Her yıl 3 Kasım günü “Dünya Tek Sağlık Günü” olarak kutlanmaktadır. Tek sağlık; Amerika’da Veteriner Hekimleri Birliği, Tıp Birliği ve Halk Sağlığı Derneği tarafından kurulan Tek Sağlık Komisyonu (One Health Commission) ve Tek Sağlık Platformu (One Health Platform) tarafından 2016 yılında insan-hayvan-çevre ilişkileri bağlamında sağlık tehditlerine dikkat çekmek amacıyla dünya çapında bir kampanya olarak başlatıldı. Tek sağlık günü programları sadece bu ülkede değil; dünya genelinde birçok ülke ve bölge tarafından, kurumlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından farkındalık etkinlikleriyle gerçekleştirilmektedir. Yani 3 Kasım, küresel düzeyde iş birliği çağrısı yapılan bir gün olarak yerleşmiştir.
Tek sağlık kısaca; insan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığının birbirinden ayrılamaz kavramlar olduğunu, sağlığın korunması ve geliştirilmesinin bu konularda atılacak adımların bütüncül bir yaklaşımla atılması ile mümkün olacağını ifade eder. Başka bir ifadeyle halk sağlığı(insan sağlığı) ekosistemin sağlığıyla doğrudan ilişkilidir
Tek Sağlık yaklaşımının modern ismi 2016 yılında konulmuş olsa da gerçekte eski çağlara uzanan bir tarihi vardır. Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış tıbbın babası kabul edilen Hipokrat’ın “On Airs, Waters, Places” (Orijinal adıyla “Peri aerōn, hydatōn, topōn” Türkçe; “Hava, Sular, Yerler Üzerine”) adlı eseri, tıbbın ve çevre sağlığının ilk bilimsel temellerinden biri kabul edilir. Aslında Hipokrat’ın yaklaşımı modern Tek Sağlık yaklaşımının tıp tarihi kadar eski olduğunu göstermektedir. Hipokrat; insanların sağlığı, karakteri ve hastalıklarının yaşadıkları coğrafi çevreyle yakından ilişkili olduğunu savunur. MS 2. yy da Galen (Câlînûs), MS 9-10. yy Er-Razi (Rhazes), MS 10-11. Yy İbn Sînâ (Avicenna) İnsan–çevre–hastalık etkileşimini sistemli biçimde tanımlamıştır. MS 12. yy da İbn Zuhr (Avenzoar) hayvanlardan insanlara geçen hastalık anlamında zoonoz kavramını tanımladı. 20. yy da Süreyya Tahsin AYGÜN, Ahmet Şefik KOLAYLI, Calvin W. Schwabe beşeri ve veteriner tıbbın birlikteliğini günümüzdeki anlamıyla tanımladı.
Bugün gündelik haberleri takip eden herkes hayvanlardan insanlara geçen hastalıklara yabancı değil artık. Son günlerde sıkça gündeme gelen deli dana hastalığı, yakın tarihte Dünya’yı etkileyen covid pandemisi, korunmaktan başka çaresi olmayan kuduz hastalığı, ortaçağdan günümüze hortlayan verem, brucelloz, kist hidatik, salmonellozis, ebola, HIV, enfluenza, tifo, ve daha niceleri!
Bilimsel veriler insanlarda ortaya çıkan hastalıkların en az %60’ının hayvanlardan ve hayvansal ürünlerden bulaştığını ortaya koymaktadır. Tüm bunların yanında tarımsal üretimde kullanılan kimyasallar, ilaç kalıntıları, zehirlenen bitkiler, toprak ve kirlenen sular başlı başına bir tehlike kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylesine kirli ve bulaşık bir ekosistemde sağlığı korumak ve iyileştirmek için elbette tüm sağlık disiplinlerinin birlikte uyum içinde çalışmaları gereklidir.
Türkiye zoonotik (hayvanlardan bulaşan) hastalıklar bakımından coğrafi konum itibari ile Avrupa-Asya ve Afrika arasında köprü oluşturma potansiyelindedir. Bu durum değişken iklim ve bitki örtüsü ile barındırdığı biyolojik çeşitliliklerle daha da tehlikeli duruma gelmektedir. Son yıllarda artan insan ve hayvan hareketlilikleri de zoonotik hastalıkların Ülkemizde görülme riskini giderek arttırmaktadır.
Halk sağlığı açısından koruyucu hekimliğin ilk basamağını veteriner hekimlik hizmetleri oluşturur. Sağlıksız hayvanlara rağmen sağlıklı insan, sağlıksız çevreye ve ekosisteme rağmen sağlıklı toplum düşünülemez. Örneğin; veteriner hekimlik çalışmalarıyla hayvanlarını veremden(tüberkülozis), brucellozdan, kuduzdan, salmonellozdan arındıramamış bir ülkenin insanlarının bu hastalıklara yakalanması kaçınılmaz oluyor maalesef. Gerekli veteriner hekim muayenesi yapılmadan insan tüketimine sunulan tüberkülozlu 400 kg karkas ağırlığındaki kasaplık bir hayvanın etinin 100 gramlık porsiyonlarda 4000 kişinin sofrasına ulaştığını düşünürsek durumun aynı zamanda kitlesel bir tehlike arz ettiğini de idrak etmiş oluruz sanırım. Sağlıklı bir toplum olabilmek, millet olarak geleceğe güvenle yürüyebilmek için kamu başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarımızla tek sağlık anlayışını benimsenmeli, korunmanın tedaviden üstün olduğunu hep hatırda tutulmalıyız.