Muharrem Günay

Onlar Sözlerinde Dururlar Ve Yalan Söylemezler

Muharrem Günay

Yüce kitabımızda mü’minlerin özellikleri anlatılırken “Onlar ki Allah’ın ahdini yerine getirirler, verdikleri sözü bozmazlar” (Ra’d 13/20) buyrulur. Başka ayetlerde ise “Yalan sözden sakınınız!” (Hac, 22/30) “Ey iman edenler! Allah tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Yalan söylemeyip doğru söylerseniz) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar.” (Ahzâb, 33/70-71) buyurmaktadır.

Kurân-ı Kerim’de sıdkın/doğruluğun zıddı, karşılığı olarak geçen “kizb” yalan ve ve yalancılık demektir. Dilimizde kizb sözcüğü “tekzib etmek”, deyiminde geçer. Tekzip etmek yalanlamak demektir.

Yalan ve yalancılık ise; karşısındaki insanı kandırmak ve aldatmak amacıyla söylenen ve gerçeğe uymayan söz demektir. Bu sözü söyleyen insana ise yalancı denir. Kizb, değişik şekillerde Kur an da üç yüzden fazla âyette geçmektedir. Ayet ve hadislerden öğrendiğimize göre münafıklarda bulunan en önemli üç özellikten birincisi, yalan söylemek ikincisi verilensözde durmamak, üçüncüsü ise emanete hıyanetlik etmektir.

İslâmiyet ahde yani verilen sözün yerine getirilmesine büyük bir önem vermiş, verilen sözün tutulmayışını Münafıklığın en büyük alâmetlerinden saymıştır. 

Yüce Allah kitabımız Kur’an’da şöyle buyurur:

Ey iman edenler! Akitleri/verdiğiniz sözleri yerine getirin” (Mâide 5/1)

Söz vermek konusunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Söz vermek (de karşıdaki insana vaad edilmiş) bir ikram gibidir.” (Taberâni; el – Mu’cemü’l – Evsat, nr. 1752; Ebu Nuaym, Hilyetü’lEvliyâ, 8/259; İbn Ebu’d-Dünya, Kitabu’s-Samt, nr. 456)

Söz, borç gibidir veya ondan daha önemli.” (Süyûti, Câmiu’s-Sağir, nr: 5682, 5683; İbn Ebu’d-Dünya, Kitâbü’s-Samt, nr. 457)

Cenâb-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsmâil’i (a.s.) şöyle övmüştür:

“Gerçekten o, sözüne sadıktı.” (Meryem 19/54)

Rivayete göre Hz. İsmail aleyhisselam birisiyle bir yerde buluşmak üzere sözleştiler. Arkadaşı buluşma zamanını unuttu. Hz. İsmâil (a.s.) ise onu buluşma yerinde tam yirmi iki gün bekledi.

Abdullah b. Ebu’l-Hansa anlatır:

Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.)’e peygamberlik verilmeden önceydi. Kendisiyle alışveriş yaptım ve bir miktar borcum kalmıştı. Bir yerde ödemek üzere anlaştık. Ona borcumu getireceğime söz vermiştim. Ancak o gün ve ertesi gün borcumu götüreceğimi unuttum. Üçüncü gün gittim ki, Allah Resûlü hâlâ orada bekliyordu. Beni görünce, 

“Ey genç! Bana zahmet verdin; üç gündür seni burada bekliyorum” Buyurdu. (Ebû Davud, Edep, 90; İbn Ebu’d-Dünya, Kitâbü’s-Samt, nr. 460)

İbrahim en-Nehaî’ye; “Biri birine söz veriyor, ancak diğeri gelmiyor. Sözünde duranın ne yapması lâzım?” Diye sorduklarında şöye cevap vermiştir:

“Onu, öbür namazın vakti girene kadar bekler. Gelmediyse gider; Sorumluluk gelmeyene aittir.” (İmam Gazâli, Dil Belâsı, sayfa. 122, Tercüme: Muhammed Hakan Öner, Semerkant İstanbul 2007)

Yazarın Diğer Yazıları