Asırlar boyunca 3 kıtaya nizam veren Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi de aynı şekilde hoşgörü örnekleriyle doludur.
İstanbul’un fethinden sonra “Padişahım çok yaşa ! , Padişahım çok yaşa !” sesleri arasında şehre giren Fatih “Allah’ın Ordusu” ve “İslâm’ın Askeri” olmak şerefine erişen gazilere şöyle sesleniyordu:
“Ey kahraman mücahitler! Allah’a hamdü senalar olsun. İşte bundan böyle sizler Kostantiniyye fatihlerisiniz. Hz. Peygamberin, Kostantiniyye şehri elbette feth olunacaktır. Onun fethine muvaffak olan hükümdar, ne güzel hükümdar ve askerleri de ne kahraman askerlerdir” buyurduğu ve lisan-i Peygamberin şeref-lendirdiği şerefli askerler siz oldunuz. Gazanız mübarek olsun. Zinhar çocukları, din adamlarını, sizinle harbetmeyen insanları öldürmeyin, kadınlara dokunmayın, Peygamberin size layık gördüğü şerefin ehli olasınız.”
Hz İsa’nın ruhaniyetine sığınan ve Meryem Ana’nın gelip kendilerini kurtarmasını bekleyen halk Ayasofya’ya doluşmuştu. Meryem Ana yerine karşılarında Fatih’i buldular Ayasofya’ya giren Fatih onlara elleriyle susmalarını emretti ve şöyle dedi:
“Ayağa kalk! Ben Sultan Mehmed, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki; Bu günden itibaren artık ne hayatınız ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” (M. Doğan:181) dedi ve Hıristiyanlara Bizans döneminde görmedikleri derecede bir din hürriyeti tanıdı. Fatih, tarih boyunca sahip oldukları topraklarda din ve vicdan hürriyetine son derece saygı gösteren bir milletin evladı olarak Ortadokslar’a da aynı şekilde muamele etti.
“Fatih İstanbul’u aldıktan bir kaç gün sonra Papaz Gennadios’u bir dost olarak, huzuruna davet etti; ona geliş ve dönüşünde tantanalı merasimler yaptı. Kendisine verdiği imtiyaz fermanı ile onu patrik tayin etti; patriğe bir at ve bir de murassa patriklik asası ve alametleri hediye etti. Patrikhaneye dini ve kültürel tam bir hürriyet bahşeyledi. Böylece Bizans tarihinde imparatorların emrinde, çoğu zaman, bir siyasi vasıta olarak kullanılan Patrikhane, ilk defa olarak, Türk idaresinde muhtariyete kavuşuyordu. Fakat daha mühimi Rumların dinlerini Katolik papaya satmaktan kurtulmaları idi. Rumlara göre Avrupalılar barbar, zalim ve dinle-rine göz dikmiş ve Hıristiyanlıktan çıkmış insanlardı. Avrupalılar da Bizanslıları, Rafızi, hilekar ve Hıristiyanlığa hıyanet etmiş sayıyorlardı. İki mezhep arasındaki bu kadim düşmanlık Dördüncü Haçlı seferindeki Latinlerin İstanbul’u, Bizans’a ait bir takım sahilleri işgaliyle artmıştı.” (O.Turan 2: 63) Bu gün Türk milleti aleyhinde bir çok faaliyetlerde bulunan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Katolik Avrupa’nın baskısından ve zulmünden Türkler sayesinde kurtulmuş ve muhtariyet kazanmıştı.
Hıristiyanlar kendi aralarında bile birbirlerine göstermedikleri dini hoşgörüyü Türklerden görünce İstanbul’dan kaçanlar tekrar memleketlerine dönmeye can attılar. “Tarihçi Lamartine’nin tabiriyle bir kaç ay içinde İstanbul’a Türklerden fazla Rumlar üşüştü.” (M. Doğan : 194) O tarihlerde Hıristiyan Avrupa’da Engizisyon mahkemelerinde binlerce insan hayvanlar gibi boğazlanıyor ve diri diri yakılıyordu.
Osmanlı ordusu Mısır seferine giderken, bağlık bahçelik yerlerden geçiyordu. Çevrede salkım salkım üzümler, türlü meyveler vardı.
Ordu Gebze yakınlarında konakladığı zaman, Yavuz’un kalbine bir şüphe düştü: “Acaba sahibinden izinsiz bir elma veya üzüm koparan askerim var mı?“ diye düşündü. Hemen araştırılmasını istedi. Yapılan araştırmada asker üzerinde ne bir salkım üzüme ne de bir adet elmaya rastlandı. Asker bir adet üzüm tanesine dahi el sürmemişti. Durum padişaha arz edildi. Padişah rahatlamıştı. Elerini yukarı kaldırıp Yaradan’a şükretti:
“Ey Allah’ım! Bana haram yemeyen bir ordu ihsan ettiğin için sana sonsuz şükürler olsun.“
Sonra Yeniçeri Ağası’na dönüp şöyle söyledi:
“Eğer askerlerimden bir tek kimse sahibinden izinsiz bir meyve koparsaydı Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz.“ (B. Ergezer, Türk Tarihinden Damlalar, s:46) Bu örnekler atalarımızın İslâm’ın cihat ruhuna ve kurallarına nasıl dikkatle uyduklarını göstermesi açısından çok önemlidir. (Son)