Mahmut Emin Birliktir

Güvendikleri Teknoloji Ve Sermayeleri Mezarları Olacaktır

Mahmut Emin Birliktir

Cenab-ı Allah, Kur’an’ı Kerim de Firavundan oldukça tafsilatlı bir şekilde bahseder…

Düşman bu kadar ayrıntılı anlatılıyorsa, onu yıkacak kodlar da oradadır diye düşünmek gerekir…

Yüce kitabımızın azılı bir zalimi bu denli detaylı anlatması asla tesadüf değildir…

Firavun, tarihte kalmış bir şahsiyet değil; kıyamete değin sürecek bir “zulüm nizamının” prototipidir…

Bugün o zihniyet, emperyalizm eliyle modern bir sömürü düzenine bürünmüş, karşımıza yeniden çıkmıştır…

Firavun’un en büyük dayanağı, halkı “istihfaf” ederek, yani onları küçümseyip iradelerini felç ederek yönetmesiydi…

Bugün emperyalist zihniyet, ileri teknoloji ve medya gücüyle kitleleri büyülemekte; insanlığın basiretini bağlayarak kendi zulmünü küresel bir mecburiyet gibi sunmaktadır…

Ayette belirtildiği üzere Firavun, halkını fırkalara ayırıp bir kısmını “istiz’af” ediyor, yani güçsüzleştiriyordu…

Bugün kurulan modern nizam da dünyayı imtiyazlılar ve mazlumlar olarak bölmekte; bu tefrika üzerinden kendi dünyevi saltanatını her gün tahkim etmektedir…

Emperyalizmin dünyevi başarısının ardında, Firavunî bir disiplin ve rasyonel bir kibir yatmaktadır…

Haman’ın kulesini andıran gözetleme kulelerini uydular ve dijital ağlarla göğe yükselttiler…

Her şeye hâkim olduklarını sanıyorlar; oysa bu, ilahi adalete kadar süren bir mühlettir…

Firavun, Nil nehrine bakıp “Bu mülk benim değil mi?” diyerek gücü kendine nispet etmişti…

Bugün de sahip olduğu askeri gücü mutlak zanneden İsrail, mülkün asıl sahibini unutmanın getirdiği bir gaflettedir…

Bu sahte emniyet hissi, aslında helakın başladığı o gizli noktadır…

İlahi kanun şudur: Firavun, bir çocuk büyümesin diye binlerce masumu katletti; ancak Allah, Hz. Musa’yı bizzat o sarayın içinde yetiştirdi…

Bugün de batılın en güçlü göründüğü merkezlerde, o zulmü yerle bir edecek imanlı nesiller sessizce ve derin bir inançla yetişiyor…

Firavun’u helak eden sadece su değil; “Rabbim benimledir, O yol gösterecektir” diyen o sarsılmaz imanın karşısındaki çaresizliğiydi…

Bugün Türkiye’nin güçlü bir orduya sahip olması ve her bakımdan yükselişi, modern dünyayı hayrete düşüren o sekinet ve tevekkül ile Firavunî hesapları tek tek altüst etmeye başlamıştır…

Beklenen son, bir basiret bağlanmasıyla vuku bulacaktır…

Firavun, denizin yarılmasını bir ihsan sanıp felaketine yürüdü…

Modern sistem de kibrinden dolayı hakikati göremeyecek; mutlak güvendiği o teknolojik “deniz” üzerine kapanınca kaçacak hiçbir sığınak dahi bulamayacaktır…

Firavun’un başarısı, maddi gücünden ziyade karşısındakilerin dağınıklığından besleniyordu…

Emperyalizmin, bugünkü stratejik üstünlüğü de Müslümanların içindeki tefrika ve dünyevileşme zaafından güç almaktadır…

Bu, hepimiz için dersler çıkarılması gereken çok acı ve somut bir teşhistir…

Kitabımız, Firavun’un “müfsid” (bozguncu) vasfına özellikle dikkat çeker…

Bugün de ekinleri ve nesilleri helak eden bu zihniyet, aslında kendi sonunu hazırlayan toplumsal bir çürümeyi ve ilahi gazabı bizzat kendi elleriyle, her geçen gün adım adım daha fazla tetiklemektedir…

Firavun’un çevresindeki menfaatçi takımı, yani çıkarcı aristokrasi, zulmün sürdürülebilirliğini sağlıyordu…

Bugün de küresel güçlerin uşaklarına olan kayıtsız desteği, Firavun’un danışmanlarının haktan yüz çevirmesiyle aynı mahiyettedir…

Menfaat birliği, helakın da ortaklığıdır…

Unutulmamalıdır ki; Firavun’un büyücüleri hakikati gördüklerinde tüm dünyevi imkanları ellerinin tersiyle itip secdeye kapandılar…

Modern dünyanın vicdanlı dimağları da bir gün bu zulme şahitlik edip sistemin dışına çıkacak ve o gün düzenin tüm beyni bir anda duracaktır…

Firavun’un sarayındaki sahte refah, mazlumların kanı ve gözyaşı üzerine inşa edilmişti…

Modern konforun altında yatan bu büyük adaletsizlik, ilahi terazide birikmekte ve kaçınılmaz bir sarsıntının enerjisini toplamaktadır…

Hiçbir saray, mazlumun feryadına karşı ebedi değildir…

Allah, Firavun’a defalarca mucize ve mühlet gönderdi fakat o her defasında daha da azgınlaştı…

Bugün yaşanan insani krizler ve uyarılar da bu sistem için tanınan son mühletlerdir; kibrin galip gelmesi, ilahi adaletin tecelli edeceği büyük hesabın iyice yaklaştığına işarettir…

Hz. Musa’nın (as) asası basit bir odun parçası değildi; o, batılın tüm sahte büyülerini yutan ilahi hakikatin tecellisiydi…

Bugünün asası; Türk Milletinin önderliğinde, bilgi, şuur, birlik ve sarsılmaz bir imanla kuşanmış toplumsal iradedir…

Bu şuur kuşanıldı mı, teknolojik sihirlerin hiçbir hükmü kalmaz…

Firavun, ordusunun çokluğu ve silahlarının kudretiyle övünüyordu…

Oysa nicelik, ilahi yardımın karşısında her zaman hükümsüzdür…

Tarih boyunca nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmiştir; bu ilahi yasa bugün de geçerliliğini korumaktadır…

Emperyalist aklın “ yeni dünya düzeni” iddiası, Firavun’un “ilahlık” taslamasıyla aynı kökten beslenen bir sapmadır…

Kendini imtiyazlı gören her yapı, yaratılıştaki eşitlik yasasına çarparak dağılmaya mahkumdur…

Hiçbir ırk, beşeri sistem ve felsefe ilahi adaletin üzerinde bir yere sahip değildir…

Firavun’un helakı anidir, fakat hazırlığı uzun bir sürece yayılmıştır…

Bugün savunmasız insanlara yapılan zulüm artık doruk noktasıdır; doruk noktası, aslında inişin başladığı yerdir…

Düşüş başladığında hiçbir teknolojik zırh veya savunma sistemi bu hızı yavaşlatmaya asla güç yetiremeyecektir…

Firavun’u yıkan “deniz”, aslında onun hayat damarı olan Nil nehrinin bir uzantısıydı…

Modern sistemi yıkacak olan da kendi hayat damarı olan küresel teknoloji ve ekonomik ağların, adaletsizliğin ağırlığı altında bir anda aleyhine dönmesidir…

Bunu aleyhine döndürecek olan ise Türk Milletidir…

Firavun zihniyetinin güvendiği nehir, mezarı olacaktır…

Yazarın Diğer Yazıları