Muharrem Günay

YAVUZ SULTAN SELİM'İN İRAN SEFERİ İÇİN DİVAN ÜYELERİ İLE İSTİŞARE ETMESİ (2)

Muharrem Günay

Bazı vezirlerin konuşmasından sonra söz alan Sinan Paşa:
“Padişahım, bu tehlikenin bertaraf edilmesi hususunda sizin azim ve metanetinizi hiçbir kuvvet durduramaz. Osmanlıların karşısında Bizans İmparatorluğu bile dayanamadıktan sonra, o kahraman askerlerin önünde Şah İsmail asla duramaz.” der.
Sultan Selim:
“Şunu iyi bilin ki, ben Müslümanlar arasında bir savaş yapılmasını ve o uğurda kan dökülmesini katiyen arzu etmedim. Eğer böyle bir arzum varsa Allah’ın gazabı üzerime olsun. Ortada hiçbir sebep yokken kan dökmeye vesile arayan bir devlet reisi canavar tabiatlı bir insandır. Ancak vatanın bekası ve milletin selameti için kan dökülmesi icap eder de o devletin başındaki yönetici bundan imtina ederse, o da dünyanın en fena ve korkak bir insanıdır. Vatan ve milletin istikbalini tehdit eden bir tehlikeyi kandan başka bir şeyle temizlemek mümkün değilse, o milletin hükümdarı elbette bunu kanla temizleyecektir. Öyle değil mi? Hâlbuki benim en büyük gayem ve hedefim dünyadaki bütün Müslümanların birlik ve beraberliğini sağlamak ve onları bir noktada toplamak, yani ittihad-ı İslam’dır. Hayatımı bu uğurda vakfetmişim. Gel gör ki, Şah İsmail Müslümanlar arasında fesat ve tefrikayı körüklemeye çalışıyor. Eğer biz onun bu fitnesini ortadan kaldırmazsak kim bilir memlekette ne gibi dehşetli ve kanlı fırtınalar kopacak.”
“Şah İsmail, büyük babam Fatih Sultan Mehmed’in, onun dedesi olan Uzun Hasan’a vurmuş olduğu darbeyi unutmuş olsa gerek. Uzun Hasan da Osmanlı’ya meydan okuma hülyası ile ortaya çıkmış, ama sonunda aklına gelmeyen nice bela ve musibetlere maruz kalmıştı. Kim bilir belki de Şah İsmail büyük babası Uzun Hasan’ın intikamını almak istiyor. Bunun için de önce memleketin içinde din ve mezhep kavgaları çıkarmaya çalışıyor. Hiç düşünmüyor ki, büyük babam Fatih Sultan Mehmed Han kendisine daima Garp yolunu açmak istediği hâlde, Şark’ta tehlikeli bir düşman görünce hemen onun üzerine yürüdü ve darmadağın etti. Ben de tarihin kıyamete kadar takdir edeceği o büyük Fatih’in torunuyum. Şah İsmail hiç düşünmüyor mu ki, ben vatanımın bekası için babamla bile muharebe ettim.”
“İçinizde, iki Müslüman devletin karşı karşıya gelmesinin doğru olmadığını düşünenler var. Şimdi sorarım size Hz. Ali ile Hz. Muaviye’nin askerleri Sıffin’de savaşmadılar mı? Şimdi İran üzerine yürüme noktasında kararınızı söyleyiniz?” (Kenan, Y. tarihsiz,)
Yavuz Sultan Selim’in bu sözlerini kapının dışından duyan Abdullah ismindeki bir Yeniçeri, bu durum karşısında çok heyecanlanır ve kendisini tutamayarak içeri girer ve şöyle der:
“Padişahım daha ne duruyorsun, Allah yolunu açık, kılıcını keskin etsin. Biz senin emrindeyiz, öl desen ölürüz. Mademki dinimizin ve vatanımızın kurtulması için İran’la savaşmak lazımdır, öyle ise hemen savaşı ilan ediniz. Zira bu uğurda hayatlarını feda etmeye hazır, yüz binden fazla insan sizin arkanızdan gelecektir.”
Yeniçerinin bu konuşmasından sonra Yavuz Sultan Selim heyecanla ayağa kalkar ve şöyle der:
“Aferin sana aslan yürekli kahraman yavrum. Var olsun seni dünyaya getiren ana. Yaşasın senin gibi evlatlar yetiştiren bu millet. Seni sancak beyi yaptım. Elinden geldiği kadar çalış, zerre kadar doğruluktan ayrılma ve o rütbeye layık olduğunu ispat et.”
Âlicenap ve fedakâr Abdullah, Padişahın bu teveccühüne teşekkür ettikten sonra şöyle der:
“Hayatım ve tüm varlığım din, vatan ve padişah uğruna feda olsun. Hiçbir zaman doğruluktan ayrılmayacağıma yemin ederim.” (Kenan Yusuf, tarihsiz)Divan üyelerinin de İran seferinin yapılmasının münasip ve tam zamanı olduğunu söylemeleri ve ulemanın; “Dinimizde dalalet ehli ile mücadele edip, onların fitnesini bertaraf etmek, küffarla gazadan önce gelir.” fetvasını vermesi üzerine Yavuz Sultan Selim hemen sefer için hazırlıklara başlar. Artık herkes ordu-yu hümayunun muzafferiyeti ve bu gayenin tahakkuku için dua etmeye başlamıştır. İran Seferinden önce, İstanbul tarihî günlerinden birini yaşıyor, caddelerden akın akın askerler geçiyor, camilerde zafer için dualar ediliyordu. İlim adamları, din âlimleri ve şairler de ordugâhta bulunmak için hazırlanıyorlardı.
O İran ki, İskender, Hülagu ve Timurlenk gibi büyük şöhretleri, asırlara sığmayan nice muzaffer kumandanları ve azametli fatihleri görmüş idi. Ancak bu gelen onlardan kıyas olunmayacak derecede farklı idi. Zira onun yapacağı bu sefer, tarihte çok farklı ve derin izler bırakacaktı. Çünkü o, hükümdarlık arzusu ile değil, ilahî takdir mucibince vazifeli idi. Bunun içindir ki ilahi kader İslam dünyasında Şah İsmail’in bu cüretkâr ve fitneci faaliyetlerini durduracak olan Yavuz Sultan Selim Han’ı göndermişti.

Yazarın Diğer Yazıları