“NEFSİNİ KÖTÜLÜKLERDEN
ARINDIRAN KURTULUŞA ERMİŞTİR
Takva sahipleri ibadetlerini cehennem korkusu ve cennet ümidi ile değil Allah aşkıyla yaparlar. Yani onlar/o takva sahipleri cennet ve cehennem olmasa da Allah’a ibadet ederler.
Bazı âyetlerde takvâ, bütün kötülükleri ifade eden “fücûr” kelimesinin zıddı olarak geçmektedir (bk.91/Şems 8-10)
“Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,“ (91/Şems- 8)
“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,” (91/Şems-9)
“Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (91/Şems -10) ; 38/Sâd sûresinin 26-28. âyetlerinde ise siyasî ahlâkı da içine alacak şekilde kullanılmıştır.
“Ey Davut! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (38/Sad-26)
“Yoksa biz, iman edip de iyi isler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah’tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?” (38/Sad-28)
Kur’ân-ı Kerîm’de takvânın karşıtı olarak “zulüm” de gösterilmiştir. Câsiye sûresinin 19. âyetinde bildirildiğine göre:
“İnnehum len yuğnû Anke minallâhi şey’â(şey’en), ve inneZZâlimîne ba’Duhum evliyâu ba’D(ba’Din), vallâhu veliyyul muttegîn(muttegîne).” (45/Casiye-19)
“Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takva sahiplerinin dostudur.” (45/Casiye – 19)
Bu âyette zulüm, daha ziyade inkârcıların Allah’a ve İslâmî ilkelere karşı inatçı ve anlamsız direnişlerini, Müslümanlara reva gördükleri haksızlıkları ifade eder.
Açıkça görüldüğü üzere, Kur’ân-ı Kerîm’in büyük önem verdiği takvâ kavramı, bütün bu bilgilerden çıkan sonuca göre başlıca şu iki anlamı içermektedir:
a) Takvâ, itikadî konularda yanlış ve bâtıl inançlara kapılmaktan, amelî ve ahlâkî konularda eksik, kusurlu, kötü, zararlı ve yanlış davranışlardan, Dinimizce esasları belirlenmiş olan hayat tarzına uymayan bir yaşayıştan sakınmak, uzak durmaktır.
b) Takvâ, bütün faaliyetlerde, ödevlerin yerine getirilmesinde, her türlü kötülüklerin terk edilmesinde öncelikle Allah’tan ittika etmektir; yani Allah korkusunu, O’na karşı saygılı olmayı ve sevgiyi ön plana çıkararak bu saygıyı ve sevgiyi bütün davranışların ve hayatın temeli yapmaktır. Buna göre takvâ bütün ahlâkî erdemlerin temelidir ve insan ona sahip olduğu oranda diğer erdemlere de sahip olur.
Takva; korunma, sakınma demek olduğuna göre; Kul Yüce Allah’a karşı sorumluluk duyarak, her türlü günahlardan kendini korumanın, niyet ve gayreti içinde olmadır. Allah’ın rızasını kazanmak için, O’nun himayesine girerek emirlerine sımsıkı sarılmak ve yasaklarından da sakınmak gerekir. Korunmak istenilen günahlar nelerdir? Bunların başında takvanın zıddı olan şirk yani Allah’a ortak koşma ile küfür yani örtme manasına gelen Allah’ı inkâr etme nankörlüğü ve imansızlık gelir. Kur’ân; nefsin kötü sıfatlarından zulüm, bozgunculuk, kibir, yalancılık, her türlü azgınlık, hainlik, israf v.s. den de korunulması gerektiğini belirtmektedir. Takvanın ilk şartı; insanın Yaratıcısı’na karşı minnet ve şükran borcunu fark edip, kul olduğunu sezme bilincine ermesidir.Takvanın, yüce dinimiz ve onun kitabı olan Kur’an’da çok önemli bir yeri vardır. Takva sahipleri, Sevgili Peygamberimizi örnek alarak, ibadetlerini her türlü şirk ve gösterişten uzak olarak yapar; Halka hizmeti Hak’ka hizmet olarak görürler.
Takva sahibi olma gayreti içinde olan mü’minler, nefsini kötü şeylerden arındırarak kazandığı ilâhî ahlâk ile kemale erer ve takva sahibi kul olma mutluluğuna erişirler. Kurtuluşa erenler işte bunlardır, cennet onlar için hazırlanmıştır. Takva sahipleri, Kur’ân’a göre Cenâbı Hakk’ın sevdiği kullarının başında gelmektedir.
Takvâ genel olarak üç mertebe de sınıflandırılmıştır.
1. Birincisi ebedî olarak cehenneme girme tehlikesinden korunmak için şirkten ittikâ edip, imana sarılmaktır (Elmalılı, 1, 169–170). Bu anlamda yukarıdaki verdiğimiz el-feth sûresinin 26. âyeti örnek gösterilebilir.
2. A’raf suresindeki âyetin örneklik teşkil ettiği ikinci mertebe ise, büyük günâhları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten kendini alıkoyarak bunların cezasını cehennem azabı ile çekme tehlikesine karşı farz ibâdetleri yerine getirip korunmaktır.
3. Üçüncü mertebe ise, kalbi, meşgul eden her şeyden temizlenip bütün varlığı ile Allah’a yönelip bağlanmaktır (Lütfullah cebeci, Kur’ân’a göre takvâ, istanbul 1985, sh. 48–49, 50). Buna da Kur’ân-ı kerim’den örnek, yine yukarıda geçen Ali imrân suresinin 102. ayetidir. Ayrıca bu üçüncü mertebe, şu hadislerden de çıkarılmaktadır:
“Kişi, mahzurlu şevleri yapma tehlikesine düşmeyeyim diye mahzuru olmayan şeyleri de terk etmedikçe (gerçek) muttakiler derecesine ulaşamaz” (Tirmizi, Kıyâmet, 19,4,634; İbn Mâce, Zühd, 24 (2/1409).
“Kul, vicdanı rahatsız eden Şeyi terk etmedikçe “.”takva”nın hakikatine eremez” (Buhârî, İman. (1/6)).
Not: Arapça ayet metinlerini Türkçe harflerle yazarken sad harfi büyük S, peltek zel ve peltek se harflari küçük ve koyu olarak (z,s), s,z harfleri küçük renksiz , Zý harfi büyük Z ile, Tý harfi büyük T, te harfi küçük te, Dat harfi büyük D, dal harfi küçük d ile gösterilmiþtir.