AYŞENUR EROĞLU ERİK
Tabii ürünlerin değerinin gün geçtikçe artması, tıbbi ve aromatik bitkilerin öneminin ve tedavilerde kullanımının da aynı oranda arttığını göstermektedir. Artan nüfus ile birlikte sağlık harcamalarının artması ve kimyasal katkıların bulunduğu sentetik ürünlerin insan sağlığı için zararlarının görülmesi tabii ürünlere olan talebi artırmaktadır.
Tıbbi ve aromatik bitkiler başta ilaç sanayi olmak üzere kozmetik (şampuan, sabun, parfüm, ağız bakım ürünleri, vb.), temizlik materyalleri ve gıda (sakız, şeker, çay) gibi sanayi kollarının ana bileşenini oluşturmaktadır.
Tıbbi bitkiler; modern ilaçlar, geleneksel ilaçlar, nutrasötikler, gıda katkıları, sentetik ilaçların kimyasal birimleri ve farmakolojik ara ürünlerin zengin biyolojik kaynaklarıdır.
Dünya Sağlık Teşkilatının tarifine göre; hastalıklardan korunmak veya tedavi gayesiyle , bitkisel drogları veya karışımlarını, olduğu gibi veya bitkisel karışımlar halinde, etkili kısım olarak taşıyan bitmiş, etiketlenmiş ürünler veya müstahzarlar “Bitkisel İlaç” olarak adlandırılmaktadır.
Bitkiler kozmetik, gıda, gıda ve ilaç endüstrisinde kullanılan, antioksidan ve antimikrobiyal etkiye sahip olan birçok biyoaktif bileşen (flavonoid, polifenol, tanen, pigment, enzim, mineral vb.) içermektedir. Bitkilerin tıp açısından önemi bu biyoaktif bileşenlerin ilaca dönüşebilme özelliğine bağlıdır. Dünyada insan sağlığının korunması veya tedavi maksadıyla reçete edilen ilaçların yaklaşık % 25'i bitkilerden elde edilmektedir.
Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) verilerine göre gerekli olan ve temel kabul edilen 252 ilaçtan % 11'i bitkisel kökenlidir (Veeresham, 2012).
Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) verilerine göre Dünyada yaklaşık 21.000 bitki türü tıbbi maksatlarla kullanılmaktadır. Günümüzde tıbbi bitkiler piyasasının yıllık 100 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Almanya (Hamburg), ABD (New York) ve Hong Kong, dünyada bitkisel droglar için başlıca ticaret merkezleridir.
Ülkemizde bulunan zengin floramıza rağmen diğer ülkelere göre tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanılması konusunda daha zayıf kalındığı görülmekte olup, bu bağlamda daha fazla çalışma yapılması gerektiği görülmektedir. Türkiye’nin en önemli doğal varlıklarından biri bitki çeşitliliği ve zenginliğidir. Yaklaşık üçte biri endemik yani ülkemize özgü olan, bu bitkiler tüm Avrupa Kıtası’nda yaşayan bitki türü sayısına hemen hemen eşittir.
Ülkemizin coğrafi konumu, iklim ve bitki çeşitliliği, tarımsal potansiyeli, geniş yüzölçümü gibi özellikleri sayesinde tıbbi ve aromatik bitkiler alanında büyük bir çalışma potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Bu potansiyelin Ar-Ge çalışmalarının ışığında sağlık, gıda, kozmetik başta olmak üzere pek çok katma değeri yüksek sektöre kazandırabileceği düşünülmektedir.
Günümüzde bütün dünyada antibiyotiğin bilinçsizce tüketilmesine bağlı olarak insan vücudundaki bakteriler antibiyotiklere karşı bağışıklık geliştiği görülmektedir. Bu yüzden mevcut bakterilerin yok edilebilmesi için daha fazla ve daha yüksek dozajlarda ilaçlar üretilmektedir. Tekrar edilen ilaç çeşitlerine karşı direnç gösteren bakteriler bağışıklık sistemini zayıflatmakta olup, bunun sonucunda da kanser, AIDS, enfeksiyon hastalıklarında tedavi zorlaşmaktadır. Özellikle tıbbi ve aromatik bitkilerden yeni “antimikrobiyal kemoterapotik” maddeler sentezlenebileceği, tabiatta bulunan zengin bitki çeşitliliği sayesinde tıp alanında bu bitkilerin kullanılmasına yönelinmektedir.
Fitoterapi terimi en temel haliyle ‘’bitkilerle yapılan tedavi’’ şeklinde tanımlanmaktadır. Tarih boyunca doğrudan bitki kısımlarını kullanmak sureti ile yararlanılan tedavi yöntemleri günümüz tıp uygulamaları ile ele alınarak ‘’Çağdaş Fitoterapi’’ kavramı ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliğinde (AB) kabul gören haliyle fitoterapi; ‘’hastalıklardan korunmak veya tedaviyi desteklemek gayesi ile tıbbi bitkilerden ve onların etkin maddelerini taşıyan kısımlarından elde edilmiş doğal ürünlerden hareketle standarize edilmiş farmasötik formlar (tablet, kapsül, tentür vb.) kullanmak’’ olarak tanımlanmıştır. Bitkisel ürün pazarındaki ürünler; ham droglar, çaylar, farmasötik (ilaç) formüllü ürünler olmak üzere üç gruba ayrılmaktadır. Bu ürün grupları arasında en büyük paya farmasötik formüllü ürünler sahiptir. Bu gruptaki ürünlerde kendi arasında, bitkisel droglar, bitkisel ilaçlar, fitofarmasötikler (üzerlerinde çok sayıda klinik çalışma yapılmış olan ilaçlar) ve fitoterapötikler (geleneksel tıbba dayalı olarak izin verilen ürünler) olmak üzere farklı ürün gruplarına ayrılmaktadır.
Doğadan bitki toplanması ucuz olduğu için tercih edilmektedir. Ancak etkili madde miktarı ve bileşenleri çeşitli sebeplerle farklı olduğu için toplanan ürünlerde yüksek kaliteyi sağlamak mümkün olmamaktadır. Ayrıca toplama sonrası yapılan işlemlerde (işleme, tasnif, temizleme, nakliye) zayiat yüksek olmaktadır. Bu yüzden tıbbi bitkilerin tarımının yapılmasıyla sürekli, kaliteli ve istenen miktarda ürün sağlanması garanti altına alınabilir. Bunlara bağlı olarak bu ürünlerin kurutulması, depolanması ve işlenmesi gibi konulara da çözüm getirilmesi gerekmektedir.
Bu da birlik veya kooperatiflerin kurulması ile çözümlenebilir. Tıbbi bitkilerin kültürünün yapılmasının faydaları
1.Toplama yüzünden tabiatta azalan bitkilerden yararlanılamaz, bunun için kültürünün yapılması gerekir.
2.Yetiştiricilik flora da az bulunanlar için daha avantajlıdır.
3.Birim alandan daha fazla ürün elde edilir.
4.Değiştirme ve karıştırma işlemi minimum düzeyde olur.
5. Kültürü yapılan türlerde kalite kontrolü daha kolaydır.
6.Kültürü yapılan bitkilerde ıslah ile yeni çeşitler geliştirilebilir7.Nadir ve nesli tehlike altında
olan bitkilerin kaybolması önlenir.
8.Kültürü yapılanlarda yıkama temizleme vs işlemleri daha kolay olur.
9.İklim şartlarına uygun bitkiler seçilebilir.
10.Eğer istenirse sertifikasyonu içeren gerçek taleplere göre büyük miktarlarda standart ve tekrarlanabilir kalitenin tarım ile denetlenebilmesi mümkündür.
Tıbbi ve aromatik bitkilerin tarımında diğer bitkilerde olduğu gibi “İyi Tarım Uygulamaları’nın dikkate alınması gerekir. Bunlar; toprak, bitkisel materyal, ekim/dikim, hastalık, zararlı ve yabancı ot kontrolü (biyolojik kontrol tavsiye edilir), gübreleme, mekanizasyon, sulama, alet ve ekipmanlarda herhangi bir bulaşma ihtimali için hijyen koşullarına uyulması, personel, ürünün hasadı, kalitesi, kurutulması, paketlenmesi ve pazarlanması aşamalarında uygulanacak kuralların; bitkilerin özellikleri dikkate alınarak en yüksek verimde ve kaliteli, standartlara uygun etken madde içeren, insan sağlığına zararlı herhangi bir bulaşma ve kirlenmeye sebep olmayacak şekilde seçilmesi ve uygulanması gerekir. İlgili bakanlıklar tarafından kontrolleri sağlanmalıdır.
Tıbbi bitki ihracatı yapan 110 ülke arasında Türkiye 18. sırada bulunmaktadır. Türkiye, Doğu ve Güney Doğu Avrupa ülkeleri arasında ise ihracatta 5. sırada iken, ithalatta 8. sırada yer almıştır Ülkemizin dünya pazarlarında söz sahibi olabilmesi için dış ticarette rekabet üstünlüğü ile ülkemizin imajı ve sürdürülebilir ihracat açısından standartlara ve pazar isteklerine uygun, yeterli üretim ölçeğinde kaliteli ürün ve mamul üretiminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Dünya pazarları ve ilaç sanayii etken madde miktarı ve kalitesi yüksek ve bu yönleriyle “standart” ürün talep etmektedir. Günümüzde yeterli miktarda standart ve kaliteli ürün temini doğal bitkilerin toplanmasıyla mümkün olamamakta, bu bitkilerin düzenli olarak kültürü, seleksiyon ve ıslah çalışmalarıyla istenilen niteliklere ulaştırılması gerekmektedir. Kültürel denemelerle türlerin sekonder madde içeriği, genetiği ve kalıtımı ile ilgili araştırmalar birlikte yürütülmeli, bitkiler öncelikle doğal olarak yetiştiği ekolojik çevrelerde kültüre alınmalıdır. Böylece; birim alandan yüksek verim alınacak, saf, temiz, standartlara uygun dolayısıyla getirisi yüksek droglar elde edilecektir.
Son yıllarda aktarların sayılarının çok fazla artması, halkın doğal ilaç ve gıdalara gösterdiği yönelişten kaynaklanmaktadır. Bu yüzden aktarlık gün geçtikçe önemi artan bir meslek haline gelmesine rağmen herhangi bir eğitim almamış kişiler de aktarlık yapabilmektedirler.
Bu durumun istismar edilmemesi için gerekli olan eğitimlere ve denetimlere daha çok önem verilmeli halkın farkındalığı artırılmalıdır. Konu ile ilgili araştırmaların ve tıbbi bitki yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi zorunludur. Kültürel mirasımızın önemli parçalarından olan 47 aktarların, halka tıbbi bitkileri gıda katkısı ve tedavi maksatlı olarak sunmadaki yerlerinin tartışılmaz olduğu gözlenmiştir. Ayrıca halka sunulan bu hizmetin karşılıklı bilgi eksikliği dolayısıyla özlendiği kalitede ve layık olduğu yerde olmadığı bir kez daha gözlenmiştir.