Nevzat Algan

Ya İstiklal Ya Amerika

Nevzat Algan

Bugün Dünya’yı kendine sömürge haline getirmeye çalışan Amerika sınır tanımaz bir şekilde Ortadoğu’ya saldırıyor. Son hedefi de İran oldu. Ülkemizin de sırada olma ihtimali az değildir. 

Kendisini savaşları bitiren başkan olarak nitelendiren ve Oscar barış ödülüne talip olan ABD Başkanı Trump saldırıların artarak devam edeceğini söylüyor. Özellikle televizyondan haber kanallarını takip eden her Türk vatandaşı maalesef saatlerce ABD başkanının tehditlerini dinlemek zorunda kalıyor. Donald Trump’ın Amerikan ulusuna sesleniş konuşmasını canlı yayında vererek Türk halkına Amerikan sömürgesi muamelesi yapan haber kanallarımız şehit haberi için bile Trump’ın konuşmasını bölmüyor/bölemiyor. 

Dünya’ya barış getirme kisvesi altında sömürgecilik yapan Amerika’nın bu siyaseti yeni değildir.  I. Dünya savaşından itibaren devam etmektedir. Dünyanın en büyük sömürgeci devleti olan İngiltere birincilik bayrağını Amerika’ya kaptırdı desem yanlış olmaz. 

Sömürgeci Amerika bugün olduğu gibi I. Dünya savaşı yıllarında ve sonrasında verdiğimiz İstiklal Harbi sırasında da Türk halkı içinden kendisine çok sayıda destekçi edinmeyi maalesef başarmıştır. 

Akli melekeleri yerinde olan ve kendisini Türk Milleti’nin bir ferdi olarak kabul eden namuslu her vatandaşın Mustafa Kemal Atatürk’e minnet ve saygı duymaya, inançları doğrultusunda Aziz Ruhu için dua etmeye mecbur olduğuna dair bir kanıt sunacağım size. 

İyimser bir bakış açısıyla ifade etmek gerekirse; “Vatanını ve Milletini canından çok sevdiği ve bu uğurda elinden gelen her türlü fedakarlığı göstermekten geri durmadığı “varsayıldığı!” halde “aldatılan, kandırılan” yada yine iyi niyetli olduğu düşünüldüğünde; “herhalde halde aklı yetmediği  için yanlış fikirler taşımış, yaymış ve yanlış kararlar vermiştir” diyerek konuyu kapatacağım kişilerden biri de Halide Edip Adıvar’dır.

Kısaca tasvir etmek gerekirse Halide Edip 1882 İstanbul doğumlu bir yazardır. Yazar olması ve iyi hatipliği nedeniyle halk arasında itibar gören bir aydındır. Mustafa Kemal Paşa bu özellikleri nedeniyle kendisine önem vermiş ve Halide Edip’in toplum üstündeki fikri otoritesini Milli Mücadele lehinde vasıta olarak kullanmıştır.

1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün izlediği siyaseti eleştiren Halide edip kendi ifadesiyle “demokrasi ve özgürlüğün bulunduğu yer” olarak nitelendirdiği İngiltere’ye yerleşti. Atatürk’ün vefatından sonra 1939 da Türkiye’ye döndü. 1950-1954 yılları arasında Demokrat Parti’den İzmir milletvekili seçildi. 1964 yılında İstanbul’da vefat etti. 

Atatürk’ün 15 Ekim 1927 Cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde saat 10:00 da başlayan ve 20 Ekim 1927 de tamamlanan 6 gün boyunca toplam 36 saat 33 dakika süren konuşmasından ibaret olan Nutuk’tan alıntıladığım telgrafı aynen aktarıyorum;

***

Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne

 Saygıdeğer Efendim,

Memleketin siyasî durumu en son kertesine geldi. Kendimize bir yön çizebilmek için, Türk milletinin zarını atıp olumlu bir durum alma zamanı ise geçmek üzere bulunuyor.

Dış durum İstanbul'da şöyle görünüyor : Fransa,İtalya, İngiltere, Türkiye'nin mandaterlik meselesini Amerikan Senatosu'na resmen teklif etmiş olmakla birlikte, Senato'nun bu teklifi kabul etmemesi için bütün güçlerini kullanıyorlar. Taksimden pay kaçırmak elbette işlerine gelmiyor. 

Suriye'de aradığını bulamayan Fransa, zararını Türkiye'den kapatmak istiyor. İtalya namuslu bir emperyalist olduğundan, savaşa ancak Anadolu'nun bölüşülmesinde pay almak için girdiğini açıktan açığa söylüyor. İngiltere'nin oyunu biraz daha incedir. 

İngiltere, Türk'ün birliğini, çağdaşlaşmasını, gerçek bir bağımsızlık kazanmasını, gelecekte bile istemiyor. Yeni imkân ve görüşlerle ;tamamen çağdaş ve kuvvetli bir Müslüman- Türk hükûmeti başında hilâfet de olursa, İngiltere'nin elindeki müslüman esirleri için kötü bir örnek olur. İngiltere Türkiye'yi bütünü ile ele geçirebilse, kafasını kolunu koparır, birkaç yılda sadık bir sömürge durumuna sokar. Buna, memleketimizde en başta ve özellikle dinî sınıflar çoktan taraftardırlar. Fakat bunu Fransa ile dövüşmeden yapabilmek mümkün olamayacağından taraftar olamaz. Fakat, Türkiye'yi bütün olarak korumak gereği duyulursa, yani bölüşmenin büyük askerî fedakârlıklarla yapılabileceğini anlarsa Lâtinleri sokmamak için Amerikan görüşünü tutar ve destekler.Nitekim İngiliz siyasetçileri arasında zaten bu görüşe eğilimli olanlar vardır. Morisson (Morison) gibi ünlü kimseler Amerika'nın Türkiye'de manda kurmasmı istiyorlar.

Başka bir çözüm yolu da, Türkiye'yi Trakya'dan, İzmir'den, Adana'dan, belki de Trabzon'dan ve hele İstanbul'dan yoksun bıraktıktan sonra, eski Kapitülasyonları ve boğulmaya mahkûm iç sınırlarıyla başbaşa bırakmak. 

Biz İstanbul’da, kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını içine almak üzere geçici bir Amerikan mandasını Kehven-i şerolarak görüyoruz. Dayandığımız noktalar şunlardır : 

1- Aramızda, hangi şartlar altında olursa olsun, Hristiyan azınlıklar kalacaktır. Bunlar hem Osmanlı vatandaşı olma haklarından yararlanacaklar hem de dışarıda bir Avrupa devletine dayanarak karışıklık çıkaracaklar, sürekli olarak müdahaleye yol açacaklar ve zaten göstermelikten ibaret olan bağımsızlığımızdan azınlıklar adına her yıl bir parça daha kaybedeceğiz. 

Güçlü bir hükûmet ve çağdaş bir idare kurulabilmesi için, patrikhanenin siyasî imtiyazla, azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli tehditler ortadan kalkmalıdır. Küçük ve zayıf bir Türkiye bunu başaramayacaktır.

2- Biribirini yok eden, çıkar sağlama, hırsızlık, macera ve şöhret için yaşayanların hırsını doyuran bu hükûmet anlayışı yerine, milletin refah ve kalkınmasını sağlayabilecek, halkı ve köyleri, sağlığı ve zihniyeti ile çağdaş bir halk durumuna getirebilecek bir hükûmet anlayış ve uygulamasına ihtiyacımız var.Bunun için gerekli olan paraya uzmanlığa ve kudrete sahip değiliz. Siyasî dış borçlar, siyasî esareti artırıyor. Taraf tutma, cahillik ve çok konuşmaktan başka olumlu bir sonuç veren yeni bir hayat yaratamıyoruz. 

Bugünkü hükûmet, adamlarını takdir etmese bile, halkı ve halk hükûmeti kurulmasını yararlı gören Filipin gibi vahşî bir memleketi, bugün kendi kendini idareye muktedir çağdaş bir makine haline koyan Amerika, bu konuda çok işimize geliyor. On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir Türkiye'yi, her ferdi öğrenimi ve zihniyetiyle gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi, ancak yeni dünyanın kabiliyeti yaratabilir. 

3- Yabancı devletlerin Türkiye üzerindeki rekabetlerini ve kuvvetlerini memleketimizden uzaklaştırabilecek bir yardımcıya ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa dışında ve Avrupa'dan daha güçlü bir elde bulabiliriz. 

4- Bugünkü oldu bittileri ortadan kaldırmak ve davamızı sür'atle dünyaya karşı savunabilmek için, gerekli güce sahip bir devletin yardımını istemek lâzımdır. Yayılma siyaseti güden Avrupa'nın 55başvurduğu binbir yol ve alçakça siyasetine karşı böyle bir vekil olarak Amerika'yı kendimize kazanarak ortaya atabilirsek, Doğu Meselesi'ni de Türk Meselesi'ni de gelecek için kendimiz çözümlemiş olacağız. 

 Bu sebeplerden dolayı, bir an önce istememiz gereken Amerikan mandası da, elbette sakıncasız değildir. Haysiyetimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız, bazılarının düşündüğü gibi, Amerika'nın resmî sıfatında dinî eğilim ve taraf tutma yoktur. Hristiyanlara para verecek misyoner kadın Amerika'sı, Amerika'nın yönetim mekanizmasında bir yer tutmaz. Amerika'nın yönetim mekanizması dinsiz ve milliyetsizdir. O, türlü cins ve mezhepten insanları çok uyumlu ve kaynaşmış olarak bir arada tutmanın yolunu biliyor. 

Amerika, Doğu'da mandaterlik yapmak Avrupa'da başına dert açmak niyetinde değildir. Fakat onların onur meselesi yaptıklan şey, yöntemleri ve idealleri ile Avrupa'dan daha üstün bir milet olmak iddiasıdır. Bir millet içtenlikle Amerikan milletine başvurursa, Avrupa'ya, girdikleri memleket ve milletin yararına nasıl bir idare kurduklarını göstermek isterler. Amerikan resmî mahfillerinin önemli şahsiyetleri arasında epey lehimize bir hava oluştu. İstanbul'a Ermeni dostu olarak gelen birçok hatırı sayılı Amerikalı, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler. 

Bu akımı temsil eden resmî ve gayrî resmî Amerikan görüşünün altında yatan gizli düşünce şudur : Türkiye'yi parçalamamak, eski sınırları içinde bir bütün halinde olduğu gibi korumak şartıyla genel ve tek bir mandaya bağlamak. Suriye, Amerikan Komisyonu orada iken, genel bir kongre toplayarak Amerika'yı istemiştir. Suriye'nin bu isteği Amerika'da çok iyi karşılanmıştır. 

Amerika, bizim topraklarımız üzerinde Ermenistan kurmaya niyetli görünmüyor. Eğer mandayı alırlarsa, bütün milletleri eşit şartlar altında bir memleket evdâdı olarak kabul edip alacaklarını önemli çevrelerden haber aldım. 

Ne var ki, Avrupa, mutlaka bir Ermenistan meselesi ortaya çıkarmak- özellikle İngiltere Ermenilere tavizler vermek istiyor. Amerikan kamuoyunda zulüm görmüş Ermeniler adına bir oyun oynamaya çalışıyor. Avrupa korkusu bizim fikir adamlarını düşündürüyor. Reşat Hikmet Bey gibi, Câmi Bey gibi,hattâ millî birliğe şekil veren diplomatlarımızın, Ermeni meselesi için bir çözüm yolu tavsiyeleri var. Resmen size yazılıyor. 

Çok tehlikeli anlar geçiriyoruz. Anadolu'daki mücadeleyi dikkat ve sevgiyle izleyen bir Amerika var. Hükûmet ve İngilizler, bunun Hristiyanları öldürmek, İttihatçılar getirmek için yapılan bir hareket olduğu düşüncesini Amerika'ya elbirliği ile benimsetmeye çalışıyorlar. Her an bu Millî Mücadele'yi durdurmak için kuvvet gönderilmesi tasarlanıyor; bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. 

Millî Mücadele sür'atle ve olumlu isteklerle kendini ortaya koyarsa ve Hristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika'da hemen destek bulacağını yine çok önemli çevreler garanti ediyorlar. 

Sivas Kongresi toplanıncaya kadar, Amerikan komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hattâ, kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeyi de belki başarabileceğiz. İşte bütün bunlar karşısında, dâvâmızda bize yardımcı olabilmesi için, bu fırsat dakikalarını kaybetmeden, bölüşülme ve çözülme korkusu karşısında, kendimizi Amerika'ya başvurmaya mecbur görüyoruz Vasıf Bey kardeşimizle bu hususta birleştiğimiz noktaları kendisi de ayrıca yazacaktır. Türkiye'yi azim ve irade sahibi geniş görüşlü bir iki kişi belki kurtarabilir. Macera ve boğuşma devri artık geçmiştir.

Gelecek için kalkınma ve birlik savaşı açmaya mecburuz. Sınırlarında bu kadar çok evladı ölen zavallı memleketimizin düşünce ve medeniyet savaşında kaç tane şehidi var. Biz Türkiye'nin hayırlı evlâtlarından, yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. Sizin, Rauf Bey kardeşimizle birlikte, temelleri bile çöken zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz. 

Saygılarımı gönderir, başarınıza dua ederim. Millî dâvâda canıyla başıyla çalışanlar arasında, sade bir Türk askerinin alçak gönüllülüğü ile, sizinle birlikte olduğumu ifade ederim. 

10.8.1919 

Halide Edip 

Karahisarsahip (Afyonkarahisar) 

***

Düşünenler için yeterli ibretin alınabileceğini varsaydığım bu telgrafta yer alan görüş ve tavsiyeler yalnızca Halide Edip’in fikirleri değildir. Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında aynı minvalde fikirlerin savunuculuğunu yapan çok sayıda “aydın, yazar, siyasetçi, devlet adamı” olmuştur.  

11 Eylül 1919 tarihinde yayınlanan ve tüm dünyaya ilan edilen Sivas Kongresi kararları ve “Ya İstiklal Ya Ölüm”  anlayışıyla himaye altına girmeyi ölmekle bir tutan onurlu duruşun sonucunda Manda ve himaye kabul edilmedi. 

                Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından sonra Ülkemizi yöneten siyasilerin önemli bir kısmı tarafından telgrafta yer alan fikirlerin benimsenip benimsenmediğini takdirinize bırakıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları