7.İMAN ŞÜPHE, BASKI VE TEHDİT
ALTINDA OLMAYACAK (17)
Bir imanın iman olabilmesi için şüphe ile karışık olmaması gerekir. İnanılması gereken şeylerin herhangi birisinde şüpheye düşen iman etmemiş sayılır.
İslam, barışa girmek, yüce yaratan ve yarattıkları ile barış içerisinde olmak manalarının yanında “teslim olmak” manasına gelir. Müslüman her türlü şüpheden uzak bir şekilde kayıtsız şartsız Allah’a teslim olan insan demektir.
“İnnemel mû’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi), ulâike humuS Sâdikûn(Sâdikûne).” (Hucurat/15)
“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” (Diyanet İşleri ) (Hucurat 49/15)
Aynı zamanda gerçek iman Allah yolunda mal ve canla fedakârlık yapmayı gerektirir. Ayetin sonunda Allah yolunda malları ve canları ile fedakarlık yaparak mücadele edenler için “Sadık olanlar işte onlardır” denilmektedir.
Bende Şüphenin Zerresi Yok
Fahreddîn-i Râzî Herat ve civarında bozuk inançları yaymakla meşgul olanlarla mücâdele ediyor, Müslümanlar’ı bunların tehlikelerine karşı korumaya çalışıyordu. Üç yüz kadar atlı talebe ve âlim ile Herat’a geldiğinde; hem devlet, hem din büyükleri akın akın ziyaretine gelmiş, alâka göstermişlerdi. Ama birileri vardı ki; ne geliyor, ne de gelme arzusu taşıyordu. Acaba Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin muhaliflerinden miydi?
Halktan bir zengin, bir gün Fahreddîn-i Râzî hazretlerini bahçesinde yemeğe dâvet etti. Maksadı; ziyaretine gelmeyen zâtı da orada bulundurup, görüşmelerini ve bir yanlış anlamanın meydana gelmemesini temin etmekti.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri, yemekte karşılaştığı ziyaretine gelmeyen zâta,
-Niçin bizi ziyarete gelmediniz? Diye sordu. Şöyle cevap verdi o zât:
-Ben fakirin biriyim. Ne ziyaretinize gelişim size bir şeref kazandırır, ne de gelmeyişim size bir şey kaybettirir. Siz mühim kimselerle meşgul olun.
Bu cevap Fahreddîn-i Râzî hazretlerini düşündürdü. Bu defa büsbütün meraklanarak ısrarla soruları peşi peşine sıraladı:
— Bu cevap , sıradan birinin sözüne benzemiyor. Kalbi-gönlü uyanık birinin cevabıdır. Şimdi daha çok meraklandım. Söyleyin lütfen niçin gelmiyorsunuz? Bize vermek istediğiniz bir mesajınız olmalı.
— Sen, ‘Müslümanlar’ın benim ziyâretime gelmeleri vâciptir’ diyormuşsun. Neden senin ziyâretine gelmek vâcip olsun?
— Ben ilim ehli biriyim. Benim ziyaretime gelenler aslında benim değil, ilmin ziyaretine gelmiş olurlar. Mücadelemde bana yardımcı olmuş, beni desteklemiş sayılırlar.
— Öyle ise anlat bakalım… İlmin hedefi Allah’ı bilmek olduğuna göre, nasıl biliyorsun Hazret-i Mevlâ’yı?
— Yüz delil ve burhan ile biliyorum Allah Teâlâ’yı…
— Peki, öyleyse, söyler misin; burhan ve delil, şüpheleri gidermek için değil midir? Demek sende bu kadar şüphe varmış ki her birine delil aramış; ancak bu delillerle şüpheni gidermişsin. Hâlbuki Allahü zû’l-Celâl bana, öyle bir îman verdi ki; şüphenin zerresi bile kalbimde yoktur. Olmayan şeyi gidermek için ne diye delil ve burhan arayayım?
Bu cevaptan sonra bir suskunluk başlar. Neden sonra yerinden kalkan büyük müfessir Fahreddîn-i Râzî hazretleri,
— Uzat elini de öpeyim. Sen sıradan biri değil, bir îman ve ihlâs numûnesi mâneviyât sultânısın. Kim isen söyle de beni daha fazla merakta bırakma.
Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin kulağına eğilen birinin, fısıltı hâlinde söyledikleri şundan ibârettir:
– Konuştuğun zât, Necmüddîn-i Kübrâ hazretleridir.
Fahreddîn-i Râzî hazretleri hemen diz çöküp rica eder:
— Lütfen beni de kabul buyurun talebeleriniz arasına da, ben de iştirak edeyim sohbetlerinize…
8.İman Baskı ve Tehdit Altında Gerçekleşmemelidir
Lâ ikrâhe fiddîn…(Dinde zorlama yoktur.) [Bekara 256]
“Dinde zorlama yoktur” (Bakara2/256)
“İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).” İnsan 76/ 3)
“Doğrusu biz ona, gerçek yolu gösterdik; ister şükreden (mümin) olsun, ister nankörlük eden (kâfir)” (İnsan 76/ 3) (Ali fikri Yavuz)
Bir insana bir dini seçmesi ve o dine girmesi için baskı yapılamaz. İman asla tehdit ve baskının konusu değil, irade ve isteğin konusudur. İman konusunda dinde zorlama yoktur.
Dinin özünde zorlama yoktur. Çünkü zorlama dinin ruhuna zıttır. İslâm irade ve ihtiyarı esas alan bir dindir. İkrah/zorlama ile yapılan bütün ameller ister inanç boyutunda isterse iman boyutunda olsun geçerli değildir. Çünkü zorlama ile yapılan işleri “Ameller niyetlere göredir” ilkesine ters düşer. Dolayısıyla baskı ve tehdit altında iman gerçekleşen iman iman değildir.