Muharrem Günay

KURAN YAZILARI (30) – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

28 Aralık 2011 Çarşamba 02:00:00
  MEAL VE TEFSİR OKUMAK (30)
Meal Kur’anın dediklerinden demek istediğini anlamaktır. Kur’anda isimler geçmez çünkü mesajları geneldir. Yöresel forumlar taşısa da mesajları evrensel ve tüm zamanlar içindir.
Mesela Maun suresinde ki hitabı Velid bin Mugire’nin şahsında tüm insanlardır. Yine Ebu Leheb’in asıl adı değil lakabıdır. Karısının da adı geçmez. Firavunlarda ad değildir Firavun padişah/kıral demektir. Esneklik ve genellik kuranın en önemli özellikleridir. Okumak demek anlamak demektir. Anlama yoksa mukabele ve okuma yarım kalır.
Kuran Arapçadır. Meal yaparak diğer dilleri de şeref-lendirmiş Kur’anla buluşturmuş oluruz.
Kuran abdestsiz okunmaz ama meal için böyle bir şart yoktur. Meal malumat sahibi olmak demektir. Allah’ın mesajından malumat-bilgi sahibi olmuş oluruz. Birden çok meal okumalıyız. Mealler karşılaştırılmalı okunursa anlam zenginliği görülmüş olur.
Meal iniş sırasına göre okunursa daha iyi olur.
Meallerle sınırlı kalmak
Meal mealle sınırlı kalmak demektir. Okumaları tefsire dönüştürmek gerek en iyi okuma tefsir okumadır. Meal ve tefsirlerde birbirine yakın ayetleriv de okumak gerek. Bazı meallerde bak adı altında diğer ilgili ayet notları da verilir. Meale bakarak ahkâm kesmek doğru değildir. En doğru okuma biçimi tefsire dönüştürmek ve çeşitli mel ve tefsirlere bakmak gerek en doğru okuma budur. Kuranın ma-nasını bilerek ve düşünerek okursak ona olan sevgimiz aşka dönüşür.
Arapça bilmek Kur’an’ı anlamaya yeterli değildir. Eğer öyle olsaydı Arapça tefsire gerek kalmazdı. Her Arap onu anlayabilirdi. Hâlbuki Araplarda onu anlamaya muhtaçtır.
İmâm Gazâlî Hazretleri, Kur’ân okurken dikkat edilmesi gereken bazı husûsları şu şekilde bildirmiştir:
1. Tedebbür: Kur’ân okumaktan gaye nedir, bunu düşünerek ağır ağır okumak.
2. Tefehhüm: Kur’ân’ı okurken, anlamaya çalışarak okumak.
3. Tahsîs: Kendisine hitâb edildiğini kabûl ederek okumak.
4. Teessür: Kur’ân’ı okurken, anlatılan şeye göre üzüntü, korku, ümid ve daha başka sıfatlarla müteessir olarak okumak.
5. Terakkî: Kur’ân’ı okurken, kendi ağzından değil, Allahü Teâlâ’dan dinliyormuş gibi okumak.
6. Teberrî: Kur’ân’ı okurken, Allah’ın büyüklüğü karşısında kendi benlik ve varlığından geçmek ve kendisini hiçe saymaktır. (İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn)
NASIL YAŞARSAN ÖYLE ÖLÜR VE ÖYLE DİRİLİRSİNİZ
Farz edin ki elinizde 114 kaset var. Meselâ En’âm tuşuna basın size En’âm’ı okusun, A’râf tuşuna basın size A’râf’ı okusun, Yâsîn tuşuna basın size Yâsîn’i okusun. Mesele bu değil ama, mesele onu kafaya, kalbe yerleştirmektir. Önemli olan sûrenin muhtevasını kafada canlı tutmaktır. Bakın sahâbeden birisi tüm varını yoğunu Allah yolunda infak eder. Kendisine derler ki, “niye böyle yapıyorsun? Bari çoluk çocuğuna bir şeyler bıraksaydın, onlar el âlemin eline bakmasalardı!” O der ki, “ben çocuklarıma Vakıa sûresini bıraktım. Vallahi onlar bu sûreye sahip oldukları sürece asla aç ve açıkta kal-mazlar.”
Sûre karın doyurmaz. Ama kişi bu sûreyi devamlı okur ve sûrenin muhtevasını kafasında canlı tutarsa, sûrenin muhtevasını kavrar ve hayatını onunla düzenlerse, o zaman onun ihtiyaç felsefesi de-ğişecektir. İhtiyaç anlayışı sûreye göre şekillenecek, dünyaya karşı kanaatle doyacak, şu anda insanların pek çoğunun ihtiyaç zannedip peşinden koştuğu şeylerin arkasına düşmeyecektir. İşte sûreyle doyuma ulaşmak bu anlamdadır.
Allah Resûlü Ebu Dâvûd ve İbni Mâce’nin Muakkıl bin Yesâr-dan rivâyet ettikleri bir hadislerinde: “Ölmek üzere olan hastalarınızın yanında bu sûreyi okuyun” buyurur. Yâni ölümü, Rab’bin huzuruna gidişi yaklaşmış hasta mü’minlerin başucunda Kur’an’ın özeti olan, kulluğun en güzel biçimde anlatımı olan bu sûrenin okunması, hatırlatılması çok faydalı olacaktır. Ama şurasını hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki, bunu ölmeden önce oku-yacağız adama. Adam hayattayken ona bunu okuyacak ve duyuracağız ki, böyle bir hayat yaşasın. Diriyken, sağken, hayattayken duyuracağız ki, adam bu sûrenin muhtevasına göre bir ömür yaşasın. Yoksa hayattayken adama bu sûreyi hiç duyurmamışız, hiç okumamışız son anda, ölümden bir kaç dakika önce gitmişiz başucunda Yâsîn okuyoruz, Yâsîn duyuruyoruz.Önceden adam bu sûreyi duymamışsa, bu sûrenin istediği gibi bir hayat yaşamamışsa ne mânâ ifade edecek ki bu okumamız?
Hani anlatılır ya, tüm hayatı boyunca kitaptan da, kitabın Yâsîn sûresinden de habersiz, inşaatçılıkla uğraşırken ölüm döşeğine başını koymuş bir adamın başına gitmişler ve okumaya başlamışlar. Adamın okunandan hiç mi hiç haberi yok. O ana kadar ne Kur’an duymuş, ne âyet duymuş, ne hadis duymuş, ne Yâsîn duymuş. “Kiremit ver, çimento dök, harç getir, al, ver” derken, son anda “harç bitti, inşaat paydos!” der ve ruhunu teslim eder. Böyle birinin başında bin Yâsîn okusanız bile bir değer ifade etmeyecektir. Adamın önceki hayatında Yâsîn olacak ki, Yâsîn’den haberdar olacak ki ölürken de bildiği şey sadece kendisine hatırlatılmış olsun.

Yazarın Diğer Yazıları