3.ONLAR KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİMİZ ŞEYLERDEN
ALLAH İÇİN HARCARLAR
Bakara suresi üçüncü ayette “Ve mimmâ razagnâhüm yunfigûn ( e )” “Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylereden de (gereken yerlere Allah için) verirler” denilerek takva sahiplerinde bulunması gereken özellikler sayılmaya devam edilir.
“Ellezîne yunfigûne fîs serrâi veDDarrâi vel kâZımînel ğayZa vel Afîne Anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).” (3 / Al-İ İmran – 134)
Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.
Takva sahipleri, bollukta da darlıkta da infak ederler ve cennette pınar başındadırlar.
“İnnel mutteGîne fî cennâtin ve uyûnin.(51/Zariyat -15)
Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır. (51/Zariyat -15) “Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn(muhsinîne). (51/Zariyat -16) Rab’lerinin onlara verdiği şeyi alanlar; muhakkak ki onlar, bundan önce muhsin olanlardır. (51/Zariyat -16) “Kânû galîlen minel leyli mâ yehceûn(yehceûne). (51/Zariyat -17) “Onlar geceden uyudukları şey (zaman parçası) çok az olanlardı.” (51/Zariyat -17) “Ve bil eshârihum yestağfirûne. ). (51Zariyat -18) “Ve onlar, seher vakitlerinde mağfiret dilerler.” (51/Zariyat -18) “Ve fî emvâlihim haggun lis sâili vel mahrûmi. ). (51/Zariyat -19) Ve onların mallarında isteyenlerin ve mahrum olanların (isteyemeyenlerin) hakkı vardır. ). (51/Zariyat -19)
Gerçekten Takva Sahipleri Cennetlerde Ve Pınar Başlarındadır… Mallarında, Muhtaç Ve Yoksullar İçin Bir Hak Vardır.O müttakî (Al lah’tan hakkıyle korkan)ler sadece iman ile ve yalnız namazı dosdoğru kılmak gibi bedene ait ibadetlerle de kalmaz, mâlî (malla ilgili) ibadetlerde de bulunurlar. Kendilerine nasip ve kısmet ettiğimiz rızıktan, maddî ve hatta manevî şeylerden Allah yolunda harcamada da bulunurlar.
“Rızık”, aslında Arapça’da “haz” ve “nasip” anlamında isim olup, nasip etmek, rızıklandırmak mânâsındadır Ehl-i Sünnet’e göre şer’î mânâsı da lügat mânâsının aynıdır ki, “Cenab-ı Allah’ın canlıya zevk ve faydalanma nasip e ttiği şey” diye tarif edilir. Şu halde mülk olsun olmasın, yenilen, içilen ve diğer şekillerde kullanılmasından faydalanılan mallara uygun olduğu gibi evladı, eşi, gayret ve işi, ilim ve bilgileri dahi içine alır. Fakat hepsinde istifade edilmiş olmak şarttır. İstifade edilmeyen şey rızık değildir. Bu faydalanma, dünyaya ve ahirete ait faydalanmadan daha geneldir.
Buna göre dinî ve dünyevî bilfiil faydalanılamayan mal, mülk, evlat ve aile, ilim ve bilgi rızık değildirler. Bu şekilde bir şey, çeşitli faydalanma şekillerine göre farklı kimselerin rızkı olabilir. Fakat malından, gücünden, ilminden faydalanmayanlar rızıklanmış değildirler.
“İnfak”, malın elden çıkarılması, harç ve sarf edilmesi demektir. Dinî bakımdan farz, vacip, mendub kısımları vardır. Bu “infak” karinesiyle ya “rızık” mala tahsis edilmek veya “infak” mecaz yoluyla maldan başkasına da genelleştirmek gerekecektir. Açık olan birincisidir, fakat ikincisi de muhtemeldir. Şu halde âyetin bu kısmı, ilk bakışta zekât ve diğer sadakalar bağışlar, yardımlar ve vakıf gibi, fakirlere, diğer çeşitli hayırlara, aileye yardım gibi bütün mal ile yapılan ibadetleri içine alır. (bk.2/ Bakara–215)
“Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ‘Verdiğiniz hayır, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Yaptığınız hayrı, muhakkak, Allah bilir.” (2/Bakara-215) İkincisi ilim öğretme ve diğerleri gibi manevî şeyleri de içermektedir. Bununla beraber bunların hepsinin başında, İslâm’ın binasından biri olan zekat vardır. Ve bunun için birç o k tefsirciler burada ilk önce ve bizzat kastedilen şeyin zekat olduğunu açıklamışlardır.
Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.