Mahmut Emin Birliktir

Adaletsiz Türkiye Raporu Ve Nato

Mahmut Emin Birliktir

Uluslararası güvenlik ortamı, uzunca bir süredir öngörülebilirlik ve istikrar
varsayımlarından giderek uzaklaşmaktadır…

Rusya-Ukrayna Savaşı ve ardından gelen ABD/israil-iran Savas güvenliğin sadece askerî kapasiteyle üretilemeyeceğini; savaşın artık cepheler, ordular ve silah sistemleriyle sınırlı bir olgu olmaktan çıktığını bize somut biçimde göstermiştir…

Enerji altyapıları, iletişim agları, savunma sanayisi üretim hatları, toplumsal dayanıklılık ve bilissel güvenlik, savaş ile barışın birlikte şekillendiği yeni alanlar hâline gelmiştir…

Bu dönüşüm, devletleri ve ittifaklari, güvenlik anlayışlarını yeniden düşünmeye; farklı unsurlar ile öncelikler doğrultusunda yeniden kurgulamaya zorlamaktadır…

NATO’da bahsi geçen durumdan muaf değildir…

Aksine söz konusu zorlama, NATO’nun tam merkezinde durmaktadir…

Soğuk Savaş’ın net tehdit algısına ve belirgin cephe hatlarına dayanan klasik ittifak modeli, kriz yonetimi ve alan dışı operasyonlar üzerine inşa edilen sonraki dönem ve bugün “NATO 3.0” kavrami etrafinda şekillenmekte olan yeni yaklaşım, ittifakin kesintisiz ancak hiçbir zaman sorunsuz olmayan bir dönüşüm içinde olduğunu göstermektedir…

Soğuk Savaş sonrası güvenlik optimizmiyle savunma yatırımlarını kısan Avrupa, külfet paylaşımı tartışmalarının geldiği boyutla yüzleşmektedir…

ABD’nin stratejik önceliklerini Asya-Pasifik odaklı şekilde revize etmesi, transatlantik güvenlik mimarisinde yeni bir sorumluluk dağılımını hem siyasi hem de yapısal açıdan zorunlu hâle getirmiştir..

Buna ek olarak müttefikler arasındaki coğrafi farklılıklar, tehdit algısı farklılıkları ve gündem ayrışması; NATO’nun uyum kapasitesini zorlamaya devam etmektedir…

Bu rapor; söz konusu dönüşümü, NATO’nun tarihsel evrimini ve bugünkü uyum sınamalarını analitik bir çerçeveye oturtmaktadir…

Raporun temel argümani şudur:

NATO 3.0’in başarısı, müttefiklerin stratejik özerklik arayışlarını doğru yönetildiginde kolektif caydırıcılığı ve dayanıklılığı güçlendiren bir unsur olarak kavrayıp kavrayamayacagina bağlıdır…

Bu noktada Türkiye hem tartışmanın merkezinde yer alan hem de yeni dönemin ihtiyaç duyduğu müttefik profilini büyük ölçüde somutlaştıran bir örnek olarak
öne çıkmaktadır…

Türkiye’nin NATO içindeki rolü, 1952’den bu yana güvenilir bir müttefik olmanın çok ötesine geçmiştir…

Türkiye; NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olması, NATO Kara Komutanlığına ev sahipliği yapması, Kürecik erken uyarı radarı, doğu ile güney kanatlarının ayni anda parçasi hâline gelen jeopolitik konumu, terörizm ve hibrit tehditlerle mücadelede biriktirdiği saha tecrübesinin yanı sıra hızla güçlenen savunma sanayisi kapasitesiyle NATO’nun kolektif caydırıcılığına ve dayanıklılığına bugün her zamankinden daha fazla stratejik katma değer sunmaktadır….

Öte yandan bu kapasitenin ittifakın toplam gücüne tam anlamıyla yansıtılabilmesi;
Ankara Zirvesi’nde savunma sanayisi iş birliğinin önündeki engellerden terörizmle mücadelede yaşanan müttefik tutarsızlığına, güney kanadının yeniden önceliklendirilmesinden topyekûn dayanıklılık anlayaşının kurumsallaştıtılmasına kadar uzanan yapısal meselelerin geniş yelpazede ve açık bir şekilde ele alınmasına bağlıdır…

Yazarın Diğer Yazıları