M.Emin BİRLİKTİR
“Gen havuzum, irfan ocağım, kadim yurdum, Anadolu’m”
Saye
***
Babası Saraybosna, annesi ise Belgrad doğumlu olan Ankara'nın 17 yıllık valisi, belediye başkanı ve aynı zamanda CHP İl Başkanı Nevzat Tandoğan;
3 Mayıs 1944 yılında tutuklanıp huzuruna çıkarılan Osman Yüksel Serdengeçti’ye “Ulan öküz Anadolulu sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var. Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek” demişti…
Tanık olarak çağrıldığı mahkemede sanık durumuna düşen Nevzat Tandoğan, aniden bunalıma girip 9 Temmuz 1946 gecesi kafasına bir kurşun sıkarak intihar etmiş layığını bulmuştur, dersek haklı mıyız?
İBNİ BATTUTA’NIN GÖZÜNDE ANADOLU
Faslı seyyah ibni Battuta, (1304-1369) Rıhletü İbn Battûta (seyahatname) isimli eserinde Anadolu ve Türklerle ilgili çarpıcı hadiselere şahit olmuş ve bunları detaylı bir şeklinde anlatmıştır.
Lazkiye’de Martolomin adında Cenevizlinin gemisine binerek Anadolu’ya gelen Battuta, Anadolu’da pek çok yeri görme imkanı bulmuş ve bu dönem Anadolu’su hakkında çok değerli bilgiler bırakmıştır. Dönemin siyasi teşekkülleri, yaşam tarzı, dini ve sosyal kurumları, şehir hayatı vs. hakkında verdiği bilgiler, tarihçilerin olduğu kadar diğer bilim erbabının da dikkatini üzerine çeker. Fakat biz burada, Battuta’nın dönemin önemli bir olgusu olan Ahiler hakkındaki izlenimlerini ortaya koymaya çalışacağız. Nitekim seyyahımız, gittiği her yerde Ahi gruplarına rastlamış, onların üstün şecaatlerine şahit olmuştur.
İbn-i Battuta, Bilad-ı Rum (Rum Memleketi) diye tesmiye ettiği bu toprakların, bir zamanlar Rumların ve Yunanlıların elinde olduğunu ve daha sonra Müslümanların bu toprakları adım adım fethettiklerini söyler (s.202). Anadolu’yu dünyanın en güzel toprakları olarak niteleyen Battuta, devamla “Cenab-ı Hak, dünyanın öteki ülkelerinde ayrı ayrı ihsan ettiği güzellikleri burada topyekün bir araya getirmiştir. Ahalisi güzel yüzlü ve temiz giyinişlidir. Yemekleri ise çok nefistir. Burada yaşayanlar Allah’ın en şefkatli kulları olup, onlar için ‘Bolluk ve bereket Şam’da, şefkat ise Bilad-ı Rum’dadır.’ denilmiştir. Bu ülkede bir zaviye ya da eve indiğimizde, komşularımız, kadın olsun erkek olsun derhal durumumuzu soruştururlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar. Ayrılacağımız sırada sanki akrabaymışız gibi bizimle vedalaşırlar ve bu ayrılıktan duydukları üzüntüyü gözyaşları ile ifade ederlerdi.” diyerek, dönemin Anadolu insanının kişilik yapıları ve yaşam tarzı hakkında önemli bilgiler vermiştir.
Battuta, Anadolu halkının hepsinin İmam Ebu Hanife mezhebinden ve ehl-i sünnet olduğunu, aralarında Kadiri, Rafizi, Mutezili, Harici ve ehl-i bid’at olmadığını belirtir.
İbn-i Battuta, Anadolu gezisinin her safhasında Ahilere rastlamış ve onlardan övgüyle bahsetmiştir. Gölhisar’da gittiği Ahi zaviyesinde de aynı konukseverliğin gösterildiğini belirten (s.207) Battuta, buradan Ladik (Denizli)’e geçmiş ve burada Ahi gruplarının misafirlerini karşılamak amacıyla birbirleriyle nasıl kavgaya tutuştuklarına bizzat kendisi şahit olmuştur.
“Beldeye geldiğimiz saatlerde, biz çarşıdan geçerken bazı kimseler dükkânlarından çıkıp hayvanlarımızın dizginlerine yapıştılar. Bir başka gurup ise bunlara engel olmaya kalkıştı ve bu yüzden aralarında kavga çıktı. Hatta bazıları birbirlerine bıçak çekmeye bile kalkıştı. Ne söylediklerini anlayamadığımız için müthiş bir korkuya kapılarak, bölgede yol kesicilik yapan Germiyanlılarla karşılaştığımızı, bu şehrin onlara ait olduğunu ve mallarımızı elimizden almaya çalıştıklarını sandık.”
“Ortalıkta tam bir kargaşa yaşanıyordu. Tam bu sırada Cenab-ı Hak bizi Arapça bilen bir hacıya rast getirdi. Ondan, bu kişilerin bizden ne istediklerini sordum. ‘Korkmayın’ dedi. ‘Bunlar Ahilerdir. Sizi ilk karşılayanlar Ahi Sinan’ın, diğerleri ise Ahi Duman’ın yoldaşlarıdır. Her iki grup da kendi zaviyelerine inmenizi istiyorlar.’”
Battuta, misafirlerini ağırlamak için gerekirse kavga eden hatta birbirlerine bıçak çeker duruma gelen Ahilerin bu yüksek misafirperverliği karşısında hayretler içerisinde kalmış ve tedirgin olmuş, ancak neyse ki mesele kur’a çekilerek halledilmiştir (s.208).
***
1877-1878 Osmanlı Rus harbi ardından 1911 Trablusgarp 1912-13 Balkan harbi 1915 Birinci Dünya Savaşı ve nihayetinde 1919 -1922 İstiklal Harbine kadar, Yemen’den Galiçya’ya, Kafkaslardan Çanakkale’ye neredeyse köylerde erkek kalmayacak şekilde 7 cephede savaşan Anadolu insanı Cumhuriyet kurulduktan sonra bu murdar zihniyetin tahakküm, tahkir ve tezyifine maruz kalmıştır…
Bugün yine devletine değerlerine sahip çıkma iradesi en yüksek kesim yine Anadolu insanı ve irfanıdır.
TÜİK, bazı araştırma şirketleri ve emniyetin verilerine göre; vergisini zamanında yatıran elektrik kayıp kaçak, asayiş ve suç işleme oranının en düşük olduğu, doğu ve güneydoğuda verilen şehit sayısının en yüksek olduğu kesim yine orta Anadolu’dur….
Şimdi birileri çıkmış Anadolu’nun gözbebeği Yozgat’ta toplama kalabalığın içine girip kasket takıp traktöre binerek sözde çiftçilere sahip çıktığını iddia eden zihniyete en hafif tabirle ancak “biz sizin cemaziyel evvelinizi biliriz, öküz musmul sizin zihniyetiniz ise murdardır” denilebilir…