ONLAR ALLAH’A VE HZ. PEYGAMBERE TABİ OLURLAR
“Yâ eyyuhellezîne âmenûttegullahe ve âminû bi resûlihi yu’tikum kifleyni min rahmetihi ve yec’al lekum nûren temşûne bihi ve yağfir lekum, vallahu ğafûrun rahîm(rahîmun). (57/HADÎD-28)
“Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah’a karşı takva sahibi olun. Ve O’nun Resûl’üne îmân edin ki, size rahmetinden iki kat versin. Ve sizin için, onunla beraber yürüyeceğiniz nur kılsın (versin). Ve sizi mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin). Ve Allah; Gafûr’dur, Rahîm’dir. )” (57/Hadîd-28)
Rasule tabi olmak, Allah’a tabi olmaktır. Aişe validemizin buyurduğu gib Sevgili Peygamberimiz “Yaşayan Ku’randı; O’nun ahlakı Kur’an’dı” O’na tabi olmadan, O’nu sevmeden ve O’nun sünnetine sarılmadan takva ehli olmak mümkün değildir. Allah’a ve Rasule tabi olmak aynı zamanda Allah ve Rasulünün yolundan giden ve irşat görevini yerine getiren İslam âlimlerine, irşat ehline de tabi olmayı gerektirir. Çünkü Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi “Âlimler peygamberlerin varisleridir.”
Yahudi ve Hıristiyanlara Tabi Olmayın
“Ve len terDâ ankel yahûdu ve len naSârâ hattâ tettebia milletehum Gul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ naSîr(naSîrin). (2/Bakara-120)““Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de Hıristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.” (2/Bakara-120)
Bu ayette takva sahibi olmak /Allah’a ulaşmak ve O’nun rızasını kazanmak isteyenlerin Yahudi ve Hıristiyanlarla ilişkilerinde çok dikkatli olmalarına dikkat çekilerek onların heva ve isteklerine uyanların, onlarla dost olanların, onları veli/yol gösterici olarak görenlerin Allah’ın dostluğunu kaybedeceğine dikkat çekiliyor. (Bak. 5/Maide–51, 9/Tevbe/32–33, 60/Mümtehine 8–9)
Biliyoruz ki, bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırmışlar, hepsi hidayete ermişlerdir. Bu ayette geçen “Hüdallâhi” den maksad ruhumuzu Allah’a ulaştırmak yani takva sahibi olmaktır.Peygamberimizin ashabı vucutları ile hem cismani hem de ruhani olarak Allah’a teslim olmuşlar, O’na ulaşma gayreti içerisinde olmuşlardır. Al-i İmran Suresinin 20. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, bütün sahâbenin bu hedefe ulaştıklarını, vücutlarını Allah’a teslim ettiklerini söylüyor:
“Fe in hâccûke fe gul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve gul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe gadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâğ(belâğu), vallâhu baSîrun bil Ibâd(Ibâdi)” (3/Âli İmrân-20)““Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ’lere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR’dir (görendir).” (3/Âli İmrân–20)“