Muharrem Günay

KURAN YAZILARI (32) – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

30 Aralık 2011 Cuma 02:00:00
  NİCE KUR’AN OKUYAN VARDIR Kİ
KUR’AN ONA LÂNET EDER (32)
Kur’an “Karae” kökünden gelen bir kelimedir. “Okunak-Okunan şey” anlamındadır. Bir şeyin, bir metnin, bir mesajın Kur’an olabilmesi için okunması gerekmektedir. Okunmayan şeye Kur’an denmez. Okumak ise duyularla algılanan bir mesajın, kişiye onu amele-davranışa sevk etmek üzere bir şeyler söylemesi, görevler yüklemesi anlamına gelmektedir. Okuma işi, dört organın eylemidir. Göz, dil, akıl ve kalp. Gözle görülür, dille telaffuz edilir, akıl okunanı tercüme eder, kalp te ona göre tavır alır; yani okunanlar davranış halinde bireyde ortaya çıkar. Göz görmüş, dil telaffuz etmiş ama akıl onu tercüme etmemiş, kalp de buna göre bir tavır almamışsa, yani okunanlar davranışa amele dönüşmemişse buna okuma denmeyecektir. Meselâ bir binanın kapısında: “Buraya girmeyin-Ölüm tehlikesi var” diye bir yazı var da siz onu gördüğünüz, okuduğunuz halde oraya girmeye kalkmışsanız, bu mesaj size bir şey dememiş ve siz onu okumamışsınız demektir.
Mevlana Hazretleri Fihi Mâfih adlı eserinde şöyle ediyor:
“Rivayet edilmiştir ki: Peygamber (Tanrı’nın selâm ve salâtı onun üzerine olsun) zamanında eshaptan her kim, yarım veya bir sure öğrenirse, ona büyük adam derler ve bir yahut yarım sureyi biliyor, diye parmakla gösterirlerdi. Çünkü onlar adeta Kur’an-ı yerlerdi. (iyice hazmederlerdi.) Bir veya yarım batman ekmek yemek hakikaten güç bir iştir. Fakat ağızlarına alıp çiğneyip, çiğneyip atarlarsa, bu şekilde yüz bin merkep yükü ekmek yenebilir . (Peygamber): “Ne kadar Kur’an okuyan vardır ki Kur’an ona lânet eder” (Hadis-i şerif) buyurmamış mıdır? İşte bu, Kur’anı okuduğu halde manasını bilmeyen (manasına göre hareket etmeyen) kimse hakkında söylenmiştir. Fakat böyle olmasa da yine iyidir. (Fihimafih sayfa 129, İst 1985, Milli Eğitim Basım Evi çeviren. Meliha Ülker Tarıkâhya)
Kur’an-ı Kerim’in bize lanet etmemesi için:1-Kur’an-ı Kerim’i tecvit üzere okumaya gayret etmek gerekir çünkü Cenâbı Hakk Kur’anda “Verettilil Kur’âne tertîle” (Müzzemmil/4) “Kur’an-ı Tertil-tecvit üzere, açık açık okuyun” buyurmaktadır.
2-Kur’an-ı anlayarak okumak gerekir. Bu bakımdan okuduğumuz surelerin meal ve tefsirlerini de okumalıyız. Bilhassa namazda okuduğumuz sure ve duaların namazın faziletini artırması ve kabulüne şayan olması bakımından öğrenilmesi gerekir. Hz. Ali Efendimiz: “Tedebbürsüz Kur’an okumada (yani tefekkür etmeden ve manasını düşünmeden okumada) hayır yoktur buyuruyor.
3.Okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’in manasına uygun hareket etmek ve Kur’an-ı hayatımıza hakim kılmak gerekir. Kur’an-ı tecvitisiz, manasını anlamadan okuyup, sosyal hayatımızdan, aile hayatımızdan, ekonomik ve ticari hayatımızdan uzaklaştır ve O’nu sadece ölüler için okunan bir kitap haline dönüştürür, Kur’an’la amel etmezsek işte o zaman okuduğumuz Kur’an bize lanet eder.
Şunu bilmek gerekir ki, Kur’ân’ı öğrenip durduğu halde, Kur’ân’dan ga­fil olan kimsenin sorumluluğu, gereği gibi öğrenemeyen, bilemeyen kimse­nin sorumluluğundan daha büyüktür. Kur’ân ilmini elde ettiği halde, Kur’ân’dan yararlanamayan, yasak kıldığı şeylerden uzak durmayıp çekinme­yen, çirkin günahları işleyen, yüzkızartıcı suçlar işleyen bir kimseye karşı Kur’ân bir delil ve onun karşısına dikilecek bir davacı olacaktır.
Nitekim Ra-sûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân, ya lehine veya aleyhine bir delil­dir.”
– Hadisi Müslim ( Müslim, Tahâre 1.) rivayet etmiştir.
– O halde yüce Allah’ın Kitabı’nı ez­berleyip bellemekle, özel imtiyaz tanıdığı bir kimse, Allah’ın Kitabı’nı hak­kıyla okumakla, ifadelerinin gerçek mânasını dikkatle düşünmekle, akıllara durgunluk veren manalarını kavramaya çalışmakla, onun anlaşılmakta güç­lük çekilen yerlerini iyice kavramakla görevlidir.
Yüce Allah bu konuda şöy­le buyurmaktadır: “Ayetlerini düşünsünler, akıl sahipleri öğüt alsınlar di­ye sana indirdiğimiz çok mübarek bir Kitaptır” (Sâd, 38/29).
Yine yüce Rab-bimiz, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Onlar Kur’ân’ı düşünmezler mi, yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 47/24).

Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.

Yazarın Diğer Yazıları