Muharrem Günay

SORUMLULUĞUMUZ PEYGAMBER’İ ANMAK MI ANLAMAK MI? (I)

Muharrem Günay

29 Nisan 2010 Perşembe 03:00:00
  Peygambermizi tanımak, Onu sevmek, Onun yolundan gitmek dinimizin en önemli emirlerindendir. O’nu tanıyıp sevmeden, emirlerini kabul edip onu örnek almadan Müslümanlık olmaz. Yani, tevhid kelimesinin ikinci bölümü Muhammedun Rasûlulllah ifadesidir.
Sünnet: Peygamberimiz’in Kur’an’ı pratize etmesi, dini uygulamak, öğretmek ve hayata hâkim kılmak için yaptıkları demektir.O’nun yolu, tavrı, davranışları demektir… Bugün sünnet olarak bildiğimiz birkaç tane, o da şekilden ibaret şey kalmış. Farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınan nâfile namazlar, yaşlı adamların sakalları, misvak kullanmak ve erkek çocukların küçük bir operasyonu ve benzer bir-iki şey. Bunların dışında sünnetleri meselâ sünnet olarak on tane davranışı bile sayamıyor Müslüman. Hâlbuki Peygamberimiz’in din adına yaptığı her şeydir, tavsiye ettiği, uyguladığı hemen her şey. Oğullarını sünnet ettirmeyenleri kınıyoruz da, ondan daha kuvvetli sünnetleri terk edenleri niçin kınamıyoruz? Kendimizin de kınanacak birçok yönümüz olduğunu kabul edelim, çünkü nice sünnetleri terk etmişiz. Esas sünnet, Kur’an’ın hayata geçirilmesinde nebevî modeldir. O, canlı Kur’an’dı. O’nun tüm hayatı sünnettir. Peygamberimiz’in putlarla ve putçularla nasıl mücadele ettiği, cihadları, savaşları, insanları nasıl eğittiği, toplumsal sünnetleri, nasıl devlete gittiği vb. bilinmeden sünnet kavramı da doğru anlaşılmaz.
Peygamberimiz kimlerle, niçin mücadele etti? Biz de aynı kimselerle mücadele etmek zorundayız. Peygamber’in düşmanları sadece O’nun zamanıyla sınırlı değildi. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler günümüzde belki daha etkin roldeler, ama onları tanıyacak ve gereğini yapacak Sünnet ehli insanlar aranıyor. Onun düşmanlarını dost kabul edemeyiz. Onun düşmanları “ben Onun düşmanıyım” demeyebilir, sinsi olabilir, O’nun getirdiği vahye, Kur’an’a ve Onun yaşayışına yani Sünnetine düşman olanlar, Müslümanlara bu konuda özgürlük hakkı vermeyenler, kim olurlarsa olsunlar bizim dostlarımız olamazlar.
Peygamberimiz, o günkü câhiliye hayatını Kur’an’ı hayata taşıyıp Sünnetiyle tefsir edip uygulayarak tarihin çöplüğüne atmıştı. Şimdi daha feci bir şekilde ortada duran sosyal ve siyasal câhiliyeyi yine yeniden uzaklaştırmak için Kur’an ve Sünnetin hayata geçirilmesinden başka yol yoktur. Bu görev, hem dünya kurtuluşu ve hem de âhiret ödülü için şarttır.
Peygamberimiz’e karşı, O’nun mirasına ve bize bıraktığı emanete karşı bu ve benzeri görevleri düşünüp planlamadan kuru kuruya güller ve gül edebiyatlarıyla, duygusal hitaplarla Peygamber’i anmak, O’nun aziz hatırasına saygısızlıktır diye düşünüyorum.
Hayatımız Onun yaşayışına, evlerimiz Onun evine, sokaklarımız Onun Medinesinin sokaklarına, okullar Onun Suffe okuluna, devlet Onun devletine ne kadar benziyor? Onun, nice zahmetlerle kurduğu devleti ne yaptık? Onun adını destanlaştırması gereken diller ne adlar belledi? Kimleri putlaştırdı? Artistleri, şarkıcıları, futbolcuları, tâğutları ezbere bilen, fakat Peygamberin hayatını onların yaşayışı kadar bile tanımayan, Peygamberin izi yerine başka izler takip eden nesiller nasıl onun ümmeti olacak?!
Rasûlullah’a Karşı Görevlerimiz
1- O’na iman: Kelime-i şehâdet: Abd ve rasûl; Tevhid kelimesindeki “Muhammedun Rasûlullah’ı gereksiz görenler” ve onlara karşı tavrımız,
2- O’nu (doğru şekilde) tanımak, hayatını öğrenmek ve öğretmek,
3- O’nu sevmek ve sevdirmeye çalışmak. Sevginin kanıtlanması gerektiğini, bedeli olduğunu, fedâkârlık gerektirdiğini unutmamak,
4- O’na itaat etmek, sünnetini tatbik etmek, O’nu örnek/model almak,
5- O bir emanettir. O’nun yolu, çizgisi, metodu, sünnetleri emanettir. İhânet etmemek
6- Onun mirasına sahip çıkmak. O”Yâ eyyuhellezine âmenû lâ tehûnullahe ve’rrasûle ve tehûnû emânâtikum. / Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hâinlik etmeyin. (Sonra) bile bile kendi emanetlerinize hâinlik etmiş olursunuz.” (8/Enfâl, 27) O’nun mirası Kitap ve Sünnetti. Onun mirası ilimdi, vahyin bildirdiği ve yönlendirdiği ilim. Tevhid ve devletti.
7- Onun gibi dâvetçi, tebliğci olmak, emr-i bi’l-ma’rufu kuşanmak,
8- Artık başka peygamber gelmeyeceğinden, Onun ümmeti, Onun ve diğer peygamberlerin risâletlerini/misyonunu kuşanmak zorundadır. “Ellezîne yubelliğûne risâlâtillâhi ve yahşevnehû ve lâ yahşevne ahaden illâ Allah. / Onlar Allah’ın gönderdiği mesajları tebliğ ederler, Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah herkese yeter.” (33/Ahzâb, 39) (Devamı yarın)

Yazarın Diğer Yazıları