Muharrem Günay

TAKVA YAZILARI (15) – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay

24 Ekim 2011 Pazartesi 03:00:00
  NAMAZ İNSANI TAKVA EHLİ YAPAR
KÖTÜLÜKLERDEN SAKINDIRIR
Allah Kur’an’da:“Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar” (29/Ankebut-45) buyuruyor.
Eğer namaz kıldığımız halde hayatımızda bir kısım bozukluklar varsa biz namazı Allah’ın istediği şekilde kılmıyoruz da namaz gösterisinde bulunuyoruz demektir. Namazla din kurtarma çabası içine giriyoruz demektir. Eğer kişinin namazıyla hayatı, namazıyla ticareti, namazıyla siyaseti, namazıyla aile hayatı, namazıyla sosyal hayatla münâsebeti aynı doğrultuda değilse bu namaz Allah’ın istediği bir namaz değildir. Namazı Allah’ın istediği gibi kılmayanlar ve kötülük yapmaya devam edenler asla takvaya ulaşamazlar.
Seleften biri şöyle der:”Kişi kendisini Allah´a yaklaştırdığı inancıyla secdeye varır. Oysa secdede yaptığı günâhlar, bulunduğu şehrin sâkinlerine taksim edilmiş olsaydı hepsi helâk olurdu´. Bu sözü dinleyenlerden biri ´Bu iş nasıl oluyor?´ diye sorunca, o zât şöyle karşılığını verir:
“Kendisi Allah huzurunda secdeye varmaktadır. Kalbi ise, nefsin hevasına kulak veriyor ve kendisini kaplamış olan bâtılı görüyor.”
Toplumda namaz ayağa kaldırıldığı zaman dinî hayat ayağa kaldırılmış demektir. Meselâ bir ülkede oturan insan­ların her biri, tek tek namazlarını kılsalar bile namaz ikâme edilmiş sayılmaz. Namaz, toplum olarak ikâme edilmesi gereken bir ibâdettir.
Onun içindir ki namazu huşû ve hudû ile, ta’dil-i erkana uyarak kılmalıyız.
Namazın kılınması için önce en yakınlarımızdan başlayarak, ‘yakından uzağa’ ilkesi içerisinde “emr-i bil ma’ruf ve nehy-i ani’l münker”yapmalıyız; Yâni iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevimizi yerine getirmeliyiz. Namaz kılmayanları uyarıp, namaza teşvik etmeliyiz. Hayatımızı, günümüzü namaza göre programlamalıyız. Hayat prog­ramının içine sıkıştırılmış bir namaz değil, ya da namaza yer bı­rakmayacak bir hayat prog-ramı değil, namaza göre ayarlanmış bir hayat programını gerçekleştirmenin uğraşısı içinde olmalıyız.
Namaz dinin direği, ailenin düzeni, toplumun dengesi, haya­tın hikmeti, kulluğun gereği ve imânın açık belgesidir. Allah ile kulları arasında en işlek yoldur. Hiçbir peygamber namazdan va­reste tutulmamış, semavî hiçbir din bu ibadete ilgisiz kalmamıştır.
— Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
“Bu dinin başı teslimiyettir. Allah’a teslim olan selamete erişir. Namaz, dinin direğidir. Ama en yüksek şeref ve derece cihattır. Bu dereceye ancak en üstün Mü’minler ulaşır.” (İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir Ve Tercümesi, Aydın Yayınevi: 1/36)
Onun için Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: “Namaz benim gözümün aydınlığı kılınmıştır!” buyurarak, namazın her iki haya-tımıza da aydınlık getireceğine işaret etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in elliden fazla yerinde namazdan bahsedilmiştir. Âhiret’te insandan ilk önce bu ibâdetten sorulacağı da onun önemini anlatmaya yeterli bir delildir. Aynı zamanda namaz küfürle imân arasında bir alâmet-i farika sayılır.
Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)’den itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler gönderildikleri insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. (Bak: Bakara, 83; Maide, 12; Yunus, 87; İbrahim, 37; Meryem, 31, 35; Tâ-hâ, 14, 132; Enbiya, 73. ayetler)
Dinin direği ve müminin miracı olarak kabul edilen ve Sevgili Peygamberimizin “gözümün nuru” dediği namaz belli eylemler ve özel rükünler ile yüce Allah’a kulluk etmektir. Namazın dış görünüşü birtakım şekiller ve zikirden ibaret ise de, içerisi ve gerçek mahiyeti, yüce yaratıcıya münâcât etmek, O’nunla konuşmak, O’na yakınlaşmak ve O’na ulaşmaya bir yol bulmak, takvaya ulaşmaktır. Bu özelliğinden dolayı, yani yüce yaratıcı ile teklifsiz, aracısız buluşma ve konuşma anlamına gelişinden dolayı, namaz ilâhî bir lutuf olarak kabul edilmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları