Muharrem Günay

Hz Peygamberimizin Namazı (I) – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

20 Mayıs 2010 Perşembe 03:00:00
  Hz. Peygamber (sav) bütün namazlarını huşû ve huzur içerisinde korku ve ümit içerisinde kılardı. Nitekim Mutarrıf (ra) babasından şöyle nakletmiştir: “Hz. Peygamber (sav)’i namaz kılarken gördüm, göğsünden değirmen sesi gibi inilti çıkıyordu.” Başka bir rivayette ise; “Göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi ses çıkıyordu.” (Ebû Davud)
Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerinde, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)
Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul et-meye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, soruları cevaplandırırdı. İnsanlarla sohbet etmesi, onların dertlerini dinlemesi genellikle, kuşluk vaktinin girmesine kadar sürerdi. Kuşluk vakti gelince Hz. Peygamber (sav) bazen dört, bazen de sekiz rekat olmak üzere Duha (Kuşluk) namazı kıllardı.
Peygamberimiz, her işini tam bir düzen içinde yapardı. İbadet zamanları, dinlenmek için ayırdığı saatler belli idi. Vakitlerini boş geçirmez, her dakikasını faydalı bir işle değerlendirirdi.
Peygamberimiz, Allah’ın en sevgili kulu olduğu halde Allah’tan çok korkar, kıyamet gününden endişe ederdi.
O, her an Allah’ı anar, ibadetten çok büyük haz duyardı. Geceleri kıldığı namazlarda uzun süre ayakta durmaktan ayakları bile şişerdi. Eşi Hz. Aişe O’nun bu durumunu görünce:
– Ey Allah’ın Resûlü! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde kendine niçin bu kadar zahmet ediyorsun? Deyince, Peygamberimiz O’na şu cevabı vermiştir:
—Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?»
Ashab-ı Kiram’ın Namazı
Fudayl bin İyâz (r.a.) şöyle anlatıyor:
“Ashab-ı Kiram sabaha girdikleri zaman saçları dağınık, renkleri sararmış şekilde bulunurlardı. Geceyi secde edici, rükû edici olarak geçirirlerdi. Bazen uzun müddet kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Aziz ve celil olan Allah’ı andıkları zaman, rüzgarlı bir günde ağaç sallanır gibi sallanırlar; gözlerinden, elbiselerini ıslatıncaya ve yerde abdest suyu ölçüsünde eser bırakıncaya kadar yaş boşanırdı. Sabah olunca yüzlerine yağ sü-rerler, gözlerine sürme çekerler; halk içine sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş çıkarlardı.”
Sahabe-i Kiram, namaza durdukları zaman kendilerini Allah korkusu ve azameti kaplardı.
Hazreti Hasan’ın abdest alırken rengi değişirdi. Biri: “Niye böyle oluyorsun?” diye sorunca Hz. Hasan:
“- Azametli, mutlak kudret sahibi, her istediğini derhal yapan bir sultanın huzuruna di-kilme zamanı gelmiştir” demiştir.
HZ. Ali (r.a.)’nin Namazı
Bir keresinde Hz. Ali’nin baldırına ok saplanmıştı. Çok acı veriyordu. Çıkarmak için çok uğraşılmış fakat çıkarılamamıştı. Hz. Ali’nin namaza durması ve okun namaz kılarken çıkarılmasına karar verildi. Nafile namaz kılmaya başlayan Hz. Ali secdeye varınca, oku kuvvetlice çekip çıkardılar. Namazı bitince Hz. Ali etrafına dikkatlice bakarak, oku çıkardınız mı? Diye sordu. Oradakiler; Çoktan çıkardık dediler.
Hz. Ebu Bekir, namazı huşû ve kalp huzuru ile kılardı. Öyle ki namazda cansız bir direk gibi dururdu.
Mücahid, Hazreti Ebû Bekir ve Abdullah bin Zübeyr’in namaz kılışlarını şöyle anlatır:
“Onlar namaz kılarken sanki bir direk gibi cansız dururlardı.”
Misver b. Mahreme diyor ki:
Ömer bin Hattab hançerlendikten sonra yanına geldim. Oradakilere:
“Durumu nasıl” dedim.
“Gördüğün gibi” dediler.
“Namazı hatırlatarak onu uyandırın namazdan daha önemli dahi olsa, başka bir şeyi hatırlatarak O’nu uyandıramazsınız” dedim.
“Ey müminlerin emiri ! Namaz vakti geldi” dediler.
Hâ ! Pekiyi kalkayım” dedi. Yarasından kan aka aka namazını kıldı. (Taberani, Hayatü’s sahabe) Hz. Osman, bir suikast sonucu hançerle yaralandıktan sonra, sürekli kan kaybetmeye başladı. Komaya girdi. Bu durumda dahi namaz vakti geldiği söylenince, kendine gelmiş, namazını kılmış ve namazdan sonra şöyle demiştir:
“Namazı terk edenin İslâm’da yeri yoktur.”
Hz. Ali’nin namaz vakti gelince, vücudu titremeye başlar ve yüzü sararırdı. Sebebini soranlara şöyle derdi:
“Yerle göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emâneti yerine getirme zamanı gelmiştir. (Devamı yarın)

Yazarın Diğer Yazıları