KUR’AN-I KERİM VE
KUR’AN’I KERİM’İ ANLAMAK (1)
Kur’an “Karae” kökünden gelen bir kelimedir. “Okunak-okunan” anlamındadır. Kur’an ayrıca Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap isimleriyle bilinir.
İslam dininin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ; Hz Muhammed (s.a.s)’ e her şeyi açıklamak üzere indirilen (Nahl : 16/89) , en ilkel insandan en yüksek ilim ve fikir adamına , en fakirinden en zenginine , amirinden memuruna , işçisinden patronuna … kadar herkesi ilgilendiren ilkeleri ve kuralları kapsayan bir kitaptır.
Bir şeyin, bir metnin, bir mesajın Kur’an olabilmesi için okunması gerekmektedir. Okunmayan şeye Kur’an denmez. Bir kitap ki eğer okunmuyorsa, okunmak için değilse ona Kur’an denmeyecektir. Elimizdeki şu kitabı okumanın dışında nerede ve nasıl kullanırsak kullanalım, buna Kur’an denmeyecektir. Okumak ise duyularla algılanan bir mesajın, kişiye onu amele sevk etmek üzere bir şeyler söylemesi, görevler yüklemesi anlamına gelmektedir. Önceki derslerimizde de ifade ettiğimiz gibi okuma işi, dört âzânın eylemidir. Göz, dil, akıl ve kalp. Gözle görülür, dille telaffuz edilir, akıl okunanı tercüme eder, kalp te ona göre tavır alır. Göz görmüş, dil telaffuz etmiş ama akıl onu tercüme etmemiş, kalp de buna göre bir tavır almamışsa, buna okuma denmeyecektir. Meselâ bir odanın kapısında: “Buraya girmeyin” diye bir yazı var da siz onu gördüğünüz, okuduğunuz halde oraya girmeye kalkmışsanız, bu mesaj size bir şey dememiş ve siz onu okumamışsınız demektir.
Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça parça indirilmiştir. Vahiy denen bu olayda Kuran ayetleri Cebrail adlı melek tarafından Hz. Muhammed’e iletilmiş, bazı ayetler de doğrudan ALLAH tarafından bildirilmiştir. Hz. Muhammed de gelen vahyi ezberlemiş, sonra da hangi sureye ait olduğunu belirterek vahiy katiplerine yazdırmıştır. Ayrıca bu ayetler birçok sahabi (Hz. Muhammed’in yakın çevresinde bulunanlar) tarafından da ezberlenmişti. Kuran’ın inmesi Hz. Muhammed’in yaşamı boyunca sürdüğünden kitap haline getirilmesi düşünülmemiştir. Ama Hz. Muhammed’in ölümünden sonra elindeki ayetlerin dağılıp kaybolmasını önlemek amacıyla ilk halife Hz. Ebu Bekir, vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sabit başkanlığında bir kurul oluşturdu. Bu kurulun kitaplaştırdığı ve Müslümanlarca da onaylanan Kuran nüshasına Mushaf (bir araya getirilmiş sayfalar) adı verildi.
Kur’an’ın bölünmüş olduğu 30 parçadan her birine cüz denir. Cüz bir İslam terimidir. Bu terimin anlamı: Kur’an’ı Kerim’de ki her 20 sayfaya verilen addır. Kuran’ı Kerim’de yaklaşık 30 cüz vardır. . Kur’an 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin 86’sı Mekke’de, 28 i Medine’de nazil olmuştur. Ayet” adı verilen parçalardan müteşekkildir. Ayetler bir kelime ila bir sayfa arasındadır. Kur’an-ı Kerim’in cümlelerine ‘ayet’ denir. Ayet sayısı hakkında İslam bilginleri arasında görüş ayrılığı vardır. Çoğunluğuna göre surelerin başında yer alan Besmele, Kur’an-ı Kerim’den bir ayettir. Şafii âlimleri, ‘Besmele’yi başında bulunduğu surenin bir parçası saymış. Hanefi bilginleri, müstakil ayet olduğunu, sure araları için indirildiğini söylemiş. Yine bazı surelerin başında, ‘Ya-sin, Ha-Mim, Elif-Lam-Mam, Ta-Hü’ gibi harfler, bir kısım bilginlerce, müstakil birer ayet; diğer bir kısmı ise başında bulunduğu surenin ilk ayetinin parçası saymıştır. Bazı uzun cümleler, bir kısım bilginlerce iki veya üç ayet sayılmışken, diğer bazı bilginlerce tek âyet itibar edilmiştir. Kıraat imamlarından Nafi 6217, Şeybe 6214, Mısırlı bilginler 6226, İbn-i Abbas 6616 olduğunu söylemiştir. Kufelilerin görüşü doğrultusunda bugün yeryüzünde bulunan tüm mushaflarda ayet sayısı 6236 olarak kabul görmüş ve numaralandırılmıştır. Halk arasında bilinen 6666 sayısının herhangi bir dayanağı olmayıp, çocuklara kolay öğretmek amacıyla yuvarlak olarak söylenmiştir. Bu ihtilaflar ayetlerin numaralandırılmasıyla ilgili olup, Kur’an’ın tümü üzerinde ihtilaf yoktur.”
İlk ve son âyetleri
Kur’ân-ı Kerim’in, Müslümanlarca Hz. Muhammed’in risaletinin başında ilk olarak ‘indiği kabul edilen âyetleri şunlardır: “Yaratan Rabbinin adıyla oku, O insanı bir asılıp tutunandan yarattı, oku! Rabbin, kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren en büyük kerem sahibidir..” ( Alak, 96/1-5 Kalem, 68/1).
İlk inen âyetler inananları okumaya, öğrenme-ye, yazmağa ve araştırmaya çağırır ve ilim için büyük teşvik mesajı taşır. Kur’ân’ın son inen âyeti de şudur: “EL YEVME YEİSE LLEZÎNE KEFERÛ MİN DÎNİKUM FELÂ TEHŞEVHUM VAHŞEVNÎ. EL YEVME EKMELTÜ LEKUM DİNUKUM…Maide 3: “Kâfirler bugün sizden dininiz hakkında ümitsizliğe kapılmışlardır artık onlardan haşyet etmeyin, benden haşyet edin. Bugün size dinizi ikmal ettim/kabaca, anahatları ile olgunlaştırdım, size ni’metimi itmam ettim/anahatları ile tamamladım, sizin için bir din olarak islam’a razı oldum ” ( Mâide, 5/3). (Devamı Yarın)
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
KUR’AN MEYDAN OKUYOR (11)’Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir. Onu Ruhu’l-emin (Cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi.’ (Şuara 26/192-195) ‘Böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.’ (Ta-Ha 20/113) ‘Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur’an indirdik.’ (Zümer, 39/28) ‘Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur’an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.’ (Fussilet, 41/3) (Bakara 2/23-24; (23. Eger kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eger iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve tas olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş kâfirler için hazırlanmıştır.)
Ayrıca bir benzerini ortaya koymak için, insanlar ve cinler bir araya toplanıp birbirlerine destek olsalar bile bunu başaramayacaklarını ifade eden ayet-i kerime (İsra, 17/88: (De ki: Andolsun, bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler.) ayetinden de, Kur’an’ın bir benzerinin yapılamayacağına dikkat çekilmektedir.
Kur’an Okutmak
Kur’ân-ı Kerim’in tesir sahası sadece dünya ile sınırlı değildir. Onun mümin ruhlara verdiği feyiz bu hayatla sınırlı kalmaz, aynı şekilde kabir aleminde de devam eder; orada iken de ruhlarımızı şenlendirir, kabrimizde nur ve ışık olur. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) bu hususta bizlere şu tavsiyede bulunmuştur: “Yasin suresi, Kur’ân’ın kalbidir. Onu bir kimse Allah rızası için okur ve bununla Allah’tan ahiret saadeti dilerse, Allah Teala onu bağışlar. O halde sizler ölülerinize de Yasin’i okuyunuz.” (Ahmed b. Hanbel) Hz. Ebu Bekir’den (r.a) rivayet edilen bir diğer hadis-i şerifte de buna işaret edilmiştir: “Kim babasının ve annesinin veya bunlardan birisinin kabrini cuma günleri ziyaret ederek orada Yasin suresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar.” (İbni Mace Tercemesi, 4:274) (Suyûtî)
Sure-i Şâfiye-Sure-i Şifâ
Fatiha’nın her türlü maddi ve manevi hastalıklara şifa olmasından dolayı bu sureye “Sûre-i Şâfiye ve Sûre-i Şifa” da denir.
Bir hadiste Peygamberimiz: “Fatihatü’l-Kitap, Sam’dan başka her şeye şifa’dır. Sam ise, ölümdür.” (Hulâi; Câbir (r.a.)den) buyurmuştur.
Rivayetlere göre İbni-Şa’bi, yan ağrısından müştekî bulunuyordu. Ona denildi ki: Kur’an’ın esası olan sûreye mülâzemet at! O, Fatiha-ı Şerife’dir. Biz İbni Abbas (R.A.)’dan duyduk ki: Her şeyin bir esası vardır; Kur’an’ı Kerim’in esası ise Fatiha’dır. Fatiha’nın esası da Bismillâhirrahmânirrahîm’dir. Şeyh Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nden yapılan rivayete göre, demişler ki, “Kimin bir hâceti varsa, akşam namazının farzını ve sünnetini kılıp henüz yerinden kalkmadan kırk defa Fatiha-ı Şerife olusun ve sonra muradını Allah’tan istesin. Şüphesiz ki Allah onun muradını mutlaka yerine getirir.
Yine Sâlihlerden bazısı şöyle demiştir: Bir kimse elini ağrı duyduğu yerin üzerine bırakır ve yedi defa Fatiha-ı Şerife okur ve “Allah’ım! Hissettiğim şu ağrının kötülüğünü benden gider…” diye dua ederse Allah ona şifa verir.
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İlaçların en hayırlısı Kur’ân’dır.”
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
ON ŞEY ON ŞEYİ ENGELLER (3)
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki:
“On şey on şeyi engeller:
1.Fatiha, Allah’ın gazabını,
2.Yâ-sîn suresi, kıyamet günündeki susuzluğu,
3.Duhân sûresi, kıyamet korku ve dehşetini,
4.Vâkıa sûresi, fakirliği, miskinliği,
5.Mülk sûresi, kabir azabını,
6.Kevser sûresi, hasımların kinini
7.Kâfirun sûresi, ölüm anında küfrü,
8.İhlâs sûresi, ikiyüzlülüğü, samimiyetsizliği,
9.Felak sûresi, hased edenlerin hasedini,
10. Nâs sûresi, vesveseyi engeller.” (Ravzatü’l Müttekîn, Mişkâtü’l Mesabih’ten nakil, Sırlar Hazinesi, s. 401, C. Yıldırım) .
Bakın sahâbeden birisi tüm varını yoğunu Allah yolunda infak eder. Kendisine derler ki, “niye böyle yapıyorsun? Bari çoluk çocuğuna bir şeyler bıraksaydın, onlar el âlemin eline bakmasalardı!” O der ki, “Ben çocuklarıma Vakıa sûresini bıraktım. Vallahi onlar bu sûreye sahip oldukları sürece asla aç ve açıkta kalmazlar.”
Hadisi şeriflerde buyruluyor ki:
“Fatiha suresi ölümden başka her derde devadır.”
“Fatiha ve ihlas suresini okuyan Kur’an’ı Kerim’in üçte birini okumuş olur.”
“Bir kimse önce evine girince Fatihayı okusun, sonra İhlas suresini okursa Allahü Teâla o evden fakirliği giderir. Yerine huzur ve bereket ihsan eder.”
“Fâtiha-i şerife ve Âyetel Kürsi’yi kim evinde okuyacak olursa, o gün onlara ne bir insan ne de bir cin dokunur.” (Deylemî)
Besmeleyi Okuma
Kim Besmele’yi uyurken yirmi bir defa okursa, o gece kovulmuş şeytanın şerrinden, insan ve cinlerin kötülüğünden, hırsızlık ve yangından ve ansızın ölümden emin olur; güven içinde kalır. Ondan her türlü belâ ve âfet uzaklaştırılmış olur.
Herhangi bir ağrı üzerine ya da sihirlenmiş, büyülenmiş kimse üzerine hiç ara vermeden günde yüz defa okunursa Allah ondan o ağrıyı ve büyüyü giderir.
Kim Besmele’yi bir kağıda yirmi bir defa yazıp uykusunda korkan çocuğun boynuna asarsa , (veya 21 defa okursa) o korku ondan giderilmiş olur. Allah’ın izniyle Besmele tesirli olur. Veya çocukların korunması için yazılırsa onlar bütün âfetlerden korunmuş olur.
Kur’an’dan Kolayına Geleni Okumak’Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun’ (Müzzemmil, 73/20) buyrulduğu gibi, Hz. Peygamber (s.a) de bütün namazlarda Kur’an-ı Kerim okumuş ve namaz kılmayı iyi bilmeyen bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken: ‘… sonra Kur’an’dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku.’ (Müslim, Salat, 45) buyurmuştur. Bu itibarla namazda kıraat yani Kur’an okumak, Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit bir farzdır.
HADİS-İ ŞERİF
Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken, son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur, Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir, öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere, göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır. Güzel kişi der ki.”O benim refakatim, O benim dostumdur, hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz, görevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar terk edemem.
Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, “Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım. Endişe etme, Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın. Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Alada misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
Allahın Resulu(SAV) demiştir ki: “Hesap gününde ne bir Peygamber, ne de bir melek, Allahın indinde Kur’andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.”
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
KUR’AN-I KERİMLE İLGİLİ HADİSLER (4)
Ebu Saidi’l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Kur’an ehli (yani onu okuyan, onunla amel eden) cennete girdiği vakit, kendisine: “Oku ve yüksel!” denilir. O da okur ve yükselir. Her ayet için bir derece verilir. Böylece o bildiği ayetleri sonuna kadar okur (ve her biri için bir derece alır).” İbnu Büreyde’nin babası (Büreyde) anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyamet günü Kur’ân-ı Kerîm rengi uçuk bir adam gibi gelir ve (okuyucusuna): “Seni gece uykusuz ve gündüz susuz bırakan benim” der.” Ebu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah u ahad, el-Vahidu’s-Samed (yani İhlas suresi Kur’ân’ın üçte birine denktir.”Kaynakwh webhatti.com: Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : “Aziz ve celil olan Allah buyurmuştur ki: “Kulum, beni andığı ve dudakları benim için kımıldandığı an ben kulumla beraberim.”Cahiliye toplumu bireyleri, Kur’an dışındaki kaynaklardan edindikleri ya da etraflarındaki kişilerden duydukları bilgilerin din olduğunu zanneder, gerçek dinin güzelliklerinden yoksun kalırlar. Herkesin doğruları farklı olduğundan, toplumda birden fazla din yaşanır. Oysa dinin gerçek kaynağı, “EL HAGGU MİN RABBİKE FELÂ TEKÛNENNE MİNEL MÜMTERÎN ( E )” (Bakara, 147) (Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.) (Bakara Suresi, 147) ayetiyle de ifade edildiği üzere Kur’an’dır.
Bu yanlış yolda yürüyenler, Rabb’imizin tüm insanlara kurtuluş rehberi olarak indirdiği Kur’an’da neler yazılı olduğunu merak dahi etmezler. Kafalarındaki soruların cevaplarını ise Allah’ın hiçbir şeyi eksik bırakmadığı Kur’an’da değil, farklı kaynaklarda ararlar.
Oysa Kuran’a bir kitap gözüyle bakmamak gerekir. Allah insanlığa oradan seslenir, sözü çok etkilidir. Kur’an ne diyorsa doğrudur; haktır, emirdir, farzdır. Kuran’ı çok iyi anlamaya çalışıp, Allah’ın işaretlerini takip etmelidir insan. Rabb’imiz hiçbir şeyi boş ve amaçsız yaratmamıştır.
Kitap okudukça birçok insanın kibri, enaniyeti artar. “İNNÊ CEALNÊ FÎ E’NÂGIHİM AĞLÂLEN FEHİYE İLEL EZGÂNİ FEHÜM MÜGMEHÛNE” (Yasin 8) Allah, büyüklenenlerin ‘boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar’ geçirmiştir; ‘bu yüzden başları yukarı kalkıktır.’ (Yasin Suresi, 8) Kur’an’ı okumanın verdiği hissiyat ise farklıdır. “İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.”
Samimi inananlar da Kur’an’la doldukça Allah’ın sonsuz gücünü kavrar, boyun büker, Rabb’lerine teslim olurlar; onlar “çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler.” (İsra Suresi, 107)
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
KUR’AN’DAN ALİMLER KORKAR (5)
“…Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’…”(Fatır Suresi, 28) İlim sahibi olabilen, düşünen insanlar içindir Kur’an. Çünkü, gerçekte ilmin kaynağı da Kur’an’dır. Okuduğu her kitapla kibirlenen kişinin aksine, Kur’an okuyan insan, ayetler üzerinde düşünür, ürperen derileri ve kalbi yatışır, Allah’ın eşsiz kudreti karşısında kendi aczini anlar, O’na kul olur!
“Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.” (Zümer Suresi, 23)
Bediüzzaman da Kur’an’ın tüm insanlık için bir öğüt, sakınan kullar için de bir hidayet kılavuzu olduğunu, “Kur’an-ı Hâkim şuurlu insanlara imamdır, cin ve insan topluluğuna mürşiddir, ehl-i kemale rehberdir, ehl-i hakikata öğretmendir…” (Sözler, s. 185) sözleriyle ifade eder.
Kur’an yaşam rehberidir. Rehberlik yapabilmesi için de bizim anlayacağımız bir dilde olmalıdır ki, neyi işaret ettiğini/tanıttığını görebilelim. İnsan yabancı bir ülkede kendi dilinde konuşan rehbere ihtiyaç duyarken, yaşamının rehberi anlamadığı bir dilde olabilir mi?..
Anlamalıdır ki, “(Bu Kur’an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. (Sad Suresi, 29) ayetiyle emredildiği üzere ayetlerini iyiden iyiye düşünebilmelidir.
Anlamalıdır ki, “Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır… (Bakara Suresi, 121) ayetiyle tarif edilen müminlerden olmalıdır.
Anlamalıdır ki, Kamer Suresi’ndeki, “Andolsun Biz Kur’an’ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 17, 22, 32, 40) çağrısına icabet etmeli, ayetleri düşünüp öğüt almalıdır.
Aksi halde durumu, “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir… (Cum’a Suresi, 5) ayetinde söz edilen kitap yüklü eşeğin durumuna benzeyecektir.
Kur’an Allah’ın kelamıdır; ülfetle değil, aşkla okuyalım. Kur’an’ı okutan, Kendisini tanıtan, iman ettiren, imanı artıran Allah, Kur’an’ı üzerimizde yük gibi taşımak yerine kalbimize yerleştirsin. Her okumamız, secdelerimizi, kıyamlarımızı artırsın ve bizi karanlıklardan aydınlıklara çıkarsın.
Üzerimizdeki gaflet perdeleri kalktıkça aydınlığı, son perde kalktığında ise –Rabb’in dilemesiyle-kurtuluş yollarını görebilmeyi umut edelim…
Hadis-İ Şerif: Kur’an Kabirdeki Arkadaş
Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken,son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir,öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere ,göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır.Güzel kişi der ki.”O benim refakatim,O benim dostumdur,hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam.Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz, görevinizi yapınız.Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar terk edemem.
Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, “Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur’anım. Endişe etme,Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın. Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Alada misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar.
Allahın Resulu(SAV) demiştir ki: “Hesap gününde ne bir Peygamber,ne de bir melek, Allahın indinde Kur’andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır.”
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
KU R’AN’I ANLAYARAK OKUMAK (6)
“ve men a’rada an zikrî feinne lehû meîşeten danken venahşüruhû yevmel gıyâmeti e’mâ (tâhâ 124) (her kim de benim zikrimden (kur’ân’dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.)
“gâle rabî lime haşerteniiii e’mâ ve gad künte besîran. (tâhâ 125) – (o zaman kur’ândan yüz çeviren kimse) “rabbim! beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim” der.)
“gâle kezâlike etetke êyêtünâ fenesîtehê. ve kezâlikel yevme tünsâ* allah: “böyledir, sana âyetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun” der. (tâhâ 126)
“ve kezâlike neczî men esrefe velem yü’min biêyêti rabbî. vele azâbülâhireti eşeddü ve ebgâ* tâhâ 127- işte haddi aşanları, rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. ve muhakkak ki ahiret azabı (dünya azabından) daha şiddetli ve daha devamlıdır.
Mevlana Hazretleri FİHİMAFİH adlı (İst 1985 baskılı Milli Eğtim Basım Evi çeviren. Meliha Ülker TARIKÂHYA) eserinin 129. sayfasında şöyle ediyor:
“Rivayet edilmiştir ki: Peygamber (Tanrı’nın selâm ve salâtı onun üzerine olsun) zamanında eshaptan her kim, yarım veya bir sure öğrenirse, ona büyük adam derler ve bir yahut yarım sureyi biliyor, diye parmakla gösterirlerdi. Çünkü onlar adeta Kur’an-ı yerlerdi. (iyice hazmederlerdi.) Bir veya yarım batman ekmek yemek hakikaten güç bir iştir. Fakat ağızlarına alıp çiğneyip, çiğneyip atarlarsa, bu şekilde yüz bin merkep yükü ekmek yenebilir . (Peygamber): “Ne kadar Kur’an okuyan vardır ki Kur’an ona lânet eder” (H.) buyurmamış mıdır? İşte bu, Kur’anı okuduğu halde manasını bilmeyen ( manasına göre hareket etmeyen) kimse hakkında söylenmiştir. Fakat böyle olmasa da yine iyidir.
Mukri (okuyucu) Kur’anı bilerek okuyorsa (Tanrının) diğer kitabını niçin kabul etmiyor? Kur’an okuyan birine anlattım ki: Kur’an, de ki; Tanrı’nın sözleri için deniz mürekkep olsa, bir misli de ona ilave edilse sözler bitmeden deniz tükenirdi (Kur’an, Kehf suresi, Âyet.109) buyuruyor. Kur’an elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu Tanrının ilminden bir işaret bir parçadır ve O’nun bütün bilgisi bundan ibaret değildir. Bir attar bir kağıt parçasına ilaç sarsa, sen: “Bütün dükkan bunun içinde” der misin? Bu aptallık olur. Nihayet Musa, İsa ve daha başkaları zamanında da Kur’an vardı; Hak kelamı mevcuttu. Fakat Arapça değildi.( aynı eser sayfa 128-129) Buradaki Tanrı’nın diğer kitabından kasdın, ‘En büyük Kitap-Kitabı Ekber’ denen kainat olsa gerektir. Ayrıca diğer peygamberlere gönderilen kitaplar da bu mesajın içine girer. Önemli olan Allah’ın varlığının, birliğinin ve gücünün delilleri-âyetleri olan kâinatı okumak ve insanı-kendimizi tanımaktır. (FİHİMAFİH sayfa 129, İst 1985, Milli Eğtim Basım Evi, çeviren Meliha Ülker TARIKÂHYA)
Abdullah İbni Mesud’un kur’an-ı hocasının talebi ile önce hocasının huzurunda sıra ile, peygamberin ve Allah’ın huzurunda olduğunu düşünerek okuması…. A.bin. Mesut hocasına Kur’anı bir gecede hatim ettiğini söylüyor. Hocası diyor ki Kur’anı bir de benim huzurumda olduğunu düşünerek oku, diyor. A.bin. Mesut bu şekilde ancak Kur’anın yarısını okuyabiliyor. Bu sefer Hz. Peygamberin huzurunda olduğunu düşünerek oku deyince bu defa ancak bir Yasin okuyabiliyor. Hocası bu defa Allah’ın huzurunda olduğunu düşünerek oku, diyor. A. bin. Mesut, Allah’ın huzurunda olduğunu düşünerek euzü besmeleyi çekiyor, nefesi Fatihayı okurken düğümleniyor, ilerisine geçemiyor. İşte Kur’an böyle okunmalı.
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
NASIL YAŞARSAN ÖYLE ÖLÜR VE ÖYLE DİRİLİRSİNİZ (7)
Farz edin ki elinizde 114 kaset var. Meselâ En’âm tuşuna basın size En’âm’ı okusun, A’râf tuşuna basın size A’râf’ı okusun, Yâsîn tuşuna basın size Yâsîn’i okusun. Mesele bu değil ama, mesele onu kafaya, kalbe yerleştirmektir. Önemli olan sûrenin muhtevasını kafada canlı tutmaktır. Bakın sahâbeden birisi tüm varını yoğunu Allah yolunda infak eder. Kendisine derler ki, “niye böyle yapıyorsun? Bari çoluk çocuğuna bir şeyler bıraksaydın, onlar el âlemin eline bakmasalardı!” O der ki:
“Ben çocuklarıma Vakıa sûresini bıraktım. Vallahi onlar bu sûreye sahip oldukları sürece asla aç ve açıkta kalmazlar.”
Sûre karın doyurmaz. Ama kişi bu sûreyi devamlı okur ve sûrenin muhtevasını kafasında canlı tutarsa, sûrenin muhtevasını kavrar ve hayatını onunla düzenlerse, o zaman onun ihtiyaç felsefesi de-ğişecektir. İhtiyaç anlayışı sûreye göre şekillenecek, dünyaya karşı kanaatle doyacak, şu anda insanların pek çoğunun ihtiyaç zannedip peşinden koştuğu şeylerin arkasına düşmeyecektir. İşte sûreyle doyuma ulaşmak bu anlamdadır.
Allah Resûlü Ebu Dâvûd ve İbni Mâce’nin Muakkıl bin Yesâr-dan rivâyet ettikleri bir hadislerinde: “Ölmek üzere olan hastalarınızın yanında bu sûreyi okuyun” buyurur. Yâni ölümü, Rab’bin huzuruna gidişi yaklaşmış hasta mü’minlerin başucunda Kur’an’ın özeti olan, kulluğun en güzel biçimde anlatımı olan bu sûrenin okunması, hatırlatılması çok faydalı olacaktır. Ama şurasını hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki, bunu ölmeden önce okuyacağız adama. Adam hayattayken ona bunu okuyacak ve duyuracağız ki, böyle bir hayat yaşasın. Diriyken, sağken, hayattayken duyuracağız ki, adam bu sûrenin muhtevasına göre bir ömür yaşasın. Yoksa hayattayken adama bu sûreyi hiç duyurmamışız, hiç okumamışız son anda, ölümden bir kaç dakika önce gitmişiz başucunda Yâsîn okuyoruz, Yâsîn duyuruyoruz.Önceden adam bu sûreyi duymamışsa, bu sûrenin istediği gibi bir hayat yaşamamışsa ne mânâ ifade edecek ki bu okumamız?
Hani anlatılır ya, tüm hayatı boyunca kitaptan da, kitabın Yâsîn sûresinden de habersiz, inşaatçılıkla uğraşırken ölüm döşeğine başını koymuş bir adamın başına gitmişler ve okumaya başlamışlar. Adamın okunandan hiç mi hiç haberi yok. O ana kadar ne Kur’an duymuş, ne âyet duymuş, ne hadis duymuş, ne Yâsîn duymuş. “Kiremit ver, çimento dök, harç getir, al, ver” derken, son anda “harç bitti, inşaat paydos!” der ve ruhunu teslim eder. Böyle birinin başında bin Yâsîn okusanız bile bir değer ifade etmeyecektir. Adamın önceki hayatında Yâsîn olacak ki, Yâsîn’den haberdar olacak ki ölürken de bildiği şey sadece kendisine hatırlatılmış olsun.
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
KUR’AN DİRİLER İÇİN GÖNDERİLMİŞ BİR KİTAPTIR (8)
Kur’an-I kerim’i elbette ölülerimiz için okuyacağız fakat, Kur’an ölüler için değil O bütün hayatımızı düzenlemek üzere diriler için gönderilmiş bir ilahi kitap ve kurallar bütünüdür. Yasin suresi 70. Ayette de belirtildiği gibi “ li yünzire men kane hayyen ve yehıggal gavlü alel kâfirin: kur’an dirileri uyarmak için gönderilmiş bir kitaptır.)
milli şairimiz m.a. ersoy’un bir şiirinde dediği gibi
“İnmemiştir hele kur’an, bunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için”
Kişiye daha önce hiç duymadığı, bilmediği bir şey okunursa ona çok hızlı gelir, uyum sağlayamaz, anlamakta güçlük çeker. Meselâ şu anda çoğumuz Arapça okuyoruz, biliyoruz. Az buçuk bildiğiniz Arapça lisanla konuşsam, ya da şu anda size bir Arap konuşsa, konuştukları çok hızlı gelir ve bir şey anlayamazsınız değil mi? İşte ölmek üzere bulunan bir hastaya Yâsîn okumak ta böyledir. Eğer adamın daha önceki hayatında Yâsîn yoksa, Yâsîn’i hiç bilmiyorsa elbette ilk defa duyduğu Yâsîn ona çok hızlı gelecek ve bir şey anlayamayacaktır.
Kabirde yapılan telkin de böyledir. Maalesef adam hayattayken gidip yanında söylemeleri gereken şeyleri, Müslümanlar, hocalar adamın mezarının başında söylerler: “Ey ölü kişi! Ey cenaze! Ey filan oğlu filan! De ki, Rabbim Allah’tır. De ki, benim hayat programımı belirleyen, benim boynumdaki kulluk ipinin ucu elinde olan, rızasını kazanmam, arzularını gerçekleştirmem gereken, çektiği yere gitmek ge-reken Rabbim Allah’tır, de. Benim dinim teslimiyet dini olan İslâm’dır. Ben teslim oldum Allah’a. Ben irademi Rabbime teslim ettim. O benim adıma ne demişse, hangi kararları almışsa ben ona teslim oldum de. Benim örneğim, peygamberim, pişdârım, mihmandarım Muhammed-dir (a.s) de. Ben kulluk adına kendime onu model aldım de. O ne yapmış, nasıl yapmışsa ben de aynen onun gibi yapacağım de. Rabbimiz hak, kitabı, peygamberi, ölüm, diriliş, sırat, hesap, cennet, cehennem haktır de. Haydi sen şimdi bütün bunların hak olduğunu söyle bakalım.” Müslümanlar bu hakları sadece mezarın başında hatırlarlar ve hatırlatırlar. Bunların hak olduğunu ölmüş kişiye hatırlatırlar ama hayattakilere pek hatırlatmayı düşünmezler. Halbuki zaten o zavallı ölmüş, zaten gitmiştir bu dünyadan. Orada ölümün hak olduğunu, haşr’ın, neşr’in, hesabın kitabın, cennetin cehennemin hak olduğunu hatırlatmanın ne anlamı olacak ki? Ölülere, mezardakilere, işi bitmişlere hatırlatıyor insanlar bunları da, dirilere anlatmıyorlar, hatırlatmıyorlar.
“Aman bu validir, aman bu emniyet amiridir, aman bu askerdir, polistir, aman bu müdürdür, âmirdir bir zararı dokunur,” diye korktukları için bu hakları huzurlarında gündeme getirmekten ve bu haklara riâyet ederek bir hayat yaşamalarını onlara duyurmaktan korkan, sağlıklarında onların yanlarına yaklaşmaktan korkan Müslümanlar, onları zulüm içinde bir hayata terk eden hoca efendiler bir gün o kimselerin cenaze törenlerine çağrılırlar ve orada bunları o kişilere duyurmaya çalışırlar. Artık ölüp de zarar veremeyecek bir duruma gelince ona yaklaşıp bunları söyleyebiliyorlar. Adam ölmüştür yahu! Artık ne o öl-müş kişinin onlara selâm vermesi, ne de o telkinde bulunan kişinin o-na bir şeyler anlatması mümkün değildir. Dünyadayken diyecektin bu-nu ona da, adam dünyadayken bunların hak olduğunu bilerek yaşayacaktı.
Öyle değil mi? Dünyadayken Rabb’ın Allah olduğunu bilerek yaşayacaktı bu adam. Dünyadayken kıblenin Washington, Avrupa, İsrâil değil, Allah’ın Kâbe’si olduğunu söyleyecektin ki, adam ona göre bir hayat yaşayacaktı. Geçmiş olsun! Adam yapacağını yapmış, hayatını, amellerini tamamlamış, defteri kapanmış sen şimdi anlatıyorsun ona bunu.
Halbuki hoca efendiler şerrinden korktukları, zulmünden ürktükleri bu adamların dünyadayken evlerine gidecekler, dairelerine, makamlarına gidecekler ve uyaracaklardı: “Ey zavallı! Ey kendisinin bir şey olduğunu zanneden zavallı insan! Yarın öldüğün zaman beni çağırıp telkin vermemi isteyeceksin. Ama ben sana şu gerçeği bu günden telkin edeyim ki yarın benim sana kabrinin başında vereceğim telkinimin hiç bir faydası olmayacak. Sen şu anda Müslümanca bir hayatın sahibi olmazsan, Müslümanca amellerin sahibi olmazsan, dünyanın tüm hocalarını çağırsalar bile hiç bir değer ifade etmeyecek. Gel kendini aldatma da Allah’ın istediği şekilde Müslüman ol. Dinle bak sana şimdi söylüyorum ki Allah haktır, Allah Rabb’tır, Allah tek İlâhtır, sadece O’nu Rab bilip, sadece O’nu İlâh bilip boynundaki kulluk ipinin ucunu sadece O’nun eline vermeli, sadece O’nu razı etmeli, O’nun çektiği yere gitmelisin. Sadece kulluğunu O’na yapmalısın. O’-nun elçisi Hz. Muhammed de (a.s) hak elçidir, hak örnektir. Sadece onu örnek alacak, sadece ona uyacak, onu örnek bilecek ve onun gi-bi bir hayat yaşayacaksın. Allah’ın sana, bana ve tüm insanlığa gönderdiği bu Kur’an haktır. Hayatını bu kitabına göre düzenleyecek, amellerini bu kitaba dayandırarak yaşayacaksın,” demeliydik.
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
NİCE KUR’AN OKUYAN VARDIR Kİ KUR’AN ONA LÂNET EDER (9)Kur’an “Karae” kökünden gelen bir kelimedir. “Okunak-Okunan şey” anlamındadır. Bir şeyin, bir metnin, bir mesajın Kur’an olabilmesi için okunması gerekmektedir. Okunmayan şeye Kur’an denmez. Okumak ise duyularla algılanan bir mesajın, kişiye onu amele-davranışa sevk etmek üzere bir şeyler söylemesi, görevler yüklemesi anlamına gelmektedir. Okuma işi, dört organın eylemidir. Göz, dil, akıl ve kalp. Gözle görülür, dille telaffuz edilir, akıl okunanı tercüme eder, kalp te ona göre tavır alır; yani okunanlar davranış halinde bireyde ortaya çıkar. Göz görmüş, dil telaffuz etmiş ama akıl onu tercüme etmemiş, kalp de buna göre bir tavır almamışsa, yani okunanlar davranışa amele dönüşmemişse buna okuma denmeyecektir. Meselâ bir binanın kapısında: “Buraya girmeyin-Ölüm tehlikesi var” diye bir yazı var da siz onu gördüğünüz, okuduğunuz halde oraya girmeye kalkmışsanız, bu mesaj size bir şey dememiş ve siz onu okumamışsınız demektir. Mevlana Hazretleri Fihi Mâfih adlı eserinde şöyle ediyor:“Rivayet edilmiştir ki: Peygamber (Tanrı’nın selâm ve salâtı onun üzerine olsun) zamanında eshaptan her kim, yarım veya bir sure öğrenirse, ona büyük adam derler ve bir yahut yarım sureyi biliyor, diye parmakla gösterirlerdi. Çünkü onlar adeta Kur’an-ı yerlerdi. (iyice hazmederlerdi.) Bir veya yarım batman ekmek yemek hakikaten güç bir iştir. Fakat ağızlarına alıp çiğneyip, çiğneyip atarlarsa, bu şekilde yüz bin merkep yükü ekmek yenebilir . (Peygamber): “Ne kadar Kur’an okuyan vardır ki Kur’an ona lânet eder” (Hadis-i şerif) buyurmamış mıdır? İşte bu, Kur’anı okuduğu halde manasını bilmeyen (manasına göre hareket etmeyen) kimse hakkında söylenmiştir. Fakat böyle olmasa da yine iyidir. (Fihimafih sayfa 129, İst 1985, Milli Eğitim Basım Evi çeviren. Meliha Ülker Tarıkâhya)
Kur’an-ı Kerim’in bize lanet etmemesi için:1-Kur’an-ı Kerim’i tecvit üzere okumaya gayret etmek gerekir çünkü Cenâbı Hakk Kur’anda “Verettilil Kur’âne tertîle” (Müzzemmil/4) “Kur’an-ı Tertil-tecvit üzere, açık açık okuyun” buyurmaktadır.2-Kur’an-ı anlayarak okumak gerekir. Bu bakımdan okuduğumuz surelerin meal ve tefsirlerini de okumalıyız. Bilhassa namazda okuduğumuz sure ve duaların namazın faziletini artırması ve kabulüne şayan olması bakımından öğrenilmesi gerekir. Hz. Ali Efendimiz: “Tedebbürsüz Kur’an okumada (yani tefekkür etmeden ve manasını düşünmeden okumada) hayır yoktur buyuruyor.3.Okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’in manasına uygun hareket etmek ve Kur’an-ı hayatımıza hakim kılmak gerekir. Kur’an-ı tecvitisiz, manasını anlamadan okuyup, sosyal hayatımızdan, aile hayatımızdan, ekonomik ve ticari hayatımızdan uzaklaştır ve O’nu sadece ölüler için okunan bir kitap haline dönüştürür, Kur’an’la amel etmezsek işte o zaman okuduğumuz Kur’an bize lanet eder.
KUR’AN-I KERİM YAZILARI
KUR’AN-I MEHCUR –TERKEDİLMİŞ KUR’AN (10)Kur’an-ı Kerim peygamberin kıyamet günü Allah’a şöyle şikâyette bulunacağını söylüyor: “VE GÂLERRASÛLÜ YÂ RABBİ İNNE GAVMİTTEHAZÛ HÂZEL GUR’ÂNE MEHCÛRAN” (Furkan 30) Peygamber diyecek ki: “Ey Rabbim benim halkım bu Kur’an’ı terketti.” (Furkan suresi 30. ayet) Bu ayetin Kur’an’a kulak vermeyen, onunla alay eden Mekkeli kafirlere hitaben indirildiği ifade ediliyor. Fakat Kur’an-ı Kerim’in esneklik ve genellik özellikleri dikkat