Onu kusursuz olarak yerine getirebilecek miyim, yapamayacak mıyım bilemiyorum.”
Sâbit (r.a) diyor ki:
“Zübeyr oğlu Abdullah namaz kılarken, sanki ayakta dikili bir ağaç gibi dururdu. Kendini namaza öyle verirdi.”
Başka birisi şöyle diyor:
“İbn-i Zübeyr secdeyi öyle uzun ve hareketsiz yapardı ki, kuşlar gelir, omzuna konardı. Bazen de öyle rükû ederdi ki, bütün gece rükû ile geçerdi. Bazen de secdeyi uzatır, bütün geceyi secde ile geçirirdi
— Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Birinin namaza başladığı vakit uzuvlarını kımıldatmasın. Namazın içerisinde Yahudilerin sağa sola meyil ettiği gibi yapmasın. Zira namaz içinde uzuvları teskin etmek, namazı tamamlayan sebeplerdendir.” (Ebu Bekir. İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/714)
—Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Başı kapalı olarak kılınan iki rekâtlı namaz, başı açık kılınan yetmiş rekâtlı namazdan daha hayırlıdır.” Cabır. İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/724 (Kadınlar başı açık namaz kılamazlar.) (Son)
İSLAM’DA İHLAS-SALİH
AMEL VE RİYA (I)
İbadetin dince en makbulü ve güzeli cehennem korkusu ve cennet ümidi ile yapılan ibadet olmayıp, sırf Allah rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak amacıyla yapılan ibadettir. Bu tür ibadetlere dinimizde “SALİH AMEL“ denilmektedir.
Bir Müslüman Allah’ın gazabına uğramamak ve cehennem azabından kurtulmak için yaratıcısına ibadet eder. Bu amaçla ibadet etmek câizdir. Genellikle halk, bu maksatla ibadet eder. Cennete girmek ve oradaki nimetlerden yararlanmak için Allah’a ibadet ise evvelkine göre bir derece daha üstündür. Fakat sırf Allah’ın emrine uymak ve rızâsını kazanmak için Allah’a ibadet etmek daha üstün bir mertebedir. Bu ibadet sevgi temeline dayanır. Sevenin sevgilisine itaat etmesi türünden bir boyun eğme ve emredileni gönül hoşluğu ile yerine getirme halidir. Peygamberlerin, sağ iken cennetle müjdelenen on sahâbenin, velîlerin ve âriflerin ibadetleri böyledir. Râbia el-Adeviyye’nin dediği gibi onlar cehennem ve cennet olmasa da Allah’a ibadet eder, ona itaati canlarına minnet bilirler. Nitekim bu konudaki hadislerden birinde, “Suhayb, Allah’ın ne hoş bir kuludur ki ondan korkusu olmasa bile günah işlemez”, diğerinde, “Ebû Huzeyfe’nin âzatlası Sâlim, Allah’a âşık olduğundan O’ndan korkmasa bile günah işlemez” (Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, II, 323) buyurulmuştur
Salih amelde esas sevgi
unsurunun ağır basmasıdır.
Dinde asıl hedef bir Müslümanın gönüllü olarak ve seve seve Allah’a ibadet etmesini sağlamaktır. Bu mertebede ibadet insana zor gelmez, tersine ona haz ve huzur verir. İbadet halinde olmaması ise onu rahatsız eder. Hz. Peygamber zamanında var olan bu anlayış ondan sonra gelişerek devam etmiştir. Bu hareketin en önemli temsilcisi hicrî II. (VIII.) asrın ikinci yarısında yetişmiş olan ünlü sûfî Râbia el-Adeviyye’dir (ö. 185/801). Bu tarihten sonra bu anlayışın yaygınlaşarak ve gelişerek devam etmiş tasavvufun İslâmî bir hareket olarak doğmasına neden olmuştur. Tasavvufta Allah sevgisinin ne kadar önemli olduğunu göstermek için sûfîlerin üzerinde özenle durdukları ve önemle açıkladıkları şu hadîs-i şerife bakmak yeterlidir. Kutsî hadiste şöyle buyurulmuştur: “Kulum farz ibadetlerle yaklaştığı kadar başka hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Nâfile ibadetlerle de bana yaklaşır. O kadar çok yaklaşır ki ben onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Artık o benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür. Böyle bir kul bana sığınırsa onu korurum, benden bir şey isterse dileğini yerine getiririm” (Buhârî, “Rikak”, 38).
Tasavvuf kulun Allah’a yaklaşması ve O’nunla böyle bir mânevî ilişki kurmasıdır. Allah kuluna şah damarından daha yakındır (Kaf 50/16). Allah’ın bir ismi “el-karîb”dir. Yani o her zaman herkese yakındır. Fakat sevdiği kullarına özel bir anlamda yakındır. Allah’ın yakınlığını kazanan insanlara mukarreb denir (el-Vâkıa 56/88-89). Allah mukarreb kullarına ve sırf Allah rızasını ve Allah sevgisini gözeterek ibadet eden Salih kullarına çok daha yakındır. Bu yakınlık Kaf suresi 16. ayetin ifadesiyle “şah damarından daha yakın” şekildedir.
Salih amel kavramı Kur’an’da bir çok ayette yer alan önemli bir kavramdır. Salih ameli anlayabilmek için iki kelimenin de anlamlarını ayrı ayrı bilmek gerekir. Salih kelimesinin kökü: “ Salah ve sulh “tan gelir. Karşıtı ise; fesat-bozgunculuk, fitne ve fücurdur. (Devamı yarın)