KUR’AN’I KERİM’İ ANLAMAK (23)
İslam dininin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ; Hz Muhammed (s.a.s)’ e her şeyi açıklamak üzere indirilen (Nahl : 16/89) , en ilkel insandan en yüksek ilim ve fikir adamına , en fakirinden en zenginine , amirinden memuruna , işçisinden patronuna … kadar herkesi ilgilendiren ilkeleri ve kuralları kapsayan bir kitaptır.
Bir şeyin, bir metnin, bir mesajın Kur’an olabilmesi için okunması gerekmektedir. Okunmayan şeye Kur’an denmez. Bir kitap ki eğer okunmuyorsa, okunmak için değilse ona Kur’an denmeyecektir. Elimizdeki şu kitabı okumanın dışında nerede ve nasıl kullanırsak kullanalım, buna Kur’an denmeyecektir. Okumak ise duyularla algılanan bir mesajın, kişiye onu amele sevk etmek üzere bir şeyler söylemesi, görevler yüklemesi anlamına gelmektedir.
Önceki derslerimizde de ifade ettiğimiz gibi okuma işi, dört âzânın eylemidir. Göz, dil, akıl ve kalp. Gözle görülür, dille telaffuz edilir, akıl okunanı tercüme eder, kalp te ona göre tavır alır. Göz görmüş, dil telaffuz etmiş ama akıl onu tercüme etmemiş, kalp de buna göre bir tavır almamışsa, buna okuma denmeyecektir. Meselâ bir odanın kapısında: “Buraya girmeyin” diye bir yazı var da siz onu gördüğünüz, okuduğunuz halde oraya girmeye kalkmışsanız, bu mesaj size bir şey dememiş ve siz onu okumamışsınız demektir.
Hz. Peygamber bir gün Hz. Muaz’ın elinden tutup bir süre yürüdükten sonra kendisine birçok tavsiyede bulunmuştu.
Bu tavsiyelerden birisi de “Kur’ân’ı anlamaya çalışması” (Münzirî, et-Terğîb ve’t-terhîb, VI, 148.) gerektiği idi.
Hz. Ali (Kerremallâhu vechehe)’den rivâyetle:
Rasûlü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sel-lem) efendimiz:
“Kendisinde idrak ve anlayış bulunmayan ibadette hayır olmadığı gibi, düşünmeksizin yapılan Kur’ân okumada hayır yoktur.”
(Tedebbürsüz kuran okumada hayır yoktur)
Gazâlî, İhyâ, I, 81 diyerek kutsal kitabımızı anlayarak okumanın dünya ve ahiret hayırlarını getireceği müjdesini vermektedir.
Hz. Peygamber bu gayrette olanı Allah (cc)’ın övdüğünü müjdeler.”Allah’ın evlerinden birinde, Allah’ın kitabını okumak ve aralarında müzakere etmek için toplanan kimselerin kalplerine huzur dolar, onları rahmet kuşatır, melekler etraflarını sarar ve Allah onları kendi katında bulunanlara överek anlatır.” (Ebû Davud, “Vitr”, 14; Tirmizî, “Kur’ân”, 10.)
Yüce Allah:”Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?” (47/Muhammed, -42)
“Ve lekad yessernel kur’âne lîz zikri fe hel min muddekir(muddekirin). “
“Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı, zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı?” (54/Kamer–17) buyurur.
Peygamber Efendimiz sav: Benim ümmetim, paraya ve mala çok değer vermeye başladıklarında, İslâm’ın heybet ve azameti onlardan gidecek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk ettiklerinde de vahyin bereketinden, yani Kur’ân’ı anlamaktan mahrum kalacaklardır”. (Suyûtî, Câmiü’s-Sağîr, I, 416.)buyurmaktadır.
Buna göre Kur’ân-ı Kerîm’in manasını anlayarak ve ondaki yüce hikmetleri düşünerek okumaya çalışılmalıdır. Zira Kur’ân, yalnız elfazının okunması için inmemiştir. Onun âyetlerinin tedebbürü, manasının tefekkürü ve kendisi ile amel edilmesi için indirilmiştir. İslâm âlimlerinden bazıları Kur’ân’ı manasını düşünmeksizin okumanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. (el-Bürhân, I/455; A. Aydemir, Hz. Peygamber ve Sahabenin Dilinden Kur’ân’ın Faziletleri, s. 67.)
Bu da gösteriyor ki Kur’ân okuyan kimse, okuduğu her sayfanın Türkçe tercümesini de en sahih mealden okumalıdır.
Kur’ân’ın baştan sona kadar Türkçe tercümesini okuyan kişinin, Arapçasını okuyan gibi sevap kazanacağı da nakledilmektedir. (Diyânet aylık Dergi, yıl: 2005, Nisan, sy. 172, s. 36)
Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.