Emperyalizmi Tanımak
Mahmut Emin Birliktir
Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümâyûn (ana giriş kapısı) üzerinde yer alan “Yâ Vâliye Külli Mazlûmîn” ifadesi, “Ey (dünyadaki) tüm mazlumların sığınağı!” anlamına gelmektedir…
Bu kitabe, Osmanlı Devleti’nin adaleti, merhameti ve zulme uğrayan herkese kucak açan, sığınak olan “güvenli liman” olma misyonunu temsil etmektedir…
Batı sömürge imparatorluğu, kendi dışında insanlığı aşağılayan, kendini kutsayan bir düzen kurdu ve bu düzeni sürekli farklılaştırarak bugüne kadar taşıdı…
Batı bilimi, bunun bir çıktısı olan teknoloji ve ideolojik üstünlük sayesinde güçlü ordular kurduktan sonra, 300 yıldır Afrika, Uzak Doğu, Latin Amerika ve Osmanlı topraklarında fiilen vahşi işgallerin, soykırımların, yıkımların, köle ticaretinin ve insan onurunun köleleştirildiği çağlara tanık olduk…
Kolonyalizmin tarihini okurken Afrika’da ve Uzak Doğu’daki yıkımları görmezden gelerek sanki Portekiz, İspanya, İngiltere ve daha sonra devreye girecek olan Kıta Avrupası’nın ticari rekabetini ve rekabet serüvenini okuyormuş gibi okuyoruz…
Oysa Fransa’nın 200 yıl işgal altında tuttuğu Afrika ülkelerinde bugün su kuyusu dahi yok…
Anadolu’nun küçük bütçeli dernekleri milenyum çağında Afrika’da kuyu açıyor…
Sömürge imparatorluğu, köklerini, Eski Yunan’a dayandırmayı sever…
Bu konuda haklılık payları vardır. Bize şaşaalı felsefe etütleri ve filozoflarıyla tanıtılan Atina Şehir Devleti’nde, sitenin içindekiler ve dışındakiler olarak halk ikiye ayrılmıştır…
Sitenin içindeki erkekler her türlü seçme-seçilme, kent yönetimine katılma ve sanat icra etme hakkına sahipken, sitenin dışındakiler yarı köle, yarı insan, yarı hayvan olarak addediliyordu…
Eski Roma’da “Romalılar” ve “barbarlar” ayrımı olarak devam eden bu gelenek, Batı emperyalizminin ruhunu oluşturmuştur…
Hristiyanlık bu vahşi yaklaşıma herhangi bir hukuki ve ahlaki sınır koyamamıştır..,
Sadece sömürge ülkelerinde kilise, sömürgeyi meşrulaştıran ve köleliği sürdürülebilir hale gelmesine yardımcı olmuştur…
Sömürge imparatorluğu, kurmuş olduğu eğitim sistemini küreselleştirmiş ve alternatif bir eğitim sistemine fırsat vermemiştir…
Kolej sistemiyle başlayan kültürel hegemonya, Batı değerlerine tapan, onlar için yaşayan, başka bir alternatifi küfür sayan bir anlayışla nesiller yetiştirmiştir…
Her ne kadar İsrail soykırımı ve Epstein rezaletinden sonra Batıcı elitler bir suskunluk dönemi yaşamış olsalar da bırakın Batı bilimine inanmayı, kendi günlük yaşamını en ahlaksız zeminde yaşayan beşinci sınıf kültür-sanat taifesi dahi kendilerini modernliğin bir tarafı olarak savunmaktadır…
Bugün dünyanın öbür ucundaki ABD ve İslam dünyasının içine yerleşmiş bir ur gibi duran İsrail bir savaş yürütüyor…
Bu savaşın her iki cephesinde de ateş sadece Müslümanları yakıyor…
Milletleri ayakta tutan, onların maddi ve manevi zenginlikleridir…
Savaşın bir ucunda İran var; ABD 10 bin kilometreden gelip İran’ı bombalıyor..,
İran ise Körfez ülkelerindeki daha çok ABD hedeflerini ve bazı tesisleri hedef alıyor…
Türkiye “Yok olan kaynaklar bizim kaynaklarımız, bombalanan şehirler bizim şehirlerimiz, ölen insanlar bizim insanlarımız” cümlesini kurduğunda, İslam dünyası entelektüelleri arasında adeta bomba etkisi yapmıştı…
Bunun nedeni, küresel meseleler, savaşlar ve stratejiler arasında küresel emperyalizmin amaçlarını anlayan devlet olarak Türkiye dışında bu vizyonda savaş karşıtı bir söylem üretmemesinden kaynaklıdır…
Bu bölgede kim kime düşman olursa olsun, kim kiminle rekabet ederse etsin, insanlığın ortak düşmanı emperyalizmdir…
İster mezhepçi olun, ister Türk, Kürt, Arap ya da Acem olun; hangi milletten olursanız olun, iç düşmanlık sadece emperyalizmin gücüne güç katar ve sömürüyü derinleştirir…
İsrail, İran’a saldırarak iki cepheyi birden çökertmeyi amaçlamaktadır: İran ve Körfez’in tamamı. İsrail, bu konuda amacına ulaşmış gibi gözükmektedir…
Müslümanlar, iman alameti olarak emperyalizmi bilmek ve tanımak zorundadır…
Emperyalizmi anlamayan Müslüman, bir yüz yıl daha sömürülmeye devam eder..,
Eski Yunan’dan Roma’ya, kolonyalist dönemden bugüne Batı’da hiçbir şey değişmedi; değişen tek şey, Siyonistlerin yeni iki kavramını öğrenmiş olmamızdır: Goyim ve Amalek.
Mazlum milletler için bir çıkış reçetesine ihtiyaç var…
Tüm mazlumların hamisi ve bu çıkış yolunun önderi Türkiye olacaktır…
Ümit ediyorum ki yakın tarihte katil terör devleti İsrail’in saldırılarına, işgaline dayanamayacak olan Suriye ve Lübnan halkının kendi talebi üzerine Türkiye’ye ilhak olacağını hatta, Ürdün’ünde daha uzak ihtimal olmasına rağmen bunlara dahil olacağını düşünüyorum.
Levent’teki son terör saldırısının asıl maksadının da İsrail konsolosluğundan ziyade Türkiye’nin güvenli liman olma ve mezkur hedefini vurmayı amaçladığını gözden uzak tutmamak gerekir…
Menfur saldırıda yaralanan kahraman polislerimize Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum…