KUR’AN’I NASIL OKUMALIYIZ (14) -2
Kur’an’ı öğrendikten sonra okumaya devam etmek.
Mushafa bakmayı, sesini çıkarmadan içinden okumasını da caiz kabul etmişlerdir Çünkü bu durumda da kıraatten (okumaktan) söz edilmez (Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletühû, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 1: 288–9)Bütün bu görüşler müçtehid imamların çeşitli delillere dayanarak vardıkları içtihad farklılıklarıdır ve hepsi de doğrudurBunun yanında, Kelime-i Şehâdet, Kelime-i Tevhid, istiğfar, salavat-ı şerife gibi tevhid ve zikir cümlelerini bir veya birden fazla okumak caizdirHanımların bugünlerde Kur’ân-i Kerimin dışında tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî kitapları ellerine almaları İmam-ı Âzama göre caizdir Ancak bu kitapların içinde bulunan âyetlere el sürmemeleri gerekirKur’ân âyetlerinin bu durumda iken yazılması meselesinde el-Feteva’l-Hindiyye’de şu kayıtları okuyoruz:“Cünüp veya hayızlı olanların yazmakta oldukları satırların arasına Kur’ân’dan bir âyet yazmaları mekruhtur Fakat yazdıkları bu âyetleri okumazlarsa mekruh olmaz“İmam-ı Muhammed ise, bu kimselerin Kur’ân yazmamaları bana göre en sevimli davranıştır, diye-rek bu hususta ihtiyatlı ve dikkatli olmayı tavsiye etmektedir”Buna göre, Besmele de Kur’ân’dan bir âyet olduğundan hayızlı iken yazılmaması daha isabetli olurBu arada hangi mezhebe bağlı olursa olsun, bu haldeki bir kadın Kur’ân’ın bir âyetine bile el süremez Ancak Kur’ân’a yapışık olmayan temiz bir bez ve kâğıtla tutabilir
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ GÖRÜŞÜ
Hayızlı kadının Kur’an okuması ve Mushaf’ı eline alması, mescide girip orada kalması, Hanefîler de dahil fakihlerin çoğunluğuna göre câiz değildir. Bu konuda hayızlı kadın cünüp kimse gibidir. İhtiyaç halinde mescide girebilirler, dua ve zikir niyetiyle dua âyetlerini, Fâtiha, İhlâs gibi sûreleri besmeleyi, kelime-i tevhid ve şehâdeti okuyabilirler. Mâlikî fakihleri ise, bazı sahâbe ve tâbiîn âlimlerinden rivayet edilen görüşlerin desteğiyle, kadının hayız süresi içinde Kur’an okuyabileceğini, fakat hayız kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar cünüp hükmünde olup Kur’an okuyamayacağını belirtmişlerdir. İbn Hazm bu şartı da aramaz. Mâlikîler ve İbn Hazm dahil bir grup İslâm bilgini, cünüplük halinin iradî, hayızın ise gayri iradî oluşundan hareketle hayızlı kadın lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Mâlikîler kadınların Kur’an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir.
Hayızlı kadının hayız sebebiyle ibadet edememesi, Kur’an okuyamaması dinin kendisine tanıdığı bir muafiyettir. Bu ibadetleri yapamadığı için dinî bir sıkıntı, eksiklik ve sorumluluk duyması yersizdir. İbadetlerde sayı ve süreden ziyade niyet ve fikrî-ruhî yoğunluk önemlidir. Fakat Kur’an öğretimi ve öğrenimi ile meşgul olan kadınlar, hatta mazeret beyan etmesinin kendisini zor durumda bırakacağı bir ortamda bulunan kadınlar yukarıdaki ruhsattan yararlanarak hayızlı oldukları halde Mushaf’ı ellerine alıp, Kur’an okuyup dinleyebilirler. (Diyanet İlmihali)
Kur’an’ı iyi bilenden öğrenmek:
Kur’an; güvenilir, doğru, bu işin erbabı olan kişilerden öğrendikten sonra okunmalıdır. Resulullah (sav), Cebrail (sav) ile Ramazan ayında bir araya gelir. Kur’an dersi alırdı. İlk mukabeleyi Hz. Peygamberimiz Cebrail aleyhiseselam ile Ramazan ayında okumuştur.
Mukabele Nedir?
Mukabele, karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma, karşılaştırma manalarına gelir.Mukabeleye arz ve arza kökünden gelen muaraza da denilmektedir ki bu da her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar nazil olan ayet ve sureleri Cebrail (as)’in Hz. Peygamber’e O’nun da Cebrail’e okuması manasında bir terimdir.Allah’ın sevgili iki elçisi, Kur’an-ı Kerim’i birbirlerine okumak üzere Ramazan ayında her gece bir araya gelmekteydiler. Her yıl bir defa yapılan bu karşılıklı okuma işi Allah Resulu’nun vefat edeceği yıl iki defa yapılmıştı. Bu son yapılan okuma işine de ‘Arza-i ahire’ denilmiştir. Allah Resulu bu mukabele (karşılıklı okumanın) iki defa yapılmasını vefatının yaklaştığını anlayarak bunu sevgili kızı Hz. Fatıma’ya bir sır olarak bildirmiştir. Bu sünnet günümüze mukabele olarak gelmiştir.
Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.