’ inanmaktır ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.

Türk olmak; Asya’da ‘Batılı’, Avrupa’da ‘Doğulu’ diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmektir. Magazin programları ile diziler arasında sıkışsa da silkinip üzerindeki toprağı atabilmektir.

Türk olmak; en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.

Türk olmak; medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.

-Zor iştir Türk olmak...”

**

Benim Kürt kökenli çok sayıda dostlarım oldu. Bunlarla her zaman aynı duyguları paylaştık, aynı konularda dertlendik, aynı konularla sevindik. Örneğin Diyarbakırlı Avukat Şevket Beysanoğlu, benim öz ağabeyin kadar yakınımdı ve ayrı-gayrı hiçbir düşüncemiz yoktu. Keza Diyarbakır’da, Foto Cemal adıyla tanınan, değerli dostum, bir hastalık nedeniyle eşimle birlikte Diyarbakır’dan ayrılmak mecburiyetinde kaldığımızda, kendilerine emanet ettiğimiz kızımıza, karı-koca, gözleri gibi bakmışlardı…Keza, Vilayet karşısındaki İşmen Apartmanında kiracı olarak ikamet ederken, eşime ve çocuklarıma, kendi çocuklarından daha yakından kol-kanat gerek aile Diyarbakırlı bir Kürt aile idi… 

Diyarbakır’da kaldığımız 5 yıldan sonra, oradan ayrılırken, eşim ağlamıştı. Ben de “keşke tayinimi istemeseydim de, birkaç yıl daha burada kalsaydık” diye hayıflanmıştım…

Yani yıllarca birarada kardeşane bir yaşam sürdürdüğümüz insanlar, bize kardeşlerimizden daha yakın idiler…

Öyleyse, kim, neden ve nasıl ayrılık tohumları ekiyorlar, utanmadan sıkılmadan, neden yalan-yanlış beyanlarla, insanlarımızı birbirlerine düşman etmeye çalışıyorlar?...

Atatürk’ün ilham kaynaklarından biri olan Diyarbakır’lı büyük şair ve düşünür Ziya Gökalp’in şu şiirini çoğaltıp, halkımızı bölmeye çalışanların önlerine koymak gerek.

 

               VATAN

 

“Vatan ne Türkiye’dir Türkler’e

Ne Türkistan Vatan

Büyük ve müebbet bir Ülkedir:Turan

 

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
Köylü anlar manasını namazdaki duânın.
Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'ân okunur.
Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ'nın.
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

 

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,
Her ferdinde mefkûre bir, lisan, âdet, din birdir.
Meb'üsânı temiz, orda Boşolar'ın sözü yok,

Hududunda evlatları seve seve can verir;
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

 

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye,
San'atına yol gösteren ilimle fen Türk'ündür;
Hirfetleri birbirini daim eder himaye;
Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk'ündür,
Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Yazarın Diğer Yazıları